İsmail Güleç
21.03.2026
İsmail Güleç
Ölüler Ölmemiştir
Tüm Yazıları

Ölüler Ölmemiştir

Süheyl Ünver, Yahya Kemal'in Dünyası isimli eserinde şairin "Biz 18 milyon Türk değiliz. Malazgirt'ten beri ölülerimizle birlikte belki 200 milyondan fazla, belki de daha fazlayız. Biz ölülerimizle birlikte yaşıyoruz. Ölüler ölmemişlerdir." sözünü nakleder. Büyük şairin bu sözle tam olarak neyi kastettiğini bilmiyorum ama bayramda gördüğüm bir manzara üzerinden size ne anladığımı söyleyebilirim.

Bizde mezar ziyaretinin kökeni en eski Türklere kadar uzanır. Türkler Müslüman olmadan önce de atalarının ruhlarının yaşadığına inanırdı. Özellikle bey veya ona eş değer biri öldüğünde kurgan adını verdiğimiz mezarının bulunduğu alan kutsal kabul edilir, ölenin ruhunun orada bulunduğuna inanıldığı için onu incitmemek için saygıyla ziyaret edilirdi. Eşyaları ile birlikte gömülmesinin nedeni olarak da öldükten sonra ihtiyacının olacağına inanılması olduğu görüşü ileri sürülür. Mezarlığın tahrip edilmesi büyük günahlardan kabul edilir, yapanlar en ağır bir şekilde cezalandırılırdı. Her önemli olaydan önce ve sonra mezarların ziyaret edilmesi de töre idi.

Kabilenin kamı veya bakşısının görevlerinden biri de atalar ruhu ile irtibata geçmekti. Geride bıraktıkları evlatların görevi ise atalarının ruhunu incitecek işler yapmamak, kendilerinden hoşnut olacakları işler yapmaktı. Atalarının kendilerinden hoşnut olup olmadıklarını ise kamlar aracılığıyla öğrenirlerdi.

Türkler, Müslüman olduktan sonra da atalarına olan saygılarını göstermeye devam ettiler. Dinimizde ölüm bir yok oluş değildi, bir dünyadan bir diğerine göç etmekti. Ölüm, bu dünyaya gelirken giyilen ten elbisesini giderken çıkartmaktı ve ruh yaşamaya devam ediyordu. Ölen, Yunus'umuzun hayvana benzettiği biyolojik varlığımız, ten elbisesi yani bedenimiz idi. Dolayısıyla yaşadığına inandığımız ruhları ziyaret etmek ve onlara hediye olarak tilavet-i Kur'an götürmek bir âdet olmuştu. Dolayısıyla ölülerimiz hiçbir zaman bizden ayrılmamış olurdu. Yahya Kemal'in ölülerimizle birlikte yaşamak sözünden bunu anlamak mümkün.

Mezarları özellikle kırsal kesimde bahçenin veya evin yakınlarında bir yere defnetmenin bir nedeni de hayatı onlarla birlikte yaşamaya devam etmek arzusu olduğunu düşünürüm. Evlenen büyük evlada evin bahçesinde bir oda inşa etmekle göçen birini bahçenin bir köşesine defnetmeyi aynı duygu ve düşüncenin ürünü olarak görürüm. Bir mezarlıkta yan yana dizilen aynı ailenin fertlerinin, aynı çatı altında yaşayan bir ailenin fertlerinden kanaatimce bir farkı yoktu. Yahya Kemal'in ölülerimizle birlikte yaşamak sözünden biraz da bunu anlarım.

Aklınıza geleceğini düşündüğüm Mehmet Akif merhumun;

Ya açar Nazm-ı Celil'in, bakarız yaprağına;
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.

İnmemiştir hele Kur'an, bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.

Dizeleri şüphesiz içinde bulunduğu çağın bir hakikatine dikkat çekiyordu. Şairin "Mezarlık" şiirinde mezarlıkta Kur'an okuyan anne ile çocuğunu tarif ettiği dizelerine dikkatinizi çekmek isterim:

Gözüm, uzaktaki bir medfenin ayak ucuna
Çöküp ziyâret eden, bir çocukla bir kadına

İlişti. Sonra biraz yaklaşınca, iyiden iyi
Tezâhür eyledi: baktım, çocuk "Tebâreke"yi

Kemâl-i vecd ile ezber tilâvet eylemede;
Yanında annesi gözyaşlarıyla dinlemede.

Zemine ra'şe verirken neşâid-i melekût,
Ne manzaraydı, İlâhî, o makber-i mebhût?

Çocuk hayâta, o makber de mevte bir levha.
Tezâd-ı kudreti gör: Bak şu levh-i zî-rûha!

Âkif, bu eşsiz şiirinde mezarların kişi ve toplum için işlevini çok güzel tasvir eder, âdeta resmini çizer. Benzerinin yazılıp yazılmadığını bilmediğim bu şiirde Mehmet Akif, mezarları kendimize gelmemize vesile olacak ve manevi duygularımızı harekete geçirecek mekânlar olarak görür. Ona göre mezarlar ibret ve hikmetlerle doludur ve derin anlamlar taşırlar. Bize hayatın gelip geçiciliğini hatırlattığını, bilincimizi ve ruhumuzu âdeta dirilttiğini söylerken mezarda yatanların bizi geçmişimize ve tarihimize götüren bir vasıta olmasına dikkatimizi çeker. Mezarlık ziyareti, ziyaret edilen zata göre aynı zamanda kişisel veya millî tarihimize açılan bir pencere, bir hafıza tazelenmesidir. Ziyaret bize hatıralarımızı yeniden yaşatırken toplumun kolektif hafızasını da diri tutar. Yahya Kemal'in sözünün bu kolektif hafıza ile ilgili olduğunu da düşünürüm.

Anne-Babanın Mezarını Ziyaret

Bizim bayramlarda yaptığımız mezarlık ziyareti daha çok kişisel hafızamızı tazelemek, hatıralarımızı yaşatmamıza yardımcı oluyor şüphesiz. Ben meseleyi biraz daha kişiselleştirip anne-babanın mezarlarını ziyaret etmeyi, hâl-i hayatlarında iken evlerini ziyaret etmeye benzeteceğim. Yahya Kemal'in sözleriyle bunu da kastettiğini iddia edemem ama o sözün bu şekilde de anlaşılabileceğini söyleyebilirim.

Malumunuz, bayram geleneklerinden biri de mezarlık ziyaretidir. Arife gününden başlayan ziyaretler bayram boyunca sürer. Bilenler ezberlerinden, bilmeyenler yanlarında taşıdıkları Kur'an-ı Kerim'den veya cep telefonlarında yüklü aplikasyonlardan başta Yasin olmak üzere birçok sure okurlar. Mezarın sağını solunu temizlerler, kuruyan çiçekleri söküp yenilerini dikerler. Ziyaretçisi olmayan mezarlar ise bakımsızlıklarından ve her tarafını saran otlardan belli olur.

Her bayram olduğu gibi bu bayramda da anne-babamın mezarını ziyaret için mezarlığa gittiğimde gördüğüm bir manzara dikkatimi çekti ve düşündürttü. Adamın biri mezarın bir köşesine oturmuş, anne-babasına bir şeyler anlatıyordu. İlk başta ezberinden bir şeyler okuduğunu düşündüm, ancak yanından geçerken bir şey okumadığını, başından geçen olayları anlattığını fark ettim. Önümde yürüyen çift de adamın anlattıklarını duyunca aralarında gülüştüler ve adamın psikolojisine dair birtakım tahminlerde bulundular.

Gördüğüm manzara bana mezarlık ziyaretinin en azından birileri için bir mezar ziyaretinden çok daha fazlası olduğunu gösterdi. Özellikle sevilen birinin veya anne-babanın mezarını ziyaret etmenin sağlıklarında iken ziyaret etmekten pek farklı olmadığını düşündürttü. Benim bu ziyarette aldığım ibret, öğrendiğim hikmet bu oldu.

Benim için annemin ve babamın mezarını ziyaret etmek onlara misafir olmak gibi olmuştu. Annemi ve babamı aynı evde birlikte yaşarken kaybettiğim için baba evine misafir gitmenin ne olduğunu hiçbir zaman öğrenemedim. Ancak onların mezarlarını ziyarete gittiğimde o duyguyu yaşadığımı düşünürüm. Mezarlıkta annesinin mezarı başında ona bir şeyler anlatan adamı gördüğümde aklıma gelen şey bir evladın anne-babasını ziyareti olduğu için onu asla garipseyip hayretle bakmadım.

Bir evlat annesinin babasının mezarına gittiğinde ona yapıp ettiklerini anlatabilir. Kimseye söylemeye cesaret edemediği korkularını, arzularını, hayallerini onlarla paylaşarak teselli bulabilir ve eksikliğini hissettiği duygusal boşluğu tamamlayabilir. Onların kendisine asla kötülük yapmayacağından emindir. Hayatta iken nasıl dertlerini dinlediyseler öldükten sonra da dinlemeye devam edeceklerini bilir. Mezar onun için sadece hatıraların canlandığı bir mekân olmayıp hayat karşısında bir duruşu ve anlamı da bulduğu bir mekâna dönüşmüştür artık.

Anne-babalarımızı yaşatmak bizim elimizde. Eski Türk inancında olduğu gibi onları hoşnut edecek şekilde yaşamak veya İslam inancında olduğu gibi hayırlı evlat olarak onların amel defterlerini açık tutmak mümkün. Ancak onların kabirlerini ziyaret etmek ve onlarla dertleşmek, hatıralarımızı hatırlamak, maziyi canlandırarak bağımızı sürdürmeye bizim ihtiyacımız var. Bu ziyaretler bizi iyileştireceği gibi onları da yaşatacaktır.

Mezarları ev gibi görüp mezardakileri yaşattığımız devirlerden, maalesef ziyaret etmeyerek, hâllerini ve hatırlarını sorup ihtiyaçlarını karşılamayarak öldürdüğümüz anne babalarımızın evlerini mezara çevirdiğimiz devirlere geçtik. Evlerimiz huzur veren mekânlar olmaktan çıkıp yalnızlığımızın, sıkışmış ve bunalmışlığımızın, ruhlarımızın ölümüne şahitlik eden sessiz mezarlıklara dönüşmesinden endişelenmeli miyiz?

Anne ve babalarımızı hayatlarında iken öldürmemek, öldükten sonra da yaşatmak bizim elimizde. Anne-babasını yaşarken öldürmeyen öldükten sonra da yaşatacaktır.

Benim Yahya Kemal'in sözünden anladığım bir diğer gerçek de budur.

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

İsmail Güleç

İsmail Güleç Diğer Yazıları