Arama

Yeniden dirilişin sembolü ""nin 947’nci yıl dönümü

Yeniden dirilişin sembolü Malazgirt Zaferinin 947’nci yıl dönümü

Türk ve dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olan ’nin sonunda Bizans’ın büyük ordusu dağıtıldı ve Türkler bu zaferin ardından önemli bir direnişle karşılaşmadan Anadolu içlerine akarak, Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerledi. İstilâ ve yağma amacı taşımadan fethettikleri toprakları vatan edinip Saltuklu, Mengücüklü, Dânişmendli, Dilmaçoğulları, Ahlatşahlar, Yinaloğulları, Çubukoğulları ve Artuklu devletlerini kurdu. Türkler’e Anadolu’nun kapılarını açan ve Başkan Erdoğan’ın önemle vurguladığı “yeniden dirilişin sembolü” ’nin 947’nci yıl dönümünü büyük bir gururla kutluyoruz…

Başkan Erdoğan, SETA tarafından 'nin 17'nci kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen sempozyumda, AK Parti 6. Olağan Büyük Kongre'de 'ne verdiği önemi ifade etti. Erdoğan, SETA sempozyumunda, "26 Ağustos'ta yeniden Malazgirt'ten yola çıkacağız, unutmayın. Yeniden bir diriliş olacak inşallah" demişti. Erdoğan, kongrede yaptığı konuşmada ise, "26 Ağustos'ta Malazgirt'teyiz. Malazgirt'ten Sultan Alparslan gibi yeniden yola çıkacağız" ifadesini kullanmıştı.

MALAZGİRT ZAFERİ'NİN 947. YIL DÖNÜMÜ

Malazgirt Zaferi'nin 947. yıl dönümü kutlama programı Bitlis'in Ahlat ilçesindeki törenle başladı. Kurban ve kurdele kesimi sonrası otağ önünde protokol konuşmaları yapıldı. Çarho mevkiindeki 400 dönümlük alanda yapılan kök börü, atlı okçuluk, cirit, güreş müsabakaları, geleneksel oyun etkinlikleri ile Kırgızların gelin-damat toyu renkli görüntülere sahne oldu. Etkinlikler Bitlis'in yanı sıra çevre il ve ilçelerden de yoğun ilgi gördü. Bitlis Valisi ve Belediye Başkan Vekili İsmail Ustaoğlu, büyük devletlerin kültürüne sahip çıktığını söyledi.

ANADOLU'NUN TAPUSU

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki kutlamaların da anlamlı olduğunu belirten Ustaoğlu, açılışını yaptıkları etkinliklerin asırlardır süren devlet geleneğinin yeni kuşaklara anlatılması bakımından önemli olduğunu vurguladı: "Bu topraklar bizim yüzyıllardır kadim medeniyetimizde önemli yer tutan topraklardır. 8 binin üzerinde tarihi mezarıyla, her bir mezar taşındaki sanat şaheseri taşlarıyla tarihe tanıklık eden bu şehir, Anadolu'nun bu milletin olduğunun tapusu, belgesidir."

Ustaoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ahlat, Anadolu'ya ilk giriş kapımız. Buraya 'kuruluşun kenti' diyoruz. Pazar günü Cumhurbaşkanımız 'ın katılımıyla bu milletin tekrar şahlanışının, dirilişinin mitingini binlerce vatandaşın katılımıyla yaşayacağız. Ahlat'tan Çanakkale'ye bu topraklar yıllardır tüm unsurlarıyla kardeşçe yaşadı, yaşayacak. Vatandaşlarımızı pazar günü Malazgirt'te yapılacak mitinge bekliyoruz. Milletin 2500 yıllık devlet geleneği, tarihi ve kültürüne sahip çıkmasıyla büyük devlet olunur."

KUTLU YÜRÜYÜŞ SÜRECEK

Ahlat Belediye Başkanı Mümtaz Çoban da etkinlikler için 400 bin metrekarelik alan hazırladıklarını vurgulayarak, "Devletimiz bölgede terörü bitirdi. Terör illeti artık bize zarar veremez. Birlik ve beraberlik içinde kutlu yürüyüşümüz devam edecek" dedi. Açılışta, Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakan Yardımcısı Ayşe Ergezen, İlçe Kaymakamı Mustafa Akgül de birer teşekkür konuşması yaptı. Program el sanatlarının yer aldığı çadırların gezilmesi ile sona erdi. 3 gün boyunca çeşitli programların yer alacağı etkinlik alanında geceleri de konserler verilecek.

FENER ALAYI 20.00'DE

Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Okçuluk Vakfı'nın Malazgirt Zaferi'nin 947. yılı münasebetiyle gerçekleştireceği anma programı, bu yıl bir ilke tanıklık edecek. Ahlat'ta bugün saat 20.00'de Malazgirt Savaşı'nın tarihini sembolize eden 1071 izcinin katılımıyla şanlı ecdadı anmak adına Fener Alayı gerçekleştirilecek. Atlı birliğin liderliğinde, mehter takımı eşliğinde yürüyecek gençler, Malazgirt kahramanlarıyla 947 yıl sonra aynı coğrafyada Anadolu'ya adım atma duygusunu yaşayacak. "Zafer Yürüyüşü" sırasında 300 metrelik dev Türk bayrağı da açılacak.

MALAZGİRT ZAFERİ'NİN TARİHİ

Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşunu sağlayan Dandanakan Savaşı'ndan (431/1040) sonra Merv şehrinde toplanan büyük kurultayda cihan hâkimiyeti mefkûresi doğrultusunda tesbit edilen fetih planları çerçevesinde Selçuklular bilhassa batı yönünde büyük fetih hareketlerine başladılar. Anadolu'nun bir Türk yurdu haline getirilmesi uğruna yapılan bu mücadeleler sırasında Selçuklu kuvvetleri Sivas'a kadar ileri hareketlerine devam etmişler ve buradaki Bizans kaleleri ve müstahkem mevkilerini geniş çapta tahrip etmişlerdir. Anadolu'daki Selçuklu istilâ ve fetih hareketlerinin hızla devam ettiği sıralarda Bizans'ta imparator olan IV. , gittikçe artan Türk fetihlerini durdurmak amacıyla çeşitli milletlerden meydana getirdiği bir orduyla Mart 1068'de Anadolu'da Selçuklu kuvvetlerine karşı harekâta başladı ve Maraş'a kadar gitti. Ancak kesin bir başarı kazanamadan geri döndü. Yeniden başlayan Selçuklu akınlarına karşı sevkettiği kuvvetlerin yenilmesi üzerine imparator, Sivas ve Malatya'ya iki ordu gönderdiği gibi kendisi de üçüncü bir orduyla bizzat harekete geçerek Harput yörelerine kadar ilerledi. Fakat Selçuklu kuvvetlerinin Orta Anadolu'nun merkezi durumundaki Konya başta olmak üzere birçok şehir ve kasabayı fethetmeleri karşısında hiçbir başarı elde edemeden İstanbul'a dönmek zorunda kaldı (1069).

EN GÜÇLÜ SİLÂH ORDUSU

İmparatorun 1070 yılında saraydaki muhalefet sebebiyle başşehirden ayrılamadığı için en güvenilir kumandanları emrinde gönderdiği ordular da başarılı olamadı. Bunun üzerine Romanos Diogenes, doğrudan İran'a ulaşıp merkezlerini ele geçirmek suretiyle Selçuklu problemini kökünden halletmek için Ayasofya Kilisesi'nde düzenlenen büyük bir törene katıldıktan sonra 13 Mart 1071 günü öncekilerden daha güçlü bir orduyla yola çıktı. Çeşitli kaynaklarda altı yüz bine varan rakamlar verilmekle birlikte iki yüz bin kişi civarında olduğu tahmin edilen bu ordu Balkanlar'daki Peçenek, Uz, Kıpçak ve Hazar Türkleri ile İslav, Alman, Bulgar, Frank, Ermeni ve Gürcüler'den oluşturulmuş ve en güçlü silâhlarla donatılmıştı.

Öte yandan Fâtımî Veziri Nâsırüddevle el-Hamdânî'nin davetiyle, fakat aslında önceden beri tasarladığı fetih amacıyla Horasan'dan Mısır'a doğru hareket eden Selçuklu Sultanı Alparslan da Halep önlerine gelmiş bulunuyordu. Halep'i bir süre kuşattıktan sonra şehri elinde tutan Mirdâsî Emîri Mahmûd'un, huzura çıkıp itaat arzetmesi üzerine Alparslan Mısır'a gitmek üzere Halep'ten ayrıldı.

ANADOLU'YA İLK GİRİŞ KAPISI AHLAT

Yolda Romanos Diogenes'in elçisi kendisine yetişip imparatorun Menbic, Ahlat ve Malazgirt'in iadesini istediğini, aksi takdirde bir orduyla harekâta başlayacağını bildirdi. O sırada başka kaynaklardan, Bizans imparatorunun çok önceden harekâta başladığını ve kalabalık bir orduyla Erzurum yönünde ilerlemekte olduğunu haber alan sultan, elçiyi sert bir cevapla geri gönderdikten sonra Mısır seferini yarıda kesip Doğu Anadolu'ya yöneldi ve yiyecek sıkıntısı sebebiyle bir kısım yaşlı askeri terhis ederek Urfa üzerinden Diyarbekir yöresine vardı. Silvan'da iken imparatorun Malazgirt Kalesi'ni zaptedip halkını kılıçtan geçirdiğini öğrenince Erzen-Bitlis Boğazı yoluyla Ahlat'a doğru yola çıktı.

Aynı günlerde imparator da Gürcistan'ı yeniden ele geçirmek ve özellikle ordusuna yiyecek sağlamak için 20.000 kişilik bir kuvveti kuzeydoğuya gönderirken arkasını güven altına almak amacıyla 30.000 kişilik bir kuvveti de Ahlat üzerine sevk etmişti. Alparslan Ahlat'a yaklaşırken bu ikinci kuvvet Selçuklu atlıları tarafından durduruldu ve geri çekilmek zorunda bırakıldı. Sultanın Ahlat'a geldiği haberi duyulunca imparator bunun doğruluğunu tesbit için Nikephoros Bryennios kumandasında yeni bir birlik gönderdi. Bu birlik de Ahlat Selçuklu Garnizonu kumandanı Emîr Sunduk tarafından bozguna uğratıldı. Sunduk, imparatorun Basilakes (Vasilakes) Magistros kumandasında gönderdiği kuvveti de yenilgiye uğrattı. Basilakes esir alındığı gibi beraberinde taşımakta olduğu büyük haç da Selçuklu kuvvetlerinin eline geçti. Sultan bu haçın zafer alâmeti sayılarak Bağdat'taki halifeye gönderilmesi için o sırada Hemedan'da bulunan Vezir Nizâmülmülk'e ulaştırılmasını emretti. Böylece büyük karşılaşmadan önce yapılan öncü savaşlarının tamamı Selçuklular tarafından kazanılmış oldu.

Çeşitli milletlerden oluşması sebebiyle birlikten mahrum 200.000 kişilik Bizans ordusuna karşılık Selçuklu ordusu hepsi aynı ideale hizmet eden yaklaşık 50.000 kişiden ibaretti. Alparslan'ın beraberinde Gevherâyin, Afşin, Sav Tegin, Sunduk ve Ay Tegin gibi Anadolu'yu ve Bizanslılar'ı iyi tanıyan tecrübeli akıncı beyleriyle Artuk, Tutak, Dânişmend, Saltuk, Mengücük, Çavlı, Çavuldur ve Porsuk gibi Selçuklu devletinin en değerli emîrleri bulunuyordu. Alparslan, öncü savaşlarından bir süre sonra Ahlat'tan ayrılarak Ahlat-Malazgirt arasındaki Rahve ovasında karargâhını kurdu ve bir kısım askerini tepelere yerleştirip ovayı kontrolü altına aldı.

"ÖLÜRSEM KEFENİM OLSUN"

Arkasından, Bizans ordusuna oranla kendi ordusunun küçüklüğü sebebiyle bir meydan muharebesine girişmeye henüz karar vermediğinden görünüşte barış teklifinde bulunmak, gerçekte ise düşmanın durumunu tesbit etmek maksadıyla imparatora bir elçilik heyeti gönderdi. Öncü savaşlarını kaybetmesine rağmen askerlerinin çokluğuna ve iyi donatılmış olmasına güvenen imparator Alparslan'ın bu elçilik heyetini köşeye sıkıştığı için gönderdiğini zannederek teklifini sert bir şekilde reddetti. Bunun üzerine savaşın kaçınılmaz olduğunu gören sultan ordusunu savaş düzenine soktu ve bir kısım atlı kuvvetlerini küçük bir yarma vadi boyunca pusuya yatırırken bizzat kumanda edeceği 4000 kişilik hassa askerini merkez hattına yerleştirdi. Bir süre sonra, merkez hattında Romanos Diogenes olmak üzere Nikephoros Bryennios, Aliattes ve Andronikos Dukas gibi kumandanların yer aldığı Bizans ordusunun da savaş düzenine girmesiyle iki ordu karşı karşıya geldi ve 26 Zilkade (25 Ağustos) son hazırlıklarla geçirildi. Bu arada Abbâsî Halifesi Kāim-Biemrillâh da o sıralarda bütün İslâm dünyasının yakından ilgilendiği 'nin Alparslan tarafından kazanılması hususunda bir dua metni hazırlatarak cuma namazında bütün İslâm ülkelerindeki minberlerden okutulmasını emretti.

27 Zilkade 463 (26 Ağustos 1071) Cuma günü öğleye kadar orduyu denetleyen ve kumandanlarına son direktiflerini veren Alparslan, imamı ve fakihi Buharalı Ebû Nasr Muhammed'in bütün Müslümanların İslâm'ın zaferi için dua ettikleri cuma günü öğle vaktinde düşmana saldırması tavsiyesine uyarak ordusuyla birlikte cuma namazını kıldıktan sonra "Ölürsem kefenim olsun" dediği beyaz bir elbiseyle askerin karşısına çıktı ve şöyle dedi: "Ben, Müslümanların camilerde bizim için dua etmekte oldukları bu saatlerde düşmanın üzerine atılmak istiyorum. Galip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç gerçekleşmiş olur, yenilirsek şehid olarak cennete gideriz. Bugün burada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker var; ben de içinizden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım; benimle gelmek isteyenler peşime düşsünler, istemeyenler serbestçe geri dönebilirler". Alparslan bu ünlü konuşmasının ardından ilk hücumu başlattı.

BİZANSLILAR AĞIR BİR YENİLGİYE UĞRADI

Şiddetle saldırıya geçen hassa askerleri birkaç saat içerisinde, Alparslan'ın bizzat yönettiği sahte ric'at harekâtı ile başlarında Romanos Diogenes'in bulunduğu Bizans merkez kuvvetlerini peşlerine düşürerek pusudaki birliklerin önüne çekmeyi başardılar. Pusudaki Selçuklu atlıları taarruza geçtikleri sırada Alparslan da çekilmekte olan kendi kuvvetlerini geri çevirerek hücuma kaldırdı. İmparator hatasını anladığında artık çok geç kalmıştı. Romanos Diogenes sol kanattan yardım istediyse de pusudan çıkmış bulunan Selçuklu atlıları buna engel oldular. Öte yandan sağ kanat kuvvetlerinin çoğunluğunu teşkil eden Türk kökenli askerler başlarında Tamış adlı beyleri olduğu halde Selçuklu tarafına geçtiler ve bu olay ordunun dağılmasına sebep oldu. Bu durum karşısında imparator askerlerini geriye çekip karargâhın arkasında toparlanmak istediyse de geri çekilişi kaçış şeklinde değerlendirildi ve önce ihtiyat kuvvetleri, arkasından Ermeni kıtaları savaş alanını terketti. Sonuçta öğle vaktinden geceye kadar devam eden bu meydan muharebesinde Bizanslılar ağır bir yenilgiye uğradı. Ordunun büyük bir kısmı kılıçtan geçirilmiş, imparator ve çok sayıda general esir alınmış, askerlerin ancak bir bölümü kaçarak canlarını kurtarabilmişti.

İslâm, Bizans, Ermeni ve Süryânî kaynaklarının belirttiğine göre Alparslan imparatora bir savaş esiri değil bir konuk hükümdar muamelesi yapmış, hatta onu yanına oturtmuştur. İki hükümdar arasında geçen müzakereler sonunda aşağıdaki maddeleri ihtiva eden bir barış antlaşması imzalandı:

1. İmparator kurtuluş akçesi olarak 1,5 milyon altın verecek.
2. Bizans Devleti her yıl Selçuklular'a 360.000 altın vergi ödeyecek.
3. Bizans'ın elinde bulunan bütün İslâm esirleri serbest bırakılacak.
4. Bizanslılar gerektiğinde Selçuklular'a askerî yardımda bulunacak.
5. İmparator kızlarından birini sultanın oğluna nikâhlayacak.
6. Antakya, Urfa, Menbic ve Malazgirt Selçuklular'a bırakılacak. Barış antlaşmasının imzalanmasından bir gün sonra Alparslan, maiyetine iki hâcib ve 100 hassa askeri verdiği Romanos Diogenes'i İstanbul'a doğru uğurladı. Ancak Bizans Senatosu, mağlûbiyet haberini alınca Romanos Diogenes'i tahttan indirip yerine VII. Mikhail Dukas'ı imparator ilân etmişti. Bizans kuvvetleri tarafından teslim alınan Romanos Diogenes getirildiği Kütahya'da gözlerine mil çekilerek hapse atıldı; ertesi yıl da Kınalıada zindanında öldü.

BÜTÜN İSLÂM HÜKÜMDARLARINA GÖNDERİLEN FETİHNÂMELER

Savaştan sonra İsfahan'a giden Alparslan, başta Abbâsî halifesi olmak üzere bütün İslâm hükümdarlarına fetihnâmeler göndererek kazandığı zaferi müjdeledi. Bu haber ulaştığı her yerde büyük coşkuyla karşılandı ve bütün Müslümanlar üzerinde derin bir etki meydana getirdi. Halife Kāim-Biemrillâh, Alparslan'a değerli armağanlarla birlikte özel bir mektup göndererek kazandığı zaferden dolayı onu kutladı ve ona çeşitli unvanlar verdi.

Diğer İslâm memleketleri hükümdarları da Alparslan'ı özel heyetlerle değerli armağanlar ve tebriknâmeler gönderip kutladılar. Ayrıca devrin şair ve edipleri sultan hakkında kasideler, çeşitli övgü yazıları kaleme aldılar. Birçok tarihçi bu büyük zaferi, Hz. Ömer devrinde Bizans'a karşı kazanılan Yermük ve Sâsânîler'e karşı kazanılan Kādisiye zaferlerine benzetmiştir. Yalnız İslâm dünyasında değil Batı dünyasında da dikkat ve ilgiyle izlenen bu zaferden birkaç yıl sonra Anadolu ve Suriye'de hâkimiyetin müslüman Türkler'in eline geçmesi üzerine bütün Avrupa bir araya gelmiş ve Haçlı seferlerinin hazırlıklarına başlamıştır. (TDV, İslamansiklopedisi, Malazgirt Muharebesi - Ali Sevim)

YENİDEN DİRİLİŞ MALAZGİRT'TEN BAŞLIYOR

Başkan , "Yeniden bir diriliş olacak" sözleriyle işaret ettiği Malazgirt Zaferi'nin 947. yıldönümünde dünyaya önemli mesajlar verecek. 26 Ağustos'ta Ahlat ve Malazgirt'te düzenlenecek olan etkinliklere 100 bin katılımcı bekleniyor.

Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın, "26 Ağustos'ta yeniden Malazgirt'ten yola çıkacağız, unutmayın. Yeniden bir diriliş olacak inşallah" sözleriyle işaret ettiği Malazgirt Zaferi'nin 947. Yıldönümü programı için geri sayım başladı.

3 GÜNLÜK ETKİNLİK

Okçular Vakfı, zaferin yıldönümü için 3 günlük özel program hazırladı. Yaklaşık 100 bin kişinin katılması öngörülen etkinliklerin teması ''ın duası, milletin kutlu davası' olarak belirlendi. Cumhurbaşkanlığı himayesinde 23-26 Ağustos tarihlerinde Bitlis'in Ahlat ve Muş'un Malazgirt ilçelerinde düzenlenecek program kapsamında gençler geleneksel spor etkinlikleriyle buluşturulacak. Atlı okçuluk gösterileri, atlı cirit, yetişkin ve çocuklar için at biniciliği, geleneksel güreş yarışları gibi etkinlikler düzenlenecek. Türkiye'nin yedi bölgesini temsil eden çadırların kurulacağı etkinlik alanında mehteran konserleri verilecek. Başkan Recep Tayyip Erdoğan da etkinliklere katılacak.

1071 YÜRÜYÜŞÜ

Erdoğan ilk olarak, UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici listesinde olan, dünyanın en büyük Türk İslam Mezarlığı olma özelliğini taşıyan Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı'nı ziyaret edecek. Burada şehitler için Kur'an-ı Kerim okunacak, dualar edilecek. Daha sonra Malazgirt'teki etkinlik alanına geçecek olan Erdoğan, burada hazırlanan 1071 metrelik özel platformda sembolik olarak '1071 Yürüyüşü' gerçekleştirecek. Erdoğan, Malazgirt'te yapacağı konuşmada dünyaya önemli mesajlar verecek.

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı ve Okçular Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Haydar Ali Yıldız, 'tek millet' kavramının kökünün 1071 Malazgirt Zaferi olduğunu belirterek, "Böylesine anlamlı bir zaferi sadece birkaç kutlama mesajıyla zayıf olacağı düşüncesiyle Okçular Vakfı olarak bir program düzenliyoruz. Bütün vatandaşlarımızı davet ediyoruz. Milletimiz orada bir vatan, bayrak, millet, devlet şuurunu idrak edecek. 1071 Malazgirt Zaferi'nin bu milletin çocuklarının çok iyi anlamasını istiyoruz" dedi. Yıldız, Malazgirt Zaferi'ne özel bir anıt ve müze yapılması için proje çalışmaları olduğunu da belirtti.

SULTAN ALPARSLAN GİBİ YOLA ÇIKACAĞIZ

Başkan Erdoğan, geçen hafta hem SETA tarafından AK Parti'nin 17. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen sempozyumda, AK Parti 6. Olağan Büyük Kongre'de Malazgirt Zaferi'ne verdiği önemi ifade etti. Erdoğan, SETA sempozyumunda, "26 Ağustos'ta yeniden Malazgirt'ten yola çıkacağız, unutmayın. Yeniden bir diriliş olacak inşallah" demişti. Erdoğan, kongrede yaptığı konuşmada ise, "26 Ağustos'ta Malazgirt'teyiz. Malazgirt'ten Sultan Alparslan gibi yeniden yola çıkacağız" ifadesini kullanmıştı.

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN