Arama

’den bir hikaye: Vezir’in Hristiyanlığı tahrifi veya külli bilginin parçalanması

Mesnevi’den bir hikaye: Vezir’in Hristiyanlığı tahrifi veya külli bilginin parçalanması

okurken yol almak olabildiğince dikkat gerektiriyor: Birbirini andıran şiirler ve hikayelerle örülmüş metni tahlili güçleştiren ana husus insanın kendini sürekli semboller çözerken buluyor olmasıdır. Her şiirde ve hikayede sembolik anlatım var mıdır, yoksa şarihler bizi fazla mı şartlandırmıştır, bunu kestirmek zor. Metin ile tasavvufun ana konusunu teşkil eden nefs terbiyesi arasındaki irtibatı göstermek üzere hikayeleri sembolik anlatım araçları haline getirmek bir alışkanlıktır. Belki metni anlamayı zorlaştıran unsurlardan birisi sürekli sembolik bir zeminde bulunduğumuzu düşünmektir. Sufilerin eserlerini bireysel ahlak (tezhibü'n-nefs) zemininde sınırlamak ve onların emeklerini nefs terbiyesine münhasır kılmak, tasavvuf ile genel düşüncesi arasındaki irtibatı tezyif etmiştir. Sufilerin genel ilgilerine göre metinleri bir çok cihetten ele almak tasavvufun İslam düşüncesindekini yerini daha bariz hale getirecektir. Bu cihetlerin başında toplumsal ve tarihsel dikkatleri olan metinler olarak onlara bakmamızdır. Mesnevi bize başta kendi dönemi olmak üzere, İslam tarih tecrübesinin farklı dönemleri için geçerli bir çok tespit vermektedir. Bu bakımdan Mesnevi'yi anlamak için çerçeve teşkil edebilecek yeni yorumlara ihtiyaç vardır.

Bu meyanda bir örnek olmak üzere, eserin başında anlatılan hikayeye bakabiliriz: Hikaye Mevlana'nın dolaylı bir üslupla tasavvuf eleştirisi olarak okunabilir. Mevlana yaşadığı zamanda Anadolu'da tasavvufun bölünmüş yapısını - tarikatlar - veya altı asırda ortaya çıkan çelişkili görüşleri hesaba katarak bölünme olgusuna dikkatimizi çeker. Din bilimlerinde ve dini düşüncede bölünmenin rahmet sayıldığı bir tarz vardır, bunda kuşku yok! Fakat Mevlana'nın sözünü ettiği bölünme 'dinin bereketini (hikayede Hz. İsa'nın, gerçekte Hz. Muhammed'in bereketi)' ortadan kaldıran tehlikeli bir bölünmedir; bunu modern bir dille anlatacak olsak, mezhebi yorumun ideolojiye dönüşerek dinin yerini alması diye ifade edebiliriz.

Hikaye ana hatlarıyla şöyledir: İseviler devrin hükümdarından büyük baskılar görür. Hükümdarın kurnaz veziri Hristiyanları tehdit olmaktan çıkartacak tavsiyelerde bulunurken şiddet ve baskılarla onları dinlerinden döndürmek yolunu salık verir. Bahsedilen işkencelerin bir kısmı Kur'an-ı Kerim'de zikredilen 'ateş kuyularına atmak' gibi eziyetlerdir. Bütün bu tedbirler fayda vermez. Vakıa inanç sahiplerinin nispeten başarı ile aşabildikleri sınavlar zorluk, baskı ve şiddet sınavlarıdır. Tarih bunun örnekleriyle doludur. İnançtan döndürmek için baskının ve şiddetin başarılı olduğu örnekler azdır. Bunun üzerine vezir başka tedbirler arar. Hristiyanları dinlerinden döndürmenin yegane yolu dışarıdan baskı değil, içeriden bozma olacaktı. Bunun için vezir sözde Hristiyan olur, Hristiyanların arasına katılır, zahidane ve abidane bir hayat sürmeye başlar. Hepsinin saygısını ve sevgisini kazandıktan sonra tamamen zühde adar kendini, kimseyle görüşmez, hepsini merak içinde bırakır. En sonunda vezir yanına çağırdığı insanlara ve toplum önderlerine çeşitli İncil tomarları verir. Bu tomarlarda İncil'i tahrif eden bilgiler vardır. Sonunda hepsindeki İsevi bereketi ortadan kaldıran dini düşünceler onların arasına yayılır. İşin bu bölümü İslam ilahiyatında sıkça tekrarlanan tahrif meselesiyle ilgilidir. Müslümanlar İncil veya Tevrat denilince muharref kitabı hatırlarlar: onlar sahih kitabı bozarak dalalete düşmüş din mensuplarıdır. Mevlana bu tavrı haklı çıkartacak şekilde Yahudi vezirin faaliyetlerinden söz eder. Vezir daha önce baskı ile yapamadığını içlerinden biri olarak nifakla yaparak onların inancını parçalar.

Tasavvuf Tarihinde Bölünmeler veya Filin Parçalanması

Hikayede güçlü bin ana fikir vardır kuskusuz fakat ana fikri bulmak üzere hikayenin anlatısını bozmanın bir anlamı yok. Bu itibarla hikayede yaşananların ana hatlarıyla yaşanmış olma ihtimali de yüksektir. Muhtemelen Mevlana hikayeyi çeşitli kitaplardan veya duyumlardan derlemiştir. Fakat hikayeyi dikkatle ele aldığımızda bahsedilen görüşler bize pek aşina gelir. Özellikle İncil'i tahrif eden düşünceler ve dini yorumlar tasavvuf tarihinde ortaya çıkan birbiriyle çelişen bir takım teorilerden ibarettir. Tasavvuf ikinci asırda İslam toplumunda yaygınlaşama başlayan züht hareketlerinin neticesinde dahili ve harici amillerin etkisiyle ciddi bir gelişme göstermişti. Kısa zamanda bir çok ekol ortaya çıkarak farklı tasavvuf anlayışlarını şekillendirdi. Bu sayede tasavvuf bölünerek çoğalma yolunu tuttu; fakat bu konuda öncülük onların değildi. Buna kelam ve fıkıh alanlarında ortaya çıkan mezhepleşmeyi de eklersek İslam toplumunda ciddi bir fırkalaşma sürecinin yaşandığını görebiliriz. İlahi kitabın sahih olması Müslümanları tek çatı altında tutmaya kafi gelmemişti. İslam bilim ve düşünce hareketleri sürekli bölünerek çoğalmış bir tarihe sahipti. Mevlana'nın bölünmeyi doğru görmek yerine zaaf olarak mütalaa ettiğini görmekteyiz. Meseleyi entelektüel zenginlik olarak değil, toplumsal sorun olarak ele alma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Mevlana mezhebi bölünmelerle birlikte üst yapının çatırdadığını düşünerek bölünmenin zararlarına dikkatimizi çeker. Mesnevi'nin meşhur benzetmesini hatırlarsak, filler ile karanlık odadaki insanların ilişkisi bölünmeyi izah eder: Karalık odadakiler fili parça olarak tanımışken fili bütün gören kişi onları uzlaştıracaktır. Bu hikayede ise tersine bir durum vardır: Birbiriyle çelişen dini görüşler hakikati parçalayarak irtibatlarını koparmışlardır. Sanki onlar filin bütünlüğünü yok ederek parçaya dönen kimseler idi. Tarihsel tecrübe tam da böyle olmuştur: Peygamber/vahiy tamamlar ve ikmal ederken insan böler.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN