Arama

Mazinin mahzun şahitleri: mezar taşları

Yayınlanma Tarihi: 2.10.2017 00:00:00 Güncelleme Tarihi: 02.10.2017 12:18
Mazinin mahzun şahitleri: mezar taşları

*Kabristanlar yurdun tapusu; mezar taşları da mazinin şahitleridir. Böyleyken bizde nice tarihî mezarlıklar park, depo, gazino yapılmış; insanlar üzerinde tepinmiştir...

*Mezar üzerine basmak, oturmak caiz değildir. Mezara mübalağalı masraf yapmak israftır. Ama mezar taşı dikmek; buna İslâm harfleriyle isim ve tarih yazmak meşrudur.

İnsanlar, doğar, yaşar ve ölür. Çok az kimse, dünyada bir eser bırakabilir. İslâm-Türk kültüründe heykel ve büst âdeti olmadığı için, sıradan insanlar için namlarını yaşatacak tek bir imkân vardır: Mezar taşı...

Mevtanın cinsiyetini, sosyal statüsünü gösteren sembollerle işlenmiş mezar taşları, eski tabirle şâhideler, uzun bir tarihin canlı şahitleri; şehirlerin mermerden süsleridir. Hanımların, şâhidesi çiçeklidir. Erkekler yerine göre fesli, sarıklı, külahlıdır. Görenleri, düşündürüp hüzünlendiren, bazen de tebessüm ettiren nişânelerdir. Kasımpaşa mezarlığındaki bir mezartaşı bu kabildendir: "Bir zamanlar ben de Süleyman idim/Ateşe körüğe hükümran idim/Sanmayın Sultan Süleyman idim/Tersânede Körükçü Süleyman idim."

RUHUN EVİ

Her cemiyette ölü gömme âdetleri farklı. Ölüyü yakanlar, suya atanlar, vahşi hayvanlara terk edenler var. Semavi dinlerde ölü toprağa gömülür. Kâbil; öldürdüğü kardeşi Hâbil'i ne yapacağını düşünürken, avını gömen bir karga ona ilham vermiştir. Kur'ân-ı kerim, ölüleri gömmeyi emreder. Resulullah aleyhisselâm, sütkardeşi Osman bin Ma'zun'u eliyle defnetmiş; bir taş getirip başucuna koyarak, "Bununla kardeşimin kabrini tanıyacağım ve ailemden vefat edeni yanına defnedeceğim" buyurmuştur.

Musa aleyhisselâm, ölüm meleğinin, dedelerinin yakınına gelince canını almasını; böylece salih insanlara yakın gömülmeyi dilemişti. Bu sebeple her yerde bir mübarek kişinin kabri etrafında mezarlık teşekkül etmiştir. Eyüp Sultan, Karacaahmed, Merkez Efendi Kabristanı gibi. Mühim şahsiyetlere, onlar için değil, ziyaret edenler ibret alsın, güneşten/yağmurdan korunsun diye türbe yapılmıştır.

Vehhabiler, kabri belli etmeye düşmandır. Arabistan'da nice tarihî kabir ve türbeler, Suudi istilasından sonra yerle bir edilmiştir. Halbuki insan ölse bile ruh yaşar; kabri ile irtibatını sürdürür. Bir mezara sahip olmak, insanoğlunun dünyadaki son hakkıdır; mezar taşı da o insan için dikilmiş bir âbide. Mezar üzerine basmak, oturmak, ölüye hürmetten dolayı caiz değildir. Mezara mübalağalı masraf yapmak israftır. Ama mezar taşı dikmek; buna İslâm harfleriyle isim ve tarih yazmak meşrudur.

TAPU SENEDİ

Mezarlıklar, yurdun tapu senetleridir. Ermenilere muhtariyet verilmesi meselesini yerinde tedkik etmek üzere 150 sene evvel Anadolu'ya gelen Amerikan heyetinin, Erzurum'da Müslüman mezarlığının, Ermeni mezarlığından çok daha büyük olduğunu görünce, buranın Müslüman yurdu olduğuna olan kanaatini pekiştirdiği meşhurdur.

Kabristanlar, bir milletin atalarına olan hürmet ve minnet hissinin ifadesidir. Eskiler, mezarlıkları şehre bitişik yapmış; camilerin, mekteplerin yanına küçük kabristanlar kondurarak, ölümü devamlı hatırlamışlardır. Ölümü hatırlamak, kalbi yumuşatır; hırs ve egoizmi kırar. Osmanlı insanı, mezarlıktan korkmaz; önünde durup bir fâtiha okuyarak yoluna devam eder. Kabristanlar, aynı zamanda şehirlerin nefes aldığı ciğerleridir. Mezarlıklar, İstanbul'un en güzel panoramasına sahiptir.

Vakıf esere, kimsenin müdahale edememesi umumi bir hukuk kaidesi iken, Jön Türklerin iktidara gelişinin ardından, başta İstanbul olmak üzere Osmanlı şehirlerinin hemen hepsinde tarihî vakıf mezarlıkları talan edildi. Cumhuriyet devrinde bu furya hızla sürdü. Hatıralardan Osmanlı'yı silmek üzere, kabristanlar üzerine parklar, binalar, depolar, yollar yaptırıldı. Mezar taşları sökülerek kırıldı veya adi işlerde kullanıldı. Asırlık serviler kesilerek odun yapıldı.

BÜYÜK TALAN

3 Nisan 1930 tarih ve 1580 sayılı Belediyeler Kanunu'nun 160. maddesi, vakıf mezarlıkları belediyelere devretti. Belediyeler, bunları istediği gibi kullanabilecek; dilerse satacaktı. Talan, daha kanun çıkmadan başladı. 29 Haziran 1925 tarih ve 1836 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile eski TBMM arkasındaki vakıf kabristanın 25 dönümü, inkılabın en ateşli müdafilerinden Hâkimiyet-i Milliye gazetesi yazarı Siirt mebusu Mahmut Bey'e m2'si 25 kuruştan satıldı. Bunun devamı olan Çankırı Caddesindeki kısmı, 24 Ocak 1926 tarih ve 3066 sayılı BK kararıyla satıldı. Atatürk'ün ilk eşi Fikriye Hanım burada gömülüydü. Bu kabristan, türbesi Ulus 100. Yıl Çarşısının yerinde bulunan Kızılbey'in vakfıydı. Bunların yerine hanlar dikilmiş; ama yanı başındaki Roma Mezarlığına el sürülmemişti. Talan edilen mezarlıklar Müslümanlara aittir. Gayrımüslim mezarlıklarını milletlerarası antlaşmalar korumaktadır.

Hacıbayram türbesi yanındaki tarihî kabristan, ev yapılmak üzere müteahhitlere satıldı. İstanbul Vatan Caddesi üzerinde Guraba Hastanesi civarındaki kabristan Türk Hava Kurumu'na, bir kısmı da Kızılay'a satıldı. Bu civarda başka bir kabristan Türk Ocağı'na, bir kısmı da Millî Eğitim Bakanlığı'na devredildi.

İzmit'te Ömerbey Kabristanı, park yapılmak üzere Çocuk Esirgeme Kurumu'na; Çorum'da Piribaba Kabristanı, içindeki câmi ve türbeyle beraber; bir kısmı belediyeye, bir kısmı mektep yapılmak üzere Özel İdare'ye; Denizli Vakıf Mezarlığı ÇEK'na; Antalya'da Çöreklik ve Suzan Vakıf Mezarlıkları, hayvan, kömür ve odun pazarı yapılmak üzere belediyeye; Milas Vakıf Kabristanları, odun pazarı, rıhtım ve elektrik santrali yapılmak üzere çeşitli kimselere satıldı... Bunlar sadece birkaç misaldir.

İstanbul'da AKM'nin yerinde Kanunî devrinden kalma tarihî bir mezarlık vardı. Sık servilerle kaplı Beyoğlu Mezarlığı, Kasımpaşa'dan Tophane'ye kadar uzanırdı. Evliya Çelebi, Meyyitzâde, Yeniçeri Ocağı'nı topa tutan Karacehennem İbrahim Ağa, Şair Şinasi burada gömülüydü.

Anadolu'da şehir ve kasabalarındaki tarihî vakıf kabristanlarının hemen tamamı, şehir parkı, Halkevi, mektep, depo vs. yapılmak üzere söküldü. Yıllar evvel Konya'da, binalar arasında kalmış Sadreddin Konevî'yi ziyaretimde, türbenin karşısında birkaç eski mezar taşı dikkatimi çekmişti. Bir apartman önündeki hazirenin etrafı duvarla çevrilmiş; "Kaside-i Bürde müellifi İmam Busiri burada yatıyor" şeklinde bir de teneke levha asılmıştı. Şaşırdım; çünki İmam Busayrî'nin muhteşem türbesini İskenderiye'de ziyaret etmiştim. İlahiyat fakültesinden ahbabım rahmetli Hasan Özönder'e sorduğumda, hiç cevap vermeden arkasındaki kütüphaneye dönüp bir rulo çıkararak önüme yaydı. Bu, Konya'nın Osmanlıların son zamanındaki krokisi idi. Konevî türbesinin etrafı istasyona kadar Müslüman mezarlığı idi. Cumhuriyetten sonra sökülmüş; mezar taşları kaldırımlara döşenmişti. Uyanık ve hamiyetli bir zat, evinin önündeki birkaç mezarı çevirip başına uydurma bir levha yazdırarak o kadarını kurtarabilmişti...

TARİH MÜZESİ

İstanbul'un ilk Müslüman mezarlığı Karacaahmed, eskiden Üsküdar'dan Söğütlüçeşme ve Kızıltoprak'a uzanırdı. Meşhur tarihî şahsiyetlerin medfun bulunduğu ve çoğu yok edilen kabristan, âdeta Osmanlı tarihî müzesidir. Avrupa yakasının en eski kabristanı Rumelihisarı'ndadır. İlk fetih şehitlerinin gömülü olduğu kabristanın büyük bir kısmı ortadan kaldırılmıştır. Mübarek sahabinin hatırası sebebiyle çokları Eyüp Sultan Kabristanı'na gömülmeyi arzu ederdi. Bakımsızlıktan harab olmuş; büyük kısmı ortadan kalkmıştır. Eskilerden Topkapı, Edirnekapı ve Merkez Efendi mezarlıklarının bir kısmı çevre yolu sebebiyle sökülmüştür...

Türkiye Gazetesi
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN