Arama

Yıllarca uyutulan ve sonra uyandırılan gençler: Ashab-ı Kehf

Yıllarca uyutulan ve sonra uyandırılan gençler: Ashab-ı Kehf
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Önceki yazımızda, 30 Ekim 2020 tarihinde meydana gelen İzmir Depremi'nden günler sonra enkazdan sağ çıkarılan iki bebekten bahsetmiş ve özellikle 91 saat sonra, sanki öğle uykusundan henüz uyanmış bir bebeğin mahmurluğu içinde huzur dolu simasıyla ve kurtarma ekiplerine sakin bir şekilde verdiği cevaplarla insanları hayrette bırakan minik Ayda'nın bize neleri çağrıştırdığına değinmiştik. Sözlerimizi tamamlarken onun bu halinin, bize en çok Ashab-ı Kehf'i hatırlattığına dikkat çekmiş ve Kur'an-ı Kerim'de bir sureye ismini veren bu kişilerin hikâyesini ele alacağımızı ifade etmiştik. Bugünkü yazımız işte bu münasebetle Ashab-ı Kehf üzerine olacaktır…

KEHF SURESİNİN İNDİRİLİŞ SEBEBİ

Kur'an-ı Kerim'in, Allah Teâlâ'nın katından Vahy Meleği Cebrail vasıtasıyla Peygamberimize (sav) indiriliş sürecinde, surelerin ve ayetlerin nâzil oluşunda birtakım sebepler söz konusudur. Ashab-ı Kehf'ten bahseden Kehf Suresinin "sebeb-i nüzûlü" hakkında ilgili kaynaklarda şöyle bir hadiseden bahsedilmektedir.

Mekke'de her geçen gün Müslümanların sayısının artması üzerine, müşrikler, tek bir ilaha inanmayı, bu dünyanın, kopacak bir kıyamet ile sona ereceğini ve insanların yeniden diriltileceğini insanlara tebliğ eden Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin, gerçekten Allah tarafından bir peygamber olarak gönderilip gönderilmediğini araştırmak ve bu konuda yahudi bilginlerinden bilgi almak için iki kişiyi Medine'ye göndermeye karar vermişlerdi: Nadr b. Hâris ve Ukbe b. Ebî Muayt… Bunlar Medine'de yaşamakta olan yahudi bilginlerine gidecek, vasıflarını ve söylemlerini aktaracakları Hz. Muhammed'in durumunu onlara soracak, ellerinde Tevrat gibi bir kitap olduğu için kendilerinin bilmedikleri konularda bilgi sahibi olan bu bilginlerden yardım isteyeceklerdi…

İkili, Medine'ye gelerek konuyu bu bilginlere aktardılar. Tevrat'taki bilgilere vâkıf olan bu bilginler onlara şu üç konuda soru sormalarını tavsiye ettiler: "Peygamber olduğunu iddia eden Muhammed'e, geçmiş zamanlarda mağaraya sığınmış gençleri sorun. Dünyayı doğudan batıya kadar dolaşan kimdi? ve "Rûh nedir?" diye de sorun. Eğer ilk iki soruya cevap verir ve Ruh'tan hiç bahsetmezse bilin ki o bir peygamberdir. Şayet bu sorulara hiç cevap veremezse bilin ki, o ancak bir falcıdır size hiçbir zarar veremez!.."

Adı geçen müşrikler Mekke'ye döner dönmez hemen Peygamber Efendimize gelerek sözü edilen soruları sordular. Özellikle onlara mağaraya sığınan gençlerin hikayesi çok ilgi çekici gelmişti ve bu hususta bilgi vermesini istediler...

Yine surenin sebeb-i nüzûlü olarak olarak zikredilen diğer bir husus, Mekke'ye yolu düşen Hristiyan tâcirlerin, veya Suriye ticaret yolunda bulunan kiliselerdeki din adamlarının Kureyşlilere, "mağaraya sığınan gençler" hakkında bilgi vermesi için Peygamberimize soru sormasını telkin ettikleridir.

İşte onların sordukları bu sorulara cevaben indirilen sureye adını veren "Kehf Ashabı" yani "Mağara Arkadaşları", surenin ilk kısmında yer alan ayetlerde ele alınan ve son derece dikkat çekici hikâyeleriyle günümüze ve geleceğe ışık tutan, ibret dolu bir maceranın kahramanlarıdır…

Doğrusu, surenin indiriliş sebebi ne olursa olsun, her hâl ü kârda Peygamberimiz, bilgisi dışında olan bu konularda kendisine Hz. Cebrail'in getirmiş olduğu vahy-i ilahiyi çevresindeki insanlara aktarmış ve son derece hayret ve ilgi uyandıran "Ashab-ı Kehf", "Hz.Musa-Hz.Hızır kıssası" ve "Zülkarneyn Kıssası" başta olmak üzere, Kehf suresindeki diğer ibretli olayları soruları soranlarla ve tüm insanlarla paylaşmıştı. Ancak bugün olduğu gibi, o gün de inen ayetler, bir kısım insanların inanmasına veya imanının pekişmesine vesile olmuş, bir kısmı ise "Bu söylediklerin, eskilerin anlattıkları masallarından ibaret!" deyip küçümsemiş, dahası "Yani sen ey Muhammed! Un ufak olmuş kemiklerin yeniden diriltileceğini mi söylüyorsun? Kim yapacak bu işi?" gibi sorularla alay etmişlerdi. Tıpkı bugün, "bilimadamı" sıfatına sahip birilerinin, elindeki bilimsel veri ve bulguları her şeyin üstünde görerek, bilime ve bilimsel birikime olan tutkusunu âdeta putlaştırarak, yaşanan deprem gibi hadiselerde sözü "Allah'ı bu işe karıştırmayın!" demeye getirmeye çalıştıkları gibi…

KEHF SURESİNİN ÖNEMİ

Allah Teâlâ bu sure vasıtasıyla, bir gün mutlaka dünyanın sonunu getirecek kıyametin mutlaka kopacağını ve âhirette ölülerin mutlak surette diriltileceğini, insanların bu konuyu daha rahat anlayabilmeleri için surenin başlarında 9-26. Ayetlerde, "Ashâb-ı Kehf" adı verilen gençlerin başından geçen ibretli bir olaya yer vermektedir.

Olay, Ehl-i Kitap olarak bilinen Hrisitiyan ve Yahudilerin yabancı olmadığı bir konudur. Asıl muhatap ise ölümden sonra dirilişin gerçekleşeceğine inanmayan Mekke müşrikleridir...

Sureye isim olan Kehf kelimesi "dağda bulunan büyük ve geniş mağara" demektir. Bu mağaraya sığınan ve Allah tarafından yıllarca uyutularak muhafaza edilen ve sonra da hiçbir şey olmamış gibi uyandırılan gençlere ise "Ashâb-ı Kehf" denilmiştir. Ayette geçen Rakîm kelimesi hakkında ise kesin bir bilgi yoktur. Sözlükler rakîm için "yazılı belge, kitâbe" anlamı verdiğinden dolayı "Ashâb-ı Kehf'in adlarını ve başlarından geçenleri ihtiva eden bir kitâbe" olarak kabul edenler olduğu gibi mağaranın bulunduğu vadinin, dağın veya memleketlerinin adı olabileceğini ifade edenler de olmuştur. Ancak surenin karakteristik özelliği, detayları değil, asıl önemli konu olan "ölümden sonra dirilişin" gerçekleşmesine dikkat çekmesidir. Çünkü bu sure, bahse konu olan gençleri yıllarca uyuttuktan sonra uyandıran Allah'ın, bir nevi uyku olan ölümden sonra insanların da böylece kabirlerinde ruhlarının bedenleriyle buluşturulacağını ve uyandırılıp diriltileceğini nazarlara vermesidir…

"Ey Muhammed! Yoksa sen bizim ayetlerimizden sadece Ashab-ı Kehf'in hikayesinin mi ibrete şayan olduğunu sandın?" (Kehf, 9) ifadeleriyle başlayan kıssa, Ashab-ı Kehf'den bahseden ayetlerin her biriyle günümüzde yaşananlara ışık tutacak nitelikte derin anlam ve hakikatleri taşıyan ayetlerdir. Gelecek yazımızda konuya devam etmek üzere sağlıcakla kalınız.

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN