İsmail Güleç
14.02.2026
İsmail Güleç
Hızır yaşıyor mu?
Tüm Yazıları

Hızır yaşıyor mu?

Birkaç sene önceydi. Kâmil bir mürşidin sohbet meclisinde idik. O günkü sohbetin konusu, bir arkadaşımızın başından geçen olayları anlatmasıyla Hızır'ın gemiyi delmesi üzerine oldu. Önce Kehf suresinde anlatılan Hz. Musa ile sâlih kul arasında geçen kıssayı anlattı. Unutanlara hatırlatmak için kıssayı kısaca özetleyeyim.

Hz. Musa, İsrailoğullarına insanların en büyük âliminin kim olduğunu sordu sorduğu soruya kendi cevap verdi. En büyük âlimin kendisinin olduğunu söyledi. Bu sözler üzerine Allah, iki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulunun kendisinden daha bilgili olduğunu söyledi. Musa "Allah'ım o kulunu nasıl bulurum?" diye sorunca "Sepetine bir balık koy, balığı kaybettiğin yerde onu bulacaksın." cevabı üzerine yanına aldığı bir genç ile yola çıktı.

Hz. Musa yanındaki genç ile iki denizin birleştiği yere ararlar. Bir deniz kıyısına vardıklarında genç, yanlarına azık olarak aldıkları içinde kurutulmuş bir balığın olduğu sepeti yere bırakır. Balık canlanıp denize atlar. Hz. Musa bundan habersiz yoluna devam eder. Yoruldukları esnada gençten getirdikleri azığı isteyince genç balığın canlanıp denize atladığını söyler. Hz. Musa aradıkları yerin orası olduğunu anlar ve hemen geri dönerler. Döndüklerinde ise Allah'ın kendisine rahmet ve ilim vermiş olduğu sâlih kul ile karşılaşırlar. Kuran'da sâlih kul olarak zikredilen bu zâtın Hızır olduğuna inanılır.

Hz. Musa sâlih kuldan sahip olduğu ilmi kendisine de öğretmesini ister. Sâlih kul Hz. Musa'ya künhüne vâkıf olamayacağı hadiselerden dolayı kendisiyle arkadaş olmaya takat getiremeyeceğini ve sabredemeyeceğini söyleyerek kabul etmez. Hz. Musa işlerine karışmayacağına ve sabredeceğine söz vererek ısrar eder. Sâlih kul kendisine soru sormaması şartıyla kendisiyle birlikte gelebileceğini söyler. Hz. Musa da şartı kabul eder ve yolculuğa çıkarlar.

Sâlih kul ücretsiz bindikleri gemiye zarar verir. Daha sonra sahilde oynayan çocuklardan birini öldürür ve vardıkları bir köyde halkın kendilerini misafir etmek istememelerine rağmen yıkılmak üzere olan bir duvarı sağlamlaştırır. Hz. Musa söz verdiği halde dayanamayıp her seferinde niçin öyle yaptığını sorar. İlk ikisinde verdiği sözü hatırlatması üzerine Hz. Musa özür diler. Üçüncüsünde yine dayanamayıp sorunca birlikte yola devam etmeleri imkânsız olur. Sâlih kul ayrılmadan önce hiçbir işi kendiliğinden yapmadığını, Allah'ın emriyle yaptığını söyledikten sonra hikmetini açıklar.

Şöyle ki: Gemi, denizde çalışan birtakım zayıflara ait idi. Artık ben onu kusurlu yapmak istedim ve onların ötesinde bir hükümdar vardır ki, her (sağlam) gemiyi zulmen alıvermektedir. (Kehf 79)

Çocuğa gelince ebeveyni mü'minlerdi, onun için bunları tuğyan ve küfr ile sarmasından sakındık da istedik ki kendilerinin rabbi ona bedel bunlara temizlikçe daha hayırlısını ve merhametçe daha yakınını versin. (Kehf 80-81)

Gelelim duvara: Yer iki yetîm oğlanın idi, altında onlar için saklanmış bir defîne vardı ve babaları sâlih bir zat idi, onun için rabbın irade buyurdu ki ikisi de rüştlerine ersinler ve defînelerini çıkarsınlar, hep bunlar rabbından bir rahmet olarakdır ve ben hiçbirini kendi re'yimden yapmadım ve işte senin sabredemediğin şeylerin te'vili. (Kehf 82)

Kâmil zât kıssayı kendine mahsus ses tonuyla dinleyenlerin meraklı bakışları altında anlattıktan sonra iki denizden birinin Hızır, diğerinin Musa olduğunu, Hızır'ın bâtın ilminin, Musa'nın zâhir ilminin denizi olduğunu, Hızır'ın mürşidi, Musa'nın de müridi temsil ettiğini, Hızır'ın ledün ilminin üstadı olduğunu, velilere ve abdallara ledün ilmini onun öğrettiğini, üçler, yediler ve kırkların velayeti ondan öğrendiklerini söyleyerek sözlerini tamamladı.

Hızır yaşıyor mu?

Sorduğu sorudan o meclisin Musa'sı mesabesinde olduğu ve meclise ilk defa geldiği anlaşılan bir adam Hızır'ı sordu. Efendim, dedi, Hızır hayatta mıdır, hayatta ise kimdir, nerede yaşar, biz görebilir miyiz?

Meclistekiler soru sorduğu için kovulan Musa'nın kıssasını dinleyen birinin soru sormasına şaşırdılar. Belli etmemeye çalışsalar da kızdıkları yüzlerinden anlaşılıyordu. Meclisin sadrında oturan sultan ise bırakın rahatsız olmayı, sorulmasını arzu ediyormuş gibi böyle bir sorunun muhatabı olmanın verdiği memnuniyeti izhar etmek istercesine tebessüm etti ve sohbet hiç bitmemiş gibi anlatmaya devam etti.

Kardeşimiz ne güzel bir soru sordu. Bir çocuk saflığı ile kafasına takılan bir meseleyi sordu. Biz de cevap vermeye çalışalım.

Evet, Hızır yaşıyor. Herkes görür ama bilemez. Onu ancak manevi gözü açık olanlar görür. Bizden evvelkiler Hızır'ı ak sakallı, nur yüzlü, uzunca boylu, merhametli, tatlı dilli ve güler yüzlü biri olarak tarif ederler. İnsanların karşısına bazen yoksul bir dilenci, bazen hasta ve aciz bir ihtiyar, bazen de eli ayağı düzgün biri olarak çıkar. İsm-i a'zam duasını bilir, istediği insanlara da öğretir. Ölümsüzlük şerbetini içtiğini için de kıyamete kadar yaşayacak ve dara düşenlerin yardımcısı olacak. Nerede bir kul sıkışırsa onların yardımına yetişecek.

Bunları söyledikten sonra arkadaşlarımızdan birine dönerek kendisine anlattıklarını meclistekilere de anlatmasını istedi. Biz şaşırdık. Hızır ile ne ilgisi var acep diye düşündük ancak bir hikmetinin olduğunu ve bize bir hakikati öğreteceğini düşünerek merakla arkadaşımızı dinlemeye başladık. Onca sözden sonra Musa gibi soru soracak değildik ya.

Arkadaşımız anlatmaya başladı:

Efendim, ben bir üniversitede öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Rektör değişti ve yeni gelen rektör eski yönetime yakın olan herkes hakkında soruşturma açtı. Bize de yapmadığımız işleri yaptığımız, yaptığımız işleri de yapmadığımız söylenerek haksız bir şekilde soruşturma açıldı ve sonucunda büyük bir ceza verildi. Birkaç yıl süren mahkemelerden sonra ceza iptal edildi. Bu arada ben elimi eteğimi üniversiteden çektim ve kendimi çalışmalarıma verdim. İlk başta çok öfkeliydim ve çok beddua ettim. Ama bugün geldiğim noktada soruşturma açan rektöre dua ediyorum. Şimdi aranızda bunu tuhaf bulanlarınız olacaktır. Bir soruşturma beni gereksiz birçok işle meşgul olmaktan korudu ve onlarca çalışma yapabilmemin yolunu açtı. Eğer o soruşturma açılmasa bugün kendimce önemli bulduğum üç kitabı yazamayacaktım. İlk başlarda haksızlığa karşı isyan ediyorken şimdi başka bir zaviyeden bakıyorum ve şükrediyorum. O soruşturma benim için gemiyi batırmayan çentik mesabesinde oldu. Gemicilerin gemisi zorba sultanın gasbından kurtulduğu gibi ben de bir zorbanın açtığı çentik ile lüzumsuz birçok işle uğraşmaktan kurtulup kendi işime yöneldim. O soruşturma beni daha büyük sıkıntılardan korudu.

Arkadaşımızın sözlerinden sonra meclisin sultanı olan Allah'ın sâlih kulu sözü aldı ve devam etti:

Arkadaşınızı dinlediniz. Zahirde Musa, Hızır'ın gemicilere zarar verdiğini düşünerek itiraz etti. Haklı olabilirdi eğer Hızır ile birlikte olmasaydı. Arkadaşınız da yolun başında iken Musa gibi idi ve kendisine yapılan haksızlık karşısında beddua etmekte haklı idi. Ancak hakikat ve hikmeti öğrendikçe, meseleye başka bir zaviyeden bakmaya başladı. Olayları Musa gibi değil Hızır gibi değerlendirir oldu. Bu sefer de beddua halinden dua haline geçti. O soruşturmanın kendisi için nice büyük lütuflara nâil olmasının yolunu açtığını çok sonra fark etti.

Evladım, şimdi soruna cevap vereyim. Hızır yaşıyor. Ama ak sakallı bir ihtiyar veya zavallı bir dilenci olarak karşına çıkmasını bekleme. Hızır'ı kendinde ara. Hızır'ın talebesi olmaya bak. Hızır olduğunu zannettiğiniz kimseler de Hızır değil, Hızır'ına ermiş olan erenlerdir, Allah dostlarıdır. Hızır'ın kendisini değil Hızır gibi olayların hikmetini anla, yeter.

Soru sahibi verilen cevaptan ne kadar tatmin oldu bilmiyorum ama meclistekilerin memnun oldukları hallerinden anlaşılıyordu.

Meselenin bir diğer boyutu ise Kuran'daki kıssaların hâlâ yaşanıyor olması idi. Bunun karşısındaki hayretimi ise anlatamam. Anladım ki kıssalar sadece geçmişte yaşanmış olayları değil, gelecekte başımıza gelmesi muhtemel olayları anlatıyordu.

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

İsmail Güleç

İsmail Güleç Diğer Yazıları