Arama

Filistin’deki ateşkes hangi anlamları taşıyor?

Filistin’deki ateşkes hangi anlamları taşıyor?
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Cuma gününün feyiz ve bereketinin üzerinize olması niyazıyla yazımıza başlamak istiyoruz. Bu aynı zamanda, Cuma gününü mübarek kılan, bu günün feyiz ve bereketinden hepimize lütfeden Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ'yı zikir ve tesbih ve aynı zamanda ve O'na hamd ü senamızı ifade etmemiz anlamına de gelmektedir.

İşgalci ve azgın devlet İsrail'in ancak "vahşet" olarak nitelendirilebilecek 11 günlük saldırıları dün gece saat 02.00 itibariyle yürürlüğe giren ateşkesle sona erdi. Top, füze ve mermilerle; uçaklardan atılan bombalarla vurulan apartmanlarda enkaz altında kalan 65'i çocuk, 39'u kadın olmak üzere toplam 232 kişi can verdi 11 gün içinde… Bankalar vuruldu, fabrikalar fosfor bombalarıyla yangın yerine döndürüldü. Zaten kısıtlı imkanlara sahip su şebekeleri tahrip edildi; susuzluğa mahkum bırakıldı çaresiz insanlar… Hastanelerde yatan hastaları bile taciz edecek saldırılarda bulundu zalimler. Kısaca onlar, akla gelebilecek her türlü mağduriyeti yaşattı, masum ve çaresiz Filistinlilere, hem de tüm dünyanın gözü önünde ve tam 11 gün süresince…

Ajanslar bugün, taş, beton ve demir yığınlarına dönmüş Gazze'den; ve Filistin'in diğer gölgelerinden yeni görüntüler geçiyor şimdi… 11 gün içinde nicesini duyduğumuz acı ve hüzün dolu hikayelere yenileri ekleniyor… En son şahit olduğumuz haberlerden biriydi, bayram sonrası düğün planları yapan bir nişanlı çiftin ayrılıklarına sebep olan saldırı… Diş Hekimiydi Şeyma. Ama zalim İsrail'in bombaları, evlenip yuva kuracağı nişanlısından da hayattan da koparıp almıştı onu... Nişanlısı büyük bir metanet ve Rabbinden gelen bu takdir-i ilahiye rıza gösterip, "Elhamdülillah, O'ndan gelene razıyım. Vallahi nişanlım şehid oldu, gülümsüyordu bana…" diyerek karşılamıştı bu büyük sınavı… Tıpkı "ölürsem beni bayramlık elbiselerimle defnedin" diyen 11 yaşındaki kızının sözlerini gözyaşlarıyla ama iman dolu yüreğindeki teslimiyetiyle anlatan bir anne gibi…

Daha önce de İsrail defalarca, kimi zaman mübarek Ramazan ayında, kimi zaman bayram günlerinde fütursuzca bombaladı, işgal altında tuttuğu Filistin topraklarını… Misket ve fosfor bombaları kullanmaktan kaçınmadı; ne âr duydu ne de utanma… Ancak bu defa onun açısından bir şeyler yolunda gitmedi anlaşılan… Beklemediği karşı füze saldırıları ve hiç hesaba katmadığı Demir Kubbe'nin işe yaramadığı gerçeği… Dünya kamuoyunun bu saldırıları kınayışındaki birliktelik ve beraberliğin, İsrail'in almış olduğu ateşkes kararında etkili olduğu görüşleri dolaşıyor şimdi gündemde… Bugünkü yazımızda bu son saldırıların diğerlerinden farklı yönlerine dikkat çekmek istiyoruz.

SON SALDIRININ ÖNCEKİLERDEN FARKLARI NELERDİ?

Kanaatimizce işgal edilmiş Filistin topraklarında, 232 cânın –şehâdet mertebesine ulaşarak- bu dünyadan göçmesine; evlerinden, yuvalarından mahrum kalmalarına, sevdikleri yakınlarını; anne-baba, evlat ve kardeşlerini kaybetmelerine sebep olan bu saldırılar, öncekilerden farklı birtakım sonuçlar getirdi sanki… Özellikle mübarek Ramazan ayının son günlerini hedefleyen zalimlerin Mescid-i Aksâ ve Kudsü Şerif'e; orada ibadetten başka bir amaçları olmayan Müslümanlara karşı saygısız ve saldırganca tutumları her zamankinden daha güçlü bir nefret ve karşı koyma gücü oluşturdu Müslümanlarda… Yıllardır, Mescid-i Aksâ'ya muhafızlık yapan, her türlü dünyalığı elinin tersiyle iten Kudsü Şerif'in sakinleri ve Mescid-i Aksa'nın komşuları, yine dimdik durdular zalimler karşısında… İsrail, zedelenen itibarını, atılan füzeleri bahane ederek çaresiz durumdaki Gazze'ye, bombalar yağdırarak kurtarmaya çalıştı; ne kadar başarabildiyse!..

Filistin'in elinde hiçbir imkan olmamasına rağmen, radarların takip etmesi mümkün olamayan füzeler imal etmesi ve bunları İsrail'e gönderebilmesi de üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir konuydu… Zira, Demir Kubbe'nin sahip olduğu radar sisteminin, bu füzeleri takip ve imha etme hususunda hiç de başarılı olamadığı görüldü.

Yine bu süreçte, tâ başından beri özellikle Türkiye'nin hem devlet adamları hem de halkıyla Filistin davasını sahiplendiği ve halkına destek hususunda elinden geleni yaptığı bir hakikattir… Sosyal medya başta olmak üzere haber ajanslarıyla ve sivil toplum kuruluşlarıyla kalbi ve gözü hep Filistin'deydi, Türkiye'nin… Bölgeden gelen anlık ve sürekli bilgi akışıyla sosyal medyanın çok iyi kullanıldığına şahit olduk bu süreçte... Farklı ülkelerden yüzbinlerce insanın sosyal medyadaki paylaşımları, yeni paylaşımlar almak suretiyle ve aldıkları beğeni desteğiyle İsrail'i, "zalim ve azgın bir terör devleti" vasfına mahkum etti âdeta…

Bu cümleden olarak, özellikle bu süreçte gece-gündüze demeden, görüştüğü dünya liderleriyle Filistin konusunda neler yapılabileceğine dair yoğun mesai harcayan Cumhurbaşkanımız, dış temaslarda bulunan Dışişleri Bakanımız ve Cumhurbaşkanlığına bağlı devlet erkânı; TBMM üyeleri, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gibi siyasiler yanında tâ başından beri yıllardır o topraklarda hep mazlumun yanında olan Türkiye'nin yardım kuruluşlarını özellikle zikretmemiz gerekiyor.

Son bir şeyi daha eklemek isteriz… Bu süreçte Türkiye'de akademisyenler ve analistler; haberciler, gazeteciler ve özellikle köşe yazarları; siyaset yapanlar ve sivil toplum kuruluşları, gerek Mescid-i Aksâ, gerekse Kudsü Şerif'i doğru bilgilerle tanıma ve değerini takdir etme hususunda, gerekse Filistin halkının yıllardır ne denli büyük bir haksızlığa ve mahrumiyete, zulüm ve işkencelere maruz kaldığını daha net resimlerle ve bilgilerle anladı kanaatindeyiz. Çünkü bu süreç, adına Birleşmiş Milletler Teşkilatı denilen kurumun, zalimi engelleme gibi bir inisiyatifi hiçbir zaman kullanmadığını, cılız ve kısık seslerle kınamaktan başka bir şey yapmadığını ortaya koymuştur, aynı zamanda...

Son sözümüz şudur: Şimdilik her ne kadar tatlı bir hayal olarak hafızalarımızda yer bulsa da yeryüzündeki Müslümanların ortak vasfı olan "İslam Ümmeti"nin haklarını koruyacak bir Birleşik İslam Ordusu kavramının bile ne kadar etkili olabileceğini bu süreçte yaşamış olduk… Her ne kadar "ümmet" kavramını doğru şekilde anlamak istemeyenlerin dezenformasyonlarına da şahit olsak da…

Artık bundan sonraki süreçte tüm Müslümanlara düşen görevler var. Bu görevler yerine getirildiği takdirde zalim İsrail de ona müsamaha gösteren ABD ve diğer zulüm destekçisi ülkeler de kolay kolay saldırganlık yapamayacaklardır diye düşünüyoruz.

Tüm İslâm âlemine ve sizlere, sağlık, afiyet, huzur ve sükun dilekleriyle…

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN