Arama

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay
Kasım 5, 2021
Ahde vefâ, “Allah’a verilen sözü hatırlamak”tır…
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Bu yıl ki Mevlid-i Nebî haftasında ana tema olarak belirlenen "Vefâ" üzerine sizlerle bundan önceki yazılarımızda paylaşımlarda bulunmuştuk.

Vefâ, öylesine geniş ve öylesine derin bir alanı kaplıyor ki, pek çok yönden ele alınabilecek bu zengin kaynağın, biz daha "kulun Allah ile yaptığı ahidleşme ve sözleşmesine vefası"na dair söylenecekleri tamamlayabilmiş değiliz. Doğrusu, Allah'ın kullarına ve yarattığı varlıklara vefa anlamında da söylenebilecek çok şey vardır. Ama herhalde bunların en önemlisinin, "Allah'a olan vefası" olduğu da bir hakikattir… Bu bağlamda, üzerinde konuşulacak daha çok şeyin var olduğunu söyleyebiliriz.

"Enbiyâ" olarak bilinen Peygamberlerin; ve "Evliyâ" olarak anılan Allah Dostlarının hayat hikayeleri okunduğunda şu ortak özellik görülecektir. Allah'a kulluğu büyük bir samimiyetle ikrar, ibadetleri aşkla ve şevkle yerine getirmek!... Son Nebi'nin hayatında da bu hakikatin en güzel örneklerini bulmak mümkündür. Resul-i Ekrem (sav) Efendimiz bu anlamda öylesine bereketli bir hayat yaşamıştır ki, gönlünde Allah'a kulluk şuuru olarak tanımlanan takvâ, dilinde yine O'nu tesbih ve zikir, davranışlarında yine O'nun rızasını kazandıracak her türlü muamele… Kısacası, her an ve her daim Allah ile birlikte olma hali… Buna rağmen, ashabının arasında, insanlarla birlikte yaşayan ve bu özelliklere sahip olunarak insanlar arasında yaşanabileceğini gösteren "en güzel örnek"…

Bugünkü yazımızda kulun Allah'a ezelde verdiği, "Evet, Sensin bizim Rabbimiz. Biz de Senin kulunuz; ve biz buna şahitlik ediyoruz!" sözünü sık sık hatırlaması, dile getirmesi ve ahdini yenilemesi gerektiği üzerine Sevgili Peygamberimizin tavsiyelerini ele almak istiyoruz.

Unutmaya meyilli insan için hatırlatmalarda bulunması "Hatırlat Ey Habibim! Senin hatırlatman müminlere fayda verir." (Zâriyat, 55) ayetiyle kendisinden istenilen Hz. Peygamberin hem ashabına hem de sonradan gelecek ümmetine tavsiyelerini ihtiva eden iki hadis-i şerifini paylaşmak istiyoruz sizlerle…

Ahmed b. Hanbel, Müsned adlı değerli eserinde Abdullah ibn Mes'ud'un (r.a.) anlattığı şu bilgiyi paylaşıyor bizlerle… Peygamberimiz bir gün şöyle dedi:

"Sizden biriniz her sabah ve akşam Allah'dan bir söz almaktan aciz mi bulunuyor?" Ashâb-ı Kiram da "Peki bu söz alma nasıl olur?" diye sorunca, şu cevabı verdi:

"Her biriniz sabah ve akşam şöyle desin: Allahümme fâtıressemâvati vel-ard.
Âlimel-ğaybi veşşehâdeh.

İnnî a'hedü ileyke bi ennî eşhedu en lâ ilâhe illâ ente. Vahdeke lâ şerîke lek.
Ve enne Muhammeden abduke ve resûlük.

Ve inneke in tekilnî ilâ nefsî, tukarribnî minşşerri ve tubâidnî minel-hayr.
Ve innî lâ esiku illâ bi rahmetik. Fec'al lî ahden tuveffiyenîhi yevmel-kıyâmeh.
İnneke lâ tuhliful mîâd.

"Ey gökleri ve yeri yaratan, gizliyi ve açığı bilen Allah'ım. Ben, senden başka ilah olmadığına şahitlik ettiğime dair sana söz veriyorum. Ancak Sen varsın, hiçbir ortağın yoktur Senin… Ve Muhammed (sav) Senin kulun ve resulündür.

Eğer Sen beni kendime bırakırsan beni kötülüğe yaklaştırmış, iyilikten uzaklaştırmış olursun. Ben ancak senin rahmetine güveniyorum. O halde Sen de bana kıyamet günü yerine getireceğin bir söz ver. Muhakkak ki, sen sözünde durursun."

Kul bunu söyleyince bu sözü üzerine mühür basılır ve arşın altına konulur. Kıyamet günü olunca bir münadi "Nerede Allah katında sözü bulunanlar" diye çağırır. Onlar gelirler ve cennete girerler."

Bu hadis-i şerifte dikkat çeken hususlardan biri her zaman okuduğumuz kelime-i şehadetin, aslında verdiğimiz sözü hatırlayarak tekrar ettiğimiz, ahdimizi yenileme adına bir güzel, salih amel olduğudur. Diğeri ise ezelde, "Bezm-i Elest"te verdiği sözü unutmayan ve bunu zaman zaman hatırlayarak ahdini ikrar eden bir kulun da Allah'tan mahşer gününde yerine getireceği bir söz alma hakkının olduğudur. Aldığı bu söz, o gün Allah'ın affına ve cenneti kazanmasına vesile olacaktır.

Diğer bir hadis-i şerif ise yine kulun Allah'a verdiği kulluk sözünü ikrar edip hatırlaması ve bunu Rabbine ifade etmesiyle alakalıdır. Taşıdığı mana yüceliği itibariyle "En Büyük Af Dileyiş" sözlerini ihtiva eden bu dua da yine bir kulluk ve ahdini ikrar ifadesidir.

İmam Buhari, Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu aktarmaktadır: "Kim şu sözleri samimi bir şekilde inanarak gündüz okuyup o gün akşama varmadan vefât ederse, o kimse cennet ehlinden olur.

Yine kim bunları geceleyin okuyup sabaha çıkmadan vefât ederse o kişi de cennet ehlinden olur" buyurarak, "Seyyidül-İstiğfâr" olarak bilinen şu duayı okudu:

"Allahümme! Ente Rabbî. Lâ ilâhe illâ ente.
Halaktenî ve ene abdük. Ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü.
Eûzü bike min şerri mâ sana'tü.
Ebûu leke bini'metike aleyye
ve ebûu bizenbî fağfir lî zünûbî.
Feinnehû lâ yağfiruzzünûbe illâ ente."

"Allah'ım!
Sensin benim Rabbim. Senden başka ilâh yok.
Beni Sen yarattın ve ben Senin kulunum.
Ezel'de sana verdiğim ahdim üzere,
gücüm yettiğince sözümde durmaktayım.
İşlediğim kusurların şerrinden Sana sığınırım.
Bana lûtf ettiğin nimetleri minnetle anarım
ve Yüce huzurunda günahımı itiraf ederim.
Beni affet
(Allah'ım!) Şüphe yok ki,
günahları senden başka affedecek yoktur."

Bir duanın bile insan üzerindeki değiştirici ve dönüştürücü etkisi, bilinen bir gerçek… Belki de bu dualar, bizim hayatımızda böyle bir rol oynayacaktır… Bu niyazla birlikte mübarek Cuma günümüzün feyiz ve bereketinin üzerinize olmasını diliyorum. Sağlıcakla kalınız efendim.

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN