Arama

  • Anasayfa
  • Tarih
  • Osmanlı petrollerini emperyalistlerden korumak için ne yaptı?

Osmanlı petrollerini emperyalistlerden korumak için ne yaptı?

Osmanlı petrollerini emperyalistlerden korumak için ne yaptı?

Sömürgeci devletlerin başta olmak üzere verimli araziler ve doğal kaynaklara sahip olmak amacıyla sürdürdükleri ve bölgesindeki mücadele II. Abdülhamid döneminde başladı. ’ın ince ve keskin stratejisiyle emperyalist devletlerin çıkar ve ihtiraslarını yine kendilerine karşı bir fren olarak kullandı.

Petrolün sanayiden ulaşıma her alanda kullanılmaya başlanması, sanayileşmiş ülkeler arasında kaynakları üzerinde yoğun bir rekabeti açığa çıkardı. Bu gelişmeyle birlikte birer petrol deposu konumunda bulunan Ortadoğu ve Kafkasları doğal olarak da bu toprakları hâkimiyeti altında bulunduran Osmanlı İmparatorluğu'nu emperyalist devletlerin gözünü bu topraklara dikmesine neden oldu. Başta , ve olmak üzere, petrol endüstrisine sahip kapitalist devletlerin gözü, başta olmak üzere enerji zengini Osmanlı topraklarına çevrildi.

Yirminci yüzyılın başlarında , varlığını sürdürmeye çalışan, 600 yıllık ömrünün son 20 yılını yaşadığı dönemdeydi. Emperyalist devletlerin Osmanlı Devletiyle her türlü mücadeleye girişmelerinin temel sebebi ise, başlayan yeni yüzyılda katı yakıt olan kömürün yerini alacak olan zengin "sıvı enerji" petrol yataklarına sahip olan Mezopotamya'nın hâlâ Osmanlı hâkimiyetinde oluşu idi.

Bu sömürgeci devletler arasındaki rekabet Osmanlı Devleti üzerinde hâkimiyet mücadelesi ve imtiyaz elde etme politikaları çerçevesinde giderek de kızıştı.

Sultan II. Abdülhamid'in dış politikada temel amacı Osmanlı İmparatorluğu'nun barış içinde yaşamasını sağlamaktan ibaretti. Fakat sömürgeci devletlerin Osmanlı İmparatorluğu üzerinde hâkimiyet mücadelesi ve imtiyaz elde etme politikalarının yoğun olarak yaşandığı dönemde böyle bir politikayı sağlamak oldukça güçtü. Fakat Sultan II. Abdülhamid, Avrupalı devletlerin bu bölgede birbirleri ile çelişen çıkar ve ihtiraslarını yine onlara karşı kullandı.

EMPERYALİST DEVLETLERE KARŞI İHTİRAS FRENİ

Tüm bu gelişmelerden haberdar olan ve kurduğu güçlü istihbarat ağı aracılığıyla Alman, İngiliz ve Fransız ajanlarının attıkları tüm adımları takip eden, kazdıkları kuyulardan ve buldukları zengin ve kaliteli petrol kaynaklarından haberdar olan II. Abdülhamid, petrol konusunda çok ince ve hassas bir strateji izledi. En önemlisi Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı Devleti'ni parçalama ve pastadan daha fazla pay alma çabasında olan büyük ülkelerin birbirleriyle çelişen çıkar ve ihtiraslarının bulunduğunu, bu durumun onları Osmanlı'ya karşı frenleyici bir etken olduğunu keşfetmişti. İşte bu durum, II. Abdülhamid'in Osmanlı Devleti lehine kullanacağı denge siyasetinin en önemli dayanağı oldu.

Bu ülkeler, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde kalan ve Musul bölgesinde araştırmalarda bulunmaya, el altından bölgenin altında bulunan zengin petrol yataklarına dair haritalar hazırlamaya, haritalar üzerinden ileriye yönelik planlamalar yapmaya başladılar. Britanya İmparatorluğu da bölge üzerinde hâkimiyet mücadelesinde en büyük rakip olarak gördüğü Alman İmparatorluğu'nun etkisini azaltmak, Basra Körfezine ve Hindistan'a giden yolu kontrolü altında tutmak gibi kendisi için önemli hedeflerin yanı sıra, kendisi için asıl ödül olarak Mezopotamya'yı belirledi.

ARKEOLOG GÖRÜNÜMLÜ AJANLAR

19. yüzyılın sonlarına doğru Batılılar, Mezopotamya bölgesine olan bariz ilgilerini gizlemeye çalıştılar. Gezginler, misyonerler ve askeri uzmanlar farklı kılıklarda bölgeyi karış karış gezip zenginliklerini tespite çalıştılar. Aslında çoğu jeolog olan uzmanlarını, çoğu zaman "arkeolog" görüntüsü altında bölgede arkeolojik kazılar yapma adıyla görevlendirdiler. II. Abdülhamid ise bu durumun farkındaydı ve bu yabancıları aslında petrol araştırmaları yaptığını biliyordu. Bu yüzden bu heyetleri sıkı takibe alıyordu.

Sultan II. Abdülhamid, Musul'da bulunan emlakına dâhil ettiği bölgede bulunan petrol madenlerinin var olup olmadığı, varsa eğer bunların cinsi ve içeriği, ne şekilde kullanıldığı ile ilgili Müfettişlerinden Mehmed Bin Ahmet Arif'e (Arif Bey) araştırma yaptırdı. Çalışma sonucunda şirket arazisinde Musul'a on iki, Dicle nehrine bir saat mesafede gazyağı ve petrol madenleri bulunduğu, Şemmamek'te, Tuzhurmato'dan yarım saat ileride yirmi adet neft kuyusu olduğu, civarda bunun dışında birçok karışık yağlar olduğu, bu yağların yarı yarıya neft ile karıştırıldığında sokakları aydınlatmak için kullanılabileceği ifade edildi.

ULU HAKAN'IN İNCE STRATEJESİ

Sultan Abdülhamid tahta çıktığı zaman Hazine-i Hassa mülk ve gelirlerini idare etmek için oluşturduğu bakanlığının başına getirdiği Agop Efendi, 6 Şubat 1889'da padişaha bir tezkere gönderdi. Bu tezkerede Musul Vilayeti'nde bulunan petrol gazının arama ve işletme imtiyazının Hazine-i Hassa'ya verilmesini arz eder. Sultan II. Abdülhamid'in onayladığı irade 6 Nisan 1889'da yayımlanır. Bu sayede padişah ister kendi işletsin ister üçüncü şahıslara işletme hakkı versin; Musul petrollerinden elde edilecek gelir, Hazine-i Hassaya yani padişaha ait olacaktı. Ayrıca petrolün işletme hakkının üçüncü şahıslara verebilmesi padişahın inisiyatifindeydi. Diğer taraftan, Alman şirketine verilmiş olan Anadolu 'nin, Bağdat'a kadar uzatılması durumunda, bu şirketle yapılacak ayrıcalık sözleşmesi de Hazine-i Hassa Nezaretince yapılması güvence altına alınmış oldu.

Bütün Musul Vilayeti'ni kapsayan, ilk irade çıktıktan sonra, 1889'da Ahmed 'ye, 1890'da Hasan Tahsin Efendi'ye, 1891'de İskenderun Petrol Şirketi'ne, 1897'de Halil Rif'at Paşa'ya, 1898'de Şarl Rayser'e petrol araştırmaları ve işletilmesi için talep ettikleri imtiyazların verilmesi uygun görüldü.

II. Abdülhamid, 19 Eylül 1898'de ikinci ve 18 Kasım 1902'de çıkardığı üçüncü iradeyle Bağdat vilayetindeki petrol ayrıcalığını da kendi özel mülkiyetine katar. Bu iki irade ile hem 1889 tarihli irade teyit edildi hem de Bağdat Vilayeti'ndeki petrol ayrıcalığı padişahın özel mülkiyeti hâline getirildi.

Bölgenin ve tüm Ortadoğu'nun değerini bilen Sultan II. Abdülhamid, Hazine-i Hassa Nezareti'ne alınan madenler üzerinde incelemeler yapmak ve verimlilik derecelerini belirlemek amacıyla Avrupa'dan, madencilik alanında ihtisas yapmış uzmanlar getirtti. Özellikle de Fransa'dan uzmanlar getirten sultanın bu ülkeyi tercih etmesinin nedeni İngilizlere güvenmeyişi ve Almanlara ise demiryolları hattı Mezopotamya'ya ulaşmadan petrol ayrıcalığı vermek istemeyişinden dolayıdır.

Getirttiği uzmanlardan birisi de Fransız maden mühendisi Emile Jacquerez idi. Jacquerez, Hazine-i Hassa Nezaretinde 1895 tarihinde Başmühendis olarak göreve başlayarak Bağdat ve Musul bölgelerindeki petrol madenleri üzerinde incelemelerde bulunarak rapor hazırlar ve hazırladığı raporları ve haritaları Osmanlı yönetimine sundu.

Jacquerez'ın raporlarında bölgedeki petrol kaynaklarının ıslahı için neler yapılabileceği, ıslah çalışmaları için ne kadar maddi kaynak gerektiği ve nihayetinde petrolden elde edilebilecek kazanç hakkında detaylı bilgiler bulunuyordu.

II. Abdülhamid'e bölge petrolleriyle ilgili rapor sunanlar arasında Alman mühendisler Groskopf ve Bergingen de vardı. 4 Ocak 1901 de çıkarılan bir irade ile bu bölgeyi tarayarak bir rapor hazırlayan bu iki mühendisin Sultan'a sundukları rapora göre İskenderun, Haleb, Birecik, Urfa, Siverek ve Diyarbakır bölgesinde verimli petrol kaynaklarının bulunmadığı belirtilirken, Kerkük'ün 15 kilometre kuzeyinde verimli kaynaklar olduğu, ilkel biçimlerde çıkarılan ve temizlenen petrolün kalitesinin Bakü petrollerinden aşağı kalmadığı belirtilmiş, yapılacak demiryolu ile bu kaynaklardan etkin bir biçimde yararlanılması gerektiği vurgulanmıştı.

Musul ve Bağdat bölgesindeki zengin petrol yataklarının mülkiyetini Hazine-i Hassa'ya aktarmaya yönelik üç ayrı tarihte irade neşretti. Bu yolla, bölge üzerinde yapılacak tüm çalışmalar ve verilecek imtiyazları bizzat kendi kontrolüne almış oldu. Bunun akabinde, gerek yerli gerek yabancı mühendis ve uzmanlara bölgedeki petrolün kalitesi ve miktarıyla ilgili raporlar hazırlattı. Bu petrolü ekonomik değere dönüştürme arayışı içine girdi.

II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi üzerine yerine padişah olan Sultan Reşat'ın imzasıyla Hazine-i Hassa varlıklarını Maliye Hazinesine aktaran 5 Mayıs 1909 tarihli yeni bir ferman çıkarıldı. Bu ferman, ileride Mezopotamya petrollerine yönelik hukuki tartışmaların çıkmasına zemin hazırlar. Gerek İttihat ve Terakki Parti'sinin iktidara gelmesiyle alınan kararda ve gerekse padişah fermanında bu mal varlıklarının bedelli veya bedelsiz olarak devredildiğine ilişkin bir belge düzenlenmemişti. Ayrıca Defter-i Hakanî kayıtlarında ve tapu kayıtlarında bu mal varlıklarının Devlet Hazinesi'ne aktarılmasıyla ile ilgili düzenlemelerin yapılmadığı ortaya çıkmıştı.

BÜYÜK GÜÇLERE BÜYÜK FREN

"İttifakat-ı Umumiye-i Ecnebiye" olarak anılan Almanya, Avusturya, Fransa, İngiltere ve İtalya'dan oluşan Avrupa Ahengi arasındaki çıkar anlaşmazlığını Osmanlı lehine koz olarak kullanan , hiçbir devlet ile devamlı anlaşma yoluna gitmedi ve desteğini bir devletten diğerine çevirmekten çekinmedi. Böylece 'büyük güçler'i mümkün olduğu kadar birbirlerinden ayırabilmek için hamleler yaptı.

Süveyş Kanalı hisse senetlerinin büyük bir kısmını eline geçiren ve Mısır'da bir komiserlik kuran İngilizlere karşı Fransa'yı harekete geçirirken, Mezopotamya ve Basra Körfezinde de İngiltere ve Almanya arasındaki rekabeti körükleme yoluna gitti. Örneğin; Almanlara verilen Bağdat Demiryolu Projesi, İngiltere'nin Mısır ve Basra körfezindeki, Fransa'nın Suriye'deki siyasi-iktisadi emellerini tehdit edecek boyutlara ulaşıyordu. da İran ve doğu Anadolu'daki emelleri için bu projeyi tehlikeli görmekteydi.

Musul Vilayeti'nde bulunan petrol yataklarıyla ilgili gelişmeleri yakından takip eden II. Abdülhamid, o dönemde petrolü işleme konusunda ileri düzeylerde bulunan Amerika'ya yaveri Selahaddin Efendi'yi gönderdi. Bu ziyaretle hem Amerika'yla iyi ilişkiler kurmaya hem de kısa bir süre önce mülkiyeti Hazine-i Hassa'ya aktarılan Musul petrollerinin gerçek değerini bizzat uzmanlarından öğrenecekti. Fakat yeni açılacak petrol kuyularının petrol fiyatlarını düşüreceğinden korkan Amerikalılar, Musul petrollerine ilgi göstermediler. Bu II. Abdülhamid, hem Mezopotamya petrollerini değerlendirebileceği bir alternatiften, hem de Avrupalı sömürgeci ülkelere karşı kullanabileceğin büyük bir denge unsurundan mahrum kalmasına neden oldu.

II. Abdülhamid, Tunus ve Libya topraklarında çakışan emelleri olan Fransa ve İtalya'yı Kuzey Afrika'da, Balkanlarda Yunan ve Bulgarları denge unsuru olarak kullandı. Rusya'nın saldırgan emellerine karşın, onları Osmanlı İmparatorluğu ile barış içinde bir arada yaşamaya zorlayabilmek için Japonya iyi ilişkiler geliştirmeye çalıştı. Ruslara karşı savaşıp, önemli başarılar kazanan Japon yönetimine takdirlerini sunmaktan çekinmez. Zira Sultan Abdülhamid, Rusya'nın askerini Uzakdoğu'ya nakletmesi demek Karadeniz'deki saldırı gücünü azaltması demek oluyordu ve bu cephede ellerinin bağlanmasının Osmanlı Devleti üzerine hücum ihtimalini azaltacağından rahat bir nefes alma imkânı sağlayacaktı.

II. Abdülhamid'in, Mezopotamya petrollerini işletilmek üzere, Japon hükümetinden petrol uzmanı istemesi de Rusya'yı dengeleme çabasının bir örneği olarak gösterilebilir. Osmanlı sultanının bu talebini Japonların kabul etmesi, ne yazık ki beklenmedik bir gelişmeyle neticesiz kaldı. Zira tam o sıralarda II. Abdülhamid tahttan indirilmişti.

PETROL İMTİYAZI İÇİN REKABET

Emperyalist devletlerin gözünü diktiği petrol hazinesi Mezopotamya için İstanbul'da rekabet eden üç büyük grup vardı:

Birinci grup olan Almanlar, Deutsche Bank'ın sahibi olduğu demiryolu şirketi ile Bağdat-Berlin demiryolu anlaşması ve hattın iki yanındaki yirmişer kilometrelik bir alandaki petrol dâhil madenleri işletme önceliğini almıştı.

İkinci grup, İran petrol imtiyazını aldıktan sonra Mezopotamya petrol imtiyazı için uğraşan ve Britanya hükümeti tarafından desteklenen D'arcy (APOC/Anglo-Persian Oil Company) grubuydu.

Üçüncü grup ise rekabete 1908 yılından itibaren katılan Amiral C. Chester aracılığıyla bir demiryolu ve imtiyazı talep eden Amerikalılardı. Bu grup Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın desteğiyle İstanbul'a geldi.

1899 yılında Osmanlı toprakları üzerinde yaşanan petrol rekabetinin şiddetini arttıran gelişme, Almanların ortaya koyduğu "Berlin-Bağdat Demiryolu Projesi" oldu.

Bu proje aslında Almanya İmparatorluğu'nun Osmanlı'nın kaynaklarını kendin aktarma projesinin bir ürünüydü. Bu demiryolu projesinde rayların geçtiği alanın 20'şer millik sağ ve sol yanında kalan toprakların mülkiyeti ve buralardan çıkan kaynakların işletim haklarını içeren bir imtiyaz verilmekteydi. Basra'da liman kurma hakkını da içeren bu imtiyaz, İngiltere ve Fransa'nın yoğun tepkisini çekti.

Deutche Bank'ın egemen olduğu bir şirket olan Anadolu Demiryolları Kumpanyası (Şirketi) yetkilileri geçen uzun görüşmeler neticesinde uzlaşmaya varıldı ve bu şirkete 99 yıllığına imtiyaz verildi.

Almanlar bölgeye olan ilgisini anlaşmanın hemen ardından petrol bölgesinde diplomatik temsilciliklerini oluşturmakla gösterdiler. Öyle ki Almanya ile hiçbir ticari ilişkisi olmayan ve Alman vatandaşının bulunmadığı Musul'da 1904 yılında konsolosluk açtılar.

Fakat Almanların taahhüt ettikleri şartları yerine getirmeden nihai antlaşmayı imzalamaya çalışmaları Osmanlı yönetiminin tepkisine neden oldu. Hazine-i Hassa Nezareti tarafından 26 Ocak 1907 tarihli bir yazı ile 1904'te yapılan antlaşma Osmanlı yönetimi tarafından tek taraflı olarak feshedildi.

II. ABDÜLHAMİD'İN ANADOLU'DA PETROL ARAŞTIRMASI

II. Abdülhamid, Anadolu toprakları üzerinde de başta petrol olmak üzere, kömür ve benzeri madenlerin araştırılmasına yönelik çalışmalar yaptırdı. Anadolu toprakları üzerinde II. Abdülhamid tarafından verilen ilk resmi imtiyaz, 1887 yılında Ahmet Necati Efendi'ye, İskenderun-Çingan bölgesinde petrol arama iznini içeriyordu. İskenderun'a bağlı Çingan köyünde Ahmet Necati Efendi tarafından bulunan petrol gazının işletme hakkı, Osmanlı Anonim Şirketi'ne devredildi. Daha sonra 1897 yılında Sadrazam Halil Rıfat Paşa'ya Tekirdağ civarında petrol arama imtiyazları verildi. Şarköy, İsteme, Hora Dere ve Mürefte'de alınan imtiyazlar sonucu yapılan çalışmalar da istenilen düzeyde petrole ulaşılamadı.

Edirne vilâyetinin Gelibolu sancağına bağlı Şarköy kazasının Palatonoz deresi, Kocaali, Gölcek ve Eksamil köyleri ve civarında, deniz kenarındaki boş arazide keşfedilen kömür ve petrol madenleri için Sultan II. Abdülhamid tarafından 99 sene süreliğine bir imtiyaz verildi.

Erzurum'un Tercan kazasına bağlı Pulk köyünde keşfedilen petrol ve neft madenleri imtiyazının ihalesi Sultan II. Abdülhamid'in tüfekçilerinden Ahmed Celâleddin Paşa'nın işaret ettiği Almanya Devleti tebaasından Mösyö Charles Raizer'e ihale edildi.

Söz konusu maden keşfedildiğinde ilk kez Sarıca Murad Osman Bey tarafından çıkarılıp, Rusya tebaasından Tiflisli bir Ermeni olan Garvişof'a bir kuyu açtırılmıştı. Ancak bu şahsın, askeriyenin bulunduğu mıntıkada ve Çürük suyu üzerinde askeriyeye dair istihbarat topladığı ve kimliğini gizleyerek takma isimle imtiyaz talebinde bulunduğu tespit edilince, talebi reddedildi.

Van Gölü sahilinde petrol gazı madeni bulunduğuna dair Payitahta gelen haberlerin doğru olup olmadığının araştırılarak keşfedenin kim olduğunun bildirilmesi ve madenin mahiyetine dair acilen detaylı bilgi talep edilmiş, araştırmalar neticesinde Van'ın Bargiri kazâsının Kürzot nahiyesinde petrol bulundu. Bu madenin işletilmesinin ülkenin menfaatine olacağı düşüncesiyle imtiyaz fermanı 6 Aralık 1899 Hazine-i Hassa'ya verildi.

Yrd. Doç. Dr. Veli Sırım- Sultan II. Abdülhamid'in Petrol Politikası

Arzu Terzi- Abdülhamid'in Mirası-Petrol ve Arazi

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN