Arama

GENÇLERE KUR’AN’DAN ÖRNEK KİŞİLİKLER-1 / Kıssaların En Güzeli ve Hz. Yusuf (as)

GENÇLERE KUR’AN’DAN ÖRNEK KİŞİLİKLER-1 / Kıssaların En Güzeli ve Hz. Yusuf as

Değerli okuyucum.

Üniversitelerimizin açıldığı şu günlerde, bundan önceki iki yazımızı gençlerimize rehberlik konusuna ayırmıştık. Bugünkü yazımızda ise Kur'ân-ı Kerim'den bir peygamberi ele alarak Allah Teâlâ'nın, bahse konu ettiği zikrettiği şahsiyetler vasıtasıyla hangi değerlere dikkat çektiğine temas etmek istiyoruz.

Kur'ân'da bahsi geçen peygamberlerin hayat hikâyeleri pek çok yönden incelenmeye değer niteliktedir. Özellikle onların gençlik dönemlerini ilgilendiren ayetler ise gençlere rehberlik adına özel bir bakışla incelenmesi ve irdelenmesi gereken bir niteliğe sahiptir. Bu bağlamda, hayatının tamamı kendi adını taşıyan bir sûrede ele alınan; güzelliği, iffeti ve namusu ile örnek bir kişilik olan Hz. Yusuf Peygamber bu yazımızın konusunu teşkil edecektir. Konuyu, bu muazzez peygamberin hayatından aktaracağımız kesitler ve ibretli hadiseler çerçevesinde işlemeye çalışacağız.

Kur'ân-ı Kerim'de, "kıssaların en güzeli" olarak nitelendirilen Yusuf suresi, kardeşlerinin kıskançlık duygularına muhatap oluşundan; bilhassa insan için sınavların en ağırlarından biri olan şehvet duygusu ve bunun getirebileceği sonuçlara karşılık, bir gencin "iffetli ve namuslu" duruşundan; günahlara ve zorluklara karşı "sabır timsâli" olarak bir örnek teşkil bahseden ayetlerle örülüdür. Bu sûrede Allah Teâlâ, peygamberlerinden biri olan Yusuf (as)'ın başından geçen hadiselerin tamamını, âdetâ insan psikolojisini anlamamıza yardımcı olan yalın ve fakat yer yer derin anlamlı ifadelerle zikretmiştir.

ŞEYTANI DÜŞMAN BİLMEK

Surenin başındaki ayetler, Yusuf peygamberin on-on iki yaşlarındayken gördüğü bir rüya ile başlar. Gerisini Kur'ân-ı Kerim'den takip edelim.

Görmüş olduğu görkemli ve etkileyici rüyayı babası Hz. Yakub'a aktarmıştı Yusuf (as)… Babası onun büyük bir manevi mertebeye nâil olacağını anlamıştı. Ancak onu uyararak rüyasını kardeşlerine anlatmamasını isterken gerekçe olarak şunu ifade etmişti: "Çünkü şeytan, insanları aldatan apaçık bir düşmandır."(Yusuf, 5). Hz. Yakub'un hangi sebeple bu rüyayı anlatmasını istemeyişine biraz sonra değineceğiz. Ancak onun diliyle, bu surede bir kez daha dikkat çekilen ve "şeytanın insan için açık/net/tartışmasız bir şekilde düşman olduğunun" vurgulandığı hakikat, aslında başka ayetlerde de zikredilmektedir (Bkz. Fâtır, 6; A'râf, 22; Yâsîn, 60). Dolayısıyla önce bu konu üzerinde durmamız gerekmektedir.

İnsanlığın atası Hz. Âdem ve eşinin cennetten sürgün edilmesine sebep olan şeytan, onların nesillerinden gelecek insanlık ailesi için de bu kadim düşmanlığını sürdüreceğine dair ahdin sahibidir. Bu gerçek, ilgili ayetlerde birkaç kez ifade edilmektedir. (Bkz. A'râf, 16; Hicr, 39) O halde diyebiliriz ki, bizler insanoğlu olarak şeytanın hedef tahtasında "1 Numaralı" düşmanız. Onun hedefi, arzusu, ideali budur vesselâm... İşte tam burada kendimize şu soruyu/soruları sormalıyız: "Şeytan, bizim hedef tahtamızda kaç numarada yer alıyor?" ya da "Şeytan, bizim "düşman" olarak kabul ettiğimiz bir varlık mıdır?" Doğrusunu söylemek gerekirse bu "açık düşman", ne var ki bizim listemizde kendine pek yer bulamıyor!... Zira biz şeytanı düşman olarak kabul etme hususunda hiç te hassas ve dikkatli değiliz… Dahası bu gafletimizin farkında da değiliz.

Hâlbuki Kur'ân-ı Kerim'deki farklı ayetler bize şunu hatırlatıyor: Yeryüzünde insî ve cinnî (insan ve cin şeytanlar) vardır. Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır. Siz de onu düşman belleyin. Onun adımlarını takip etmeyin. Ondan size gelebilecek bir kötü duyguyu hissettiğiniz anda Allah'a sığının. Çünkü Allah, sizin sığınma sözünüzü işiten ve halinizi bilen-görendir. (Bkz. Bakara, 208; En'âm, 112; Yâsîn, 60; Fussilet, 36)

Ezcümle, bu ayette de Allah Teâlâ, Hz. Yakub'un dilinden tüm gençlere ve müminlere, şeytanı düşman bilip bellemelerini; onun insanın zaaf noktalarını çok iyi bildiği için insanı kolaylıkla aldatabileceğini düşünmelerini duyurmaktadır. İnsana düşen ise her zaman ve her zeminde şu manidar cümle vasıtasıyla Allah'a sığınmasıdır: "Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm" (Allah'ın katından kovulmuş olan şeytanın şerrinden ben de Allah'a sığınırım!"… İşte özellikle genç kardeşlerimize, bu sığınma cümlesini çokça zikretmelerini; buna aslında çok muhtaç olduklarının "farkında olmalarını" hatırlatmak isteriz.

Ayrıca, En'âm suresinin 112. ayetinde geçen "insan şeytanlar", tabirini "şeytanlaşmış insanlar" olarak da anlamak mümkündür. Maalesef günümüzde bu vasfı taşıyan, insanlıktan nasibini almamış, "kılığı insan özü şeytan" diyebileceğimiz, ayetteki ifadesiyle çevresine "yaldızlı sözler" fısıldayıp neslimizi ve gençliğimizi mahvetmek arzusunda olanlar vardır. Çeşitli söylem ve araçlarla, gençlerimizin tüm hayatlarını heba edecek kötü alışkanlıklara başlatırken, hep bu yaldızlı ve aldatıcı sözleri söylemektedirler. Böylesi kimselerin şerlerinden emin olmak için Sevgili Peygamberimize öğretilen dua, gençlerin de hepimizin de dilinde bir niyâz olmalıdır. Müminûn Sûresinin 97-98. ayetlerine bakalım: "(Ey Muhammed!) De ki: Rabbim! Şeytanların gizli kışkırtmalarından sana sığınırım. Ve yine sana sığınırım Rabbim, onların bana yakın olmalarından…"

Hz. Yusuf (as) kıssasını incelemeye devam edelim.

Babasının endişesi gerçekleşmiş ve bu rüyadan haberdar olan kardeşlerinin kıskançlık duygularının kurbanı olmuştu Hz. Yusuf… Bir mizansen ile Yusuf'u alıp kırlara götürüp önce canına kıymayı düşünmüşler sonra da karar değiştirerek onu bir kuyuya atmışlardı. Artık çetin sınavlarla geçecek bir hayat hikâyesi bekliyordu Hz. Yusuf'u…

Şimdi bir kez daha düşünelim. Nasıl olur da kardeşinin canına kastetmeyi, onu ortadan kaldırmayı düşünebilir bir insan? Bize bu soruyu sorduracak ve cevap aranacak hadiselerden ilki Habil-Kabil kıssasıdır; diğeri ise Hz. Yusuf… Bir başka yazımızda Habil-Kabil kıssasını farklı yönlerden ele alacağımızı ifade ederek, kardeşlerinin Hz. Yusuf'u kuyuya atmalarına sebep teşkil eden kıskançlık duygusuna değinelim isterseniz…

İÇİMİZDE GİZLENEN KÖTÜLÜK: HASET

Hz. Yakub'un korkusu, diğer kardeşlerinin, gördüğü bu manidar ve muhteşem rüyadan dolayı Yusuf'u kıskanmalarıydı. Çünkü kıskançlığın insan ruhunda nasıl gizlenmiş bir duygu olduğunu ve şeytanın bunu insan aleyhinde nasıl kullanacağını biliyordu Hz. Yakub… İlgili ayetler de buna işaret ediyor ve babalarının Yusuf'u daha çok sevdiğini düşünerek onu içten içe kıskanıyorlardı. Bu sevginin tamamına kendilerinin sahip olması için de tek yol, Yusuf'u ortadan kaldırmak; ondan kurtulmaktı!.. (Bkz. Yusuf, 8-9)

Hz. Peygamber'in (sav) hasedin yıkıcı-yakıcı özelliğine dikkat çektiği bir hadisinde ifade aynen şöyledir: "Aman ha! Hasetten sakının… Çünkü haset, ateşin odunu yakıp tükettiği (kül ettiği) gibi, sizin de amellerinizi tüketip yok eder!"

Ancak haset, kişiliğimize öylesine gizlenmiş bir duygudur ki, insanoğlu bunun farkında bile olmaz; haset ettiğini düşünmez bile… Belki bu sebeple, Tasavvuf Erbabı hasedi, "nefsin yeşil renge bürünmüş" haline benzetmişlerdir. Dolayısıyla, sadece düşmanın değil, bazen dostun, arkadaşın, akrabanın ve hatta öz kardeşin bile hasedine muhatap olabilir, insan… Hz. Yakub'un evlatlarında görülen bu durum, şeytanın insanı bu duyguyla aldatabileceğinin ve onu nasıl yanlış yollara sürükleyebileceğinin en anlamlı örneğidir. Felak Sûresi'nin, "haset ettiği zaman hasetçi birinin şerrinden Allah'a sığınmamızı" telkin eden son ayeti hepimiz için önemli bir uyarıdır.

Yazımızdaki son sözler, kuyuya atıldığı zaman Hz. Yusuf'a, Vahiy Meleği Hz. Cebrâil'in öğrettiği dua olsun… Çünkü bu dua imkânların tükendiği, bela ve çetin sınavların etrafını kuşattığı zaman her bir mümin için önemli bir sığınaktır. Yusuf'un duasını kabul ederek, onu kuyudan çıkartan ve Mısır Azizi'nin yanında aziz kılan Allah Teâlâ, kendisine sığınan kulunu da elbette ferahlığa kavuşturacak ve selamete erdirecektir.

Sonraki yazımızda konuya devam edeceğimizi ifade ederek özelikle sevgili gençlerimize, sonra da hepimize rehberlik etmesi maksadıyla işte Hz. Yusuf'un duası…

KUYUDAKİ YUSUF'UN RABBİNE NİYAZI

"Allah'ım!.. Ey, her türlü sıkıntıyı kaldıran. Ey, her duaya cevap veren.

Ey, her türlü kırıkları sarıp sarmalayan. Ey, her zorluğu kolaylaştıran…

Ey, her kimsesizin sahibi ve her yalnızın yoldaşı Rabbim!

Senden başka ilah yok. Seni tesbih ve tenzih ederim.

Allah'ım! İçinde bulunduğum bu sıkıntıdan bir ferahlık;

tutulduğum bu beladan kurtuluş için bir kapı açmanı Senden niyaz ederim.

Allah'ım! Senin sevgini kalbime öylesine yerleştir ki, başka hiçbir tasam ve kederim kalmasın.

Sevgini kalbime öylesine doldur ki, başka kimselerin yâdı kalmasın.

Allah'ım! Sen beni koru! Sen merhametlilerin en merhametlisisin."

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN