Arama

  • Anasayfa
  • Tarih
  • Rumlardan 44 yıl sonra gelen ‘Kıbrıs’ itirafı

Rumlardan 44 yıl sonra gelen ‘’ itirafı

Rumlardan 44 yıl sonra gelen ‘Kıbrıs’ itirafı

Bundan tam 44 yıl önce Türklerini esaret ve zulümden kurtarmak için büyük bir savaş verildi. Enosis hedeflerini gerçekleştirmek isteyen Rumlar, Kıbrıs adasında Türklere yönelik büyük bir katliama başladılar. Parçalanarak katledilen, kör kuyuya atılan, kurşuna dizilen ve birçok zulme maruz kalan Türklerle ilgili, Rumlar da yıllar sonra suskunluklarını bozdu. Kıbrıs’ta yayın yapan Rum Politis gazetesi, yayımladığı yazı dizisinde kan donduran olaylara yer verdi.

Tarihler 1974'ü gösterdiğinde , Türkleri için büyük bir savaş verdi. ile birleşme hedeflerini gerçekleştirmek isteyen ve bu uğurda destek alan Rumlar, Kıbrıs adasında büyük bir katliamın faili oldular.

RUMLAR 'ENOSİS' HEDEFİ İÇİN KATLİAMLARA BAŞLADI

Türkiye ve Yunanistan, 11 Şubat 1959'da kabul edilen Zürih ve Londra antlaşmaları ile bağımsızlık, iki toplumun ortaklığı, toplumsal alanda otonomi ve çözüm için uzlaşmıştı.

Adanın iki halkı arasında ortaklık temelini esas alan uluslararası antlaşmalar uyarınca 1960'da "Kıbrıs Cumhuriyeti" kuruldu ve anayasada adadaki Kıbrıslı Türk ve Rum halklarına eşit siyasi hak ve statü tanındı.

Ancak Kıbrıs Rum tarafı, anlaşmaya uymadı. Kıbrıs Türklerini devlet kurumlarından dışlama, izole etme, adadaki varlıklarını sona erdirme ve Yunanistan ile birleşme (Enosis) yolunu açmaya yönelik girişimlerde bulundu.

"Kıbrıs Cumhuriyeti" Kıbrıslı Rumların 1963'te tek taraflı güç kullanımıyla, anayasayı feshetmelerinin ardından ortadan kalktı. Enosis hedefine ulaşabilmek için silahlanan Rumlar, 1974 yılına dek Kıbrıs Türklerine saldırı, baskı ve zulmün dozunu artırdılar.

"BİR YUNAN'A KARŞI, ON TÜRK ÖLDÜRÜN"

Türkleri katledenlerin yarıya yakını, Rum polis ve askerlerdi. "Öldürülen her bir Yunan'a karşı, on Türk öldürün" emri almışlardı. Bazı Türkler, parçalanarak katledildi. Bir gecede onlarca Türk öldürüldü, kurşuna dizildi, kör kuyulara atıldı.

Sanıklar bilinmesine rağmen, yaşanan olayların üstü örtüldü. Politis gazetesinin "Kıbrıs: Cezalandırılmamış suçlar dosyası" adlı dizisinde, 1964-74 yılları arasında Türklere yaşatılan bazı katliamlar anlatıldı.

Politis gazetesinin söz konusu yazı dizisinde yer alan bir yazıya göre, 11 Mayıs 1964'te iki Yunan subayı ile bir Rum polisi Mağusa kentinde öldürüldü.

Öldürülenlerden Kostakis Pandelidis, Lefkoşa Rum polis müdürünün oğluydu. Üstten emir geldi: "Her öldürülen Helen'e (Rum-Yunan) karşı on Türk öldürülsün."

17 TÜRK KURŞUNA DİZİLDİ

Yaşanan bu olaydan bir gün sonra, 12 Mayıs'ta Mağusa bölgesinde 17 Türk önce kaçırıldı, sonra kurşuna dizilerek öldürüldü.

Ertesi günü 13 Mayıs 1964'te, İngiliz üsler bölgesinde geçici işçi statüsüyle çalışan 11 Kıbrıslı Türk katledildi. Öldürenler, Kıbrıslı Türklerin iş arkadaşları olan bir grup Rum ve Rum polisiydi.

Türkler mesaiye giderken otobüsten alındı, önce Derinya'da Rum polis karakoluna götürüldü, sonra Paralimmi gölü yakınında kurşuna dizilerek kör kuyuya atıldı. Kemikleri ancak 2006'da bulundu.

KAN DONDURAN KATLİAMLAR YAPTILAR

Tarihler 14 Ağustos 1974'ü gösterdiğinde ise, Muratağa ve Sandallar'da kadın, çocuk ve yaşlı 126 Türk öldürüldü, toplu mezarlara gömüldü. Katliamı yapanlar, Rum EOKA militanları diye tarif edildi. Çoğu EOKA militanıydı, ancak aralarında Türklerin, Rum komşuları da vardı.

Katliamdan günler önce komşu Rum köyler Peristerona ve Pigi'de isimleri bilinen en az 30 Rum, savunmasız kalan Türklerin önce hayvanlarını yağmaladı, Türk kadınlara tecavüz etti.

PARÇALAYARAK ÖLDÜRDÜLER

10 Ağustos 1974'te biri polis üç Rum, Muratağa köyünün kahvecisi Mustafa Kukudi'yi Pigi köyüne götürdü, kapalı bir evde parçalayarak öldürdü, cesedinden kalanları bir torbaya doldurarak çukura gömdü.

Politis gazetesinin Türklere karşı uygulanan bu katliamlarla ilgili bir süredir devam eden yayınları, Kıbrıs Rum yönetiminde tepkiyle karşılandı. Gazete ve bir yazarı tehdit edildi. Ölüm tehditleri alan Rum yazar Kostas Konstantinu, güney Kıbrıs'ta kimsenin 1964'te olanları konuşmadığını belirterek, KKTC'de kendini daha güvende hissettiğini söyledi.

Rum komandolardan diğer bir Türk katliamı itirafı da Rum yazar Panikos Neokleus'dan gelmişti. Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında askerlik yapan Rumların anılarını derlediği "Kıbrıs'ta 1974'te göz ardı edilenler" adlı kitap, savaşta yaşanan korkunç katliamın itirafı olmuştu.

KATLİAMLAR DÜNYA BASININA BÖYLE YANSIDI

Almanya'nın Sesi Radyosu: (30.7.1974) "İnsanlık aklı, Yunanlıların Kıbrıs'ta yaptığı bu cellatlığı asla kabul edemez. Türk evlerine giren Yunan-Rum Milli Muhafızları, kadın ve çocuklar üzerine mermi yağdırıyor, büyükleri boğazlıyor ve yakaladıkları Türk kadınlarının hepsinin ırzına geçiyorlardı..."

Washington Post Gazetesi Muhabiri, Görgü Tanığı: (30.7.1974) "Larnaka yakınındaki Alaminos Köyü'nde 25 ile 55 yaşları arasında 14 Türk öldürülmüş ve cesetleri buldozerlerle bir çukura doldurulmuştur. Limasol yakınında küçük bir Türk köyüne Rumlar'ın yaptığı bir baskın sonucu 200 kişiden 36'sı öldürülmüştür. Rumlar, Türk Kuvvetleri gelinceye kadar tüm Türklerin öldürülmesi için emir aldıklarını söylemektedirler."

London Times: (22.7.1974) "Binlerce Türk rehine olarak tutulmaktadır. Türk kadınlarının ırzına geçildi ve Türk çocukları yollarda öldürüldü. Limasol'da Türk tarafı yakıldı. Olaylar Kıbrıs Rumları tarafından teyit edildi."

Die Welth Gazetesi Muhabiri, Görgü Tanığı: (26.7.1974) "Limasol'da Rum Muhafız Gücü askerleri bir köpek sürüsü gibi Türk köylerine baskınlar düzenleyerek, katliam yapmışlardır. Bu olaylar insanlık dışıdır."

"AİLEMİN VEFAT ETTİĞİNİ ÜÇ GÜN SONRA ÖĞRENDİM"

O acı günleri yaşayanlardan biri de Nihat İlhan'dı. İlhan, yaşadıklarını şu sözlerle dile getirmişti:

"Türkiye'de askeri tıp akademisinden mezun olduktan sonra bir helikopter ile Kıbrıs Türk Alayı'na baştabip olarak geldim. O dönemde Türk alayı ile Rum alayı birbirlerinden yüz metre mesafedeydi. Birçok yaralı geliyordu. Eşimi, küçük iki çocuğum ile 3 aylık oğlumu Lefkoşa'nın Kumsal adı verilen bölgesinde kiraladığımız bir eve yerleştirmiştim.

Ailemin katledildiği 24 Aralık 1963 tarihinde askeri hastaneye yaralı Türkler gelmiş onlarla ilgileniyordum. Katliam olduğu zaman birkaç gündür eve uğramamış ve ailemden haber alamamıştım. Evimizin yakınında kalan bir Türk çoban geldi ve alay komutanının da bulunduğu bir ortamda Rumların Türk subaylarının ailelerine saldırdığını söyledi. Ne olduğunu anlamadık. Hemen eve gitmek istedim ama alay komutanı izin vermedi. Alay komutanı benden o gün yaşayacaklarımla ilgili asker sözü vererek soğukkanlı olmamı istedi. Ben hala ailemin katledildiğini fark etmiyordum. Zırhlı bir araçla Türkiye elçiliğine gittik. Subay eşleri ve elçilik görevlileri doluydu. Kadınlar ağlıyorlardı.

Hâlâ ailemin öldürüldüğünü anlamadım. Üzerim çok kirliydi 'sıcak suyla banyo yapabileceğim bir yer var mı' diye sordum. Banyo yaptım. Ardından Türkiye büyükelçisi beni çağırdı. Bana 'başın sağ olsun, eşin ve çocuklarını Rumlar katletmiş' dedi. Katliamın üzerinden 3 gün geçmiş ve benim haberim yeni oluyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. İlk sözüm 'Vatan sağ olsun' oldu."

KATLİAMLAR SONRASI HAREKÂT KAÇINILMAZ HALE GELDİ

Kıbrıs Türkleri bu katliam ve zulümlere, 1960'ta kurulan ortaklık devletinin yönetiminden de uzaklaştırıldıktan sonra maruz kalmışlardı.

EOKA mensupları arasında ortaya çıkmaya başlayan görüş ayrılıkları, Rum lider Makarios ve süratle EOKA-B mensuplarının karşı karşıya gelmesine yol açmıştı. Yunan cuntasının desteğiyle EOKA, 15 Temmuz 1974'te, adayı Yunanistan'a bağlamak amacıyla Makarios'a karşı darbe yaptı. İktidarı kısa süre ele geçirdi ve böylece Kıbrıs'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne kastedilmiş oldu.

Bu durum karşısında Türkiye, ilk olarak garantör ülkeler ve adadaki liderler nezdinde diplomatik girişimlere öncelik verdi. Diplomatik çabaların karşılıksız kalması üzerine, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından 20 Temmuz 1974'te başlatılan harekât, adaya barış getirdi.

HAREKÂT "AYŞE TATİLE ÇIKSIN" PAROLASI İLE BAŞLADI

Aynı gün Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ait bir filo, çıkarma gemileriyle Akdeniz'e açıldı. Kıbrıs Barış Harekâtı, TSK'ya bağlı birliklerin Lefkoşa-Hamitköy-Gönyeli ve Pınarbaşı bölgelerine hava indirme, Yavuz Plajı'na denizden çıkarma yapmasıyla 20 Temmuz'da başladı.

Harekâtın parolası ise "Ayşe tatile çıksın" olarak belirlendi. Ayşe, Cenevre konferansına katılan dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş'in kızının adıydı.

Bülent Ecevit, harekâtı şu sözlerle duyurdu :"İnsanlığa ve barışa büyük bir hizmette bulunmuş olacağımıza inanıyoruz. Öyle umarım ki kuvvetlerimize ateş açılmaz ve kanlı bir çatışmaya yol açılmaz. Biz aslında savaş için değil barış için ve yalnız Türklere değil; Rumlara da barış getirmek için adaya gidiyoruz."

HAREKÂTIN ASIL MİMARI: ERBAKAN

Kıbrıs Türklerinin "kurtuluş günü" olarak kabul edilen harekâtın mimarı ise, aslında dönemin başbakan yardımcısı Necmettin Erbakan'dı. Adaya barışı getiren Kıbrıs Zaferi'nin 39'uncu yıldönümünde Erbakan bir röportaj vermiş ve "Kıbrıs Davasını" şu sözlerle anlatmıştı:

"Biz o zaman Sayın Başbakan'ı (Ecevit), Milli Savunma Bakanı Hasan Esat Işık ve Oğuzhan Asiltürk Bey ile birlikte havaalanından Londra'ya uğurladık. Bu uğurlama merasiminde Kuvvet Komutanları, Genelkurmay Başkanı da beraberinde bulunmaktaydılar. Kendileri ile bir durum müzakeresi yapmak üzere hemen bir odaya çekildik. Bizim o zamanki Devlet Bakanımız Sayın Süleyman Arif Emre Bey de dışarıda bekliyordu. Kuvvet Komutanları ile "Şimdi Ecevit İngiltere'ye gidiyor, durum nedir?" diye aramızda müzakere ettik. Onlar da "Siz şimdi Başbakan vekilisiniz. Bizim şu anda dahi önemli bazı hususlarda nasıl hareket edeceğimizin bize bildirilmesine ihtiyacımız vardır" dediler. O esnada zaman faktörünü çok iyi kullanmak gerekiyordu.

Askerlerimiz bizlere şunu ifade ettiler: "Bize kesin emir verilmesi lazım. Çünkü bizim askerimiz, ordumuz Kıbrıs olayları tarihinde bugüne kadar iki defa bir nevi düş kırıklığına uğramıştır. Ne yapacağız söyleyin?" dediler."

HÜKÜMET KARAR ALMADAN 'HAREKÂT' EMRİ VERİLDİ

Kıbrıs Harekâtının emri, o ana kadar kesin olarak verilmemişti. Erbakan yine aynı röportajında şu ifadelere yer vermişti:

"Ecevit İngiltere'ye gidecekti. İngilizlerin ne diyeceği belli değil. Ecevit hiçbir zaman kesin emir vermedi. Biz Milli Güvenlik Kurulu'nda konuyu konuştuk.

Konuştuğumuz zaman zaten Afyon'a giderken Ecevit'e olay çok önemlidir gitmeyin dedik. Ondan sonra da biz MSP olarak Ecevit, Afyon'da iken kendi Genel İdare Kurulu toplantımızı yaptık. Mutlaka müdahale etmek lazımdır noktasına geldik MSP olarak. Onun için Milli Güvenlik Kurulu'nda da MSP kanadı olarak biz hep bir an evvel müdahale edilmelidir diyorduk. Halk Partisi'nin önemli bir kısmı "Bu macera olur, sakın ha böyle bir şey yapılmasın, edilmesin" dediği için bir oyalama oluyordu. Ve biz ne Bakanlar Kurulu olarak ne Milli Güvenlik Kurulu olarak kesin bir karar vermiş değildik. Bununla beraber olayın gecikmemesi gerektiği için işte orada bendeniz, "Yükleyin ve bu harekâtı başlatın" dedim.

Şunu düşünerek söyledim. Ecevit gelecek Perşembe günü akşamı. Geldiği zaman gemiler, bu hazırlıklar yapılacak, yüklenecek ancak harekât Cuma sabahı olabilecek. Şayet bir aksilik olursa yani ille de hayır yapılmasın, edilmesin derlerse bu takdirde gemileri hareket ettirmek veya harekâtı tekrar bizim kıyılarımıza çıkartmak gibi yani eski hükümetlerin yaptığının bir tekrarına dönüşür bu iş diye düşündüğüm için yapın bunu dedim. Ve diğer bir ihtimalde tabii Ecevit gitmeden önce İngiliz bölgesine çıkartalım gerekirse diye düşünceleri vardı konuşmalar esnasında. Bir ihtimal olarak da onu gözetiyordum.

Askerlerin, bir an evvel harekâtı başlatmak için hükümet adına istedikleri söz, o günkü muhtemel şartlar dikkate alınarak orada kendilerine söylenmiş oldu."

KIBRIS'IN İLHAKI ÖNLENDİ

Böylece Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı önlenmiş oldu ve Kıbrıs Türk halkının varlığı güvence altına alındı. Harekâtın başarıyla sonuçlanması sonrasında, 13 Şubat 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu, devlet başkanlığına Rauf Denktaş getirildi. 15 Kasım 1983'te ise, Mecliste alınan kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

Aradan geçen 44 yılda ise Kıbrıs için çeşitli yol haritaları hazırlandı. Bu konu üzerinde çeşitli konferanslar, toplantılar gerçekleştirildi. Uluslararası toplumun da katkısıyla hazırlanan yol haritaları, Rum kesiminin uzlaşmaz tavrı nedeniyle bugüne kadar hayata geçirilemedi.

KIBRIS'TAKİ İLK HAVACI ŞEHİT: PİLOT YÜZBAŞI CENGİZ TOPEL

-Türk Hava Kuvvetleri'nin 1964'te Kıbrıs'ta gerçekleştirdiği uyarı uçuşunda uçağı isabet alan ve paraşütle atlaması sonrası Kıbrıs Rum kesiminde esir alınarak şehit edilen Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel'in adı, Türkiye'nin dört bir yanındaki yüzlerce park, cadde ve sokakta yaşatılıyor.

Son telsiz konuşmaları

Rum kesiminin Kıbrıs'taki Türklere karşı işlediği suçları caydırmak amacıyla Türk jetlerinin Kıbrıs üzerinde uyarı uçuşu yapmasına karar verilmesinin ardından Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel, 8 Ağustos 1964'te Eskişehir'den Kıbrıs'a, dörtlü kol komutanı olarak gönderildi.

Hücumbotlara yönelik ikinci hücum kolundaki dört jette, Yüzbaşı Cengiz Topel, Üsteğmen İzzet Öztarhan, Yüzbaşı Mehmet Konedralı ve Üsteğmen Ethem Sancar bulunuyordu. Komuta, Yüzbaşı Cengiz Topel'deydi. Topel'in F100F jeti, ikinci dalışına hazırlanırken, yerden isabet alarak düşürüldü.

Bilinen son telsiz konuşmaları şöyleydi:

"- Cengiz Yüzbaşım, uçağından dumanlar yükseliyor, atla. (Ütğm. Öztarhan)

- Yüzbaşım, Cayır cayır yanıyorsun, atla. (Ütğm. Öztarhan)

- Tamam, atladı. (Yüzbaşı Konedralı)

- Paraşütü açıldı. (Ütğm. Öztarhan)"

Paraşütle atlamayı başaran Topel, Peristeronori isimli Rum köyü yakınlarına indi, ancak Kıbrıs Rum Kesimi güçlerince esir alındı.Esir düşen Topel'in uluslararası savaş hukukunun esirleri kapsayan maddelerine aykırı olarak yapılan işkenceler sonucu öldürüldüğü belirtildi. Rum Kesimi ise Topel'in yaralı olarak yakalandığını ve hastanede tedavi altına alındıktan sonra öldüğünü savundu.

Fikriyat

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN