Arama

Meslek okulları ve eğitimi: Bilgi sevgisi temel bir ihtiyaç mıdır?

Meslek okulları ve üniversite eğitimi: Bilgi sevgisi temel bir ihtiyaç mıdır?

Ülkemizin en ciddi meselesinin '' olduğunda hemen herkes hemfikir: 'Eğitim sorunu' denilen şeyin tanımı ve çerçevesinde anlaşmak mümkün olmasa bile, sorunun çözümünde ilerleme kaydetmeden öteki sorunların çözümüne varamayacağımızı biliyoruz. Geçmişte eğitim meselesi endüstrileşmemiş toplumların meselesi sayılırdı: Bilgiyle teknoloji ve refah arasında sebep-sonuç ilişkisi kurarsak refahın bulunmadığı yerde eğitimin de olamayacağı aşikardı. Teknolojide gelişmemiş toplumlar bilginin üretimi ve öğretimi bakımından geri kalmaya mahkumdu. Günümüzde işin çehresi kısmen değişti: Geçmişte 'muhalif' yazarlarca dile getirilen gelişmiş toplumlardaki baskıcı ve dar bakışlı eğitim ve öğrenim sorunu geniş kesimlerce kabul edilmeye başlandı. Eğitim artık dünyanın müşterek sorunu kabul ediliyor. Muhtemelen geçmişte de vakıa öyleydi: Gelişmiş toplumların ışıltılı dünyası ve -Ziya Paşa'nın deyimiyle- kaşanelerce büyülenen gözlerimiz, şaşaanın gizlediği sorunları fark etmemizi engelliyordu. Ama şimdi şuna inanıyoruz: Ülkeler bir refah düzeyine ulaşmış olsa bile, 'eğitim' ciddi bir mesele olarak varlığını sürdürebiliyor. 'daki son başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti aday adaylarından birisi 'Amerika'nın en ciddi meselesinin eğitim' olduğunu iddia ettiğinde tam da bu meseleye dikkat çekiyordu.

Eğitim sorunu öteki alanlardaki sorunların sebebi; temel sorunda ilerleme kaydedilmediğinde ise öteki sorunlar müteselsil bir şekilde çözülemiyor. Neticede toplumlar 'sorun çözebilme' yeteneğini ve buna dair inancını yitiriyor. Aslında 'eğitim' denilen şey, insanın bireysel ve toplumsal hayatta karşılaştığı sorunları çözebilme becerisini kazandıran çok yönlü sürecin adıdır. Toplum için olduğu kadar fert için de en hayati mesele sorunları çözebilme yeteneği ve buna olan inancın yitirilmesidir.

Bilgi ve ihtiyaçlar ilişkisi

Eğitim sorunlarından söz ederken farklı ölçümlerden hareket edebiliriz: Bazen okuma-yazma oranlarıyla dünya ortalamasındaki içler acısı yerimizi görürüz. 'nin bu alandaki durumu ekonomik gelişmesiyle bile paralel değildir. Daha ciddi değerlendirmeler için evrensel ve düşünceye katkılara bakarız. Bu alanlarda durum daha da kötü. Bununla birlikte bilimde öncülüğün dünya üzerinde az sayıdaki ülkenin imtiyazı olması bir züğürt tesellisi olarak rahatlatır bizi. Az sayıda ülke bilimde, sanatta ve teknolojide üretim, keşifler, icatlar yapabiliyor. Kişisel olarak Türkiye'deki üniversitelerdeki durumu değerlendirdiğim basit bir kriterim var: Bu kriter pek çok insanın şahitlik edebileceği basit bir gözleme dayanıyor: talebeleri kitaplarını okulların civarında yerleşmiş fotokopicilerden tedarik ederler. Fotokopiciler üniversitenin öylesine ayrılmaz parçası haline gelirler ki fotokopici fakültenin sınavlarından müfredatına kadar hemen her şeyini takip edebilir. Bir ülkedeki üniversitenin durumunu anlatmak için daha iyi bir örnek aklıma gelmiyor: fotokopicinin müfredatına hakim olduğu bir bilim kurumundan söz ediyoruz! Kanaatimce böyle bir yola başvurmak bir talebenin üniversiteye niçin geldiğini anlamak bakımından kayda değer veriler sunar bize. Üniversite eğitimi süresince tedarik ettiği kitaplarla akademik hayatını bir kütüphaneyle taçlandırmak yerine daha sonra bir kenara atacağı fotokopilerle yetinmek, talebenin üniversiteye bilim için değil, sadece 'iş veren' diploma sahibi olmak üzere geldiğinin delilidir.

İhtiyaçların baskısı altında hakikat-bilim sevgisine yer kalır mı?

İnsanın temel ihtiyaçları arasında bilgi öğrenmek yok. Bilgi daha çok asli veya ikincil ihtiyaçları karşılamak üzere bir 'alet' olarak yer bulur hayatımızda. Bilimler arasında 'alet ilimleri' denilen bir alan vardı: Bunlar, teorik bilim değil, bilim yapmada hazırlayıcı ilimler veya sanatlar idi. Buna mukabil klasik bilim tasnifinde 'teorik bilimler' denilenler ise bir amel veya işle ilgili olmamak şartıyla tanımlanırdı. Fakat böyle bir maksatla bilim yapabilmek için 'in söylediği gibi 'mabetlerde yaşayan ve hiç iş yapmayan insanlar' olmak gerekir. Günümüzde insanlar bütün bilimleri açık bir amaç için öğrenir ve geçmişteki teorik ve ameli bilim ayrımı anlamını tamamen yitirmiştir. Bu nedenle bütün bilimsel faaliyetlere klasik tabirle 'alet ilimleri' demek mümkündür. Ülkemizde eğitimin seviyesi hakkında çok konuşabiliriz; fakat bir şeyde tereddüt yoktur: bilim mutlaka meslek sahibi olmak ve temel ihtiyaçları karşılamak için öğrenilen bir şeydir. Bilimin değeri de meslekle irtibatında kendini gösterir.

Günümüzde üniversitelerdeki en ciddi sorun budur: Eğitim ve öğrenim bir hakikat arayışı ve bilim sevgisi amacı taşımıyor. Talebe üniversiteye mesleki için gelir, hoca bu maksada uygun olarak ders anlatır. Bu nedenle bütün okullar, şu veya bu ölçüde bir meslek okulu haline gelmiştir. Talebe bu maksada eğitimin ilk yıllarından itibaren itinayla hazırlanır. Söz gelişi her talebe önce 'doktor' olmak arzusuyla başlar okula. Daha sonra şartlar onu başka bir alana yönlendirse bile, her talebenin 'gönlündeki aslan', temel ihtiyaçlarına kestirmeden ulaşabileceği meslektir. Bu tercihin talebenin kendisine ait olmadığı da bellidir; anne-baba çocuklarına eğitim ve öğrenim sürecine 'temel ihtiyaçlarını' karşılama güdüsünü yerleştirmekle katılır. Bir üniversite talebesini -kendi özel kitaplığını oluşturmak yerine- fotokopicilere sevk eden tam da bu amildir.

Ülkemizdeki üniversite eğitiminin sorunu temel ihtiyaçlarla bilgi sevgisi arasındaki irtibatın kurulmamasından kaynaklanıyor. İnsanın zihinsel ve entelektüel iğlilerini anlatmak için ortaya çıkan felsefe tabirinin 'hikmeti sevmek-aramak' anlamından geldiğini hatırlamak gerekir. Günümüzde üniversitelerin varlığı bu ilk anlayışla çelişiyor. Talebe üniversiteyi meslek okulu olarak gördüğü ölçüde bilgiyle ilişkisini de ona göre kuruyor.

Ekrem Demirli

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN