Arama

  • Anasayfa
  • İslam
  • Dünden bugüne bir utanç tablosu olarak ırkçılık ve İslam düşmanlığı

Dünden bugüne bir utanç tablosu olarak ırkçılık ve İslam düşmanlığı

Yayınlanma Tarihi: 02.07.2021 16:00 Güncelleme Tarihi: 02.07.2021 16:30
Dünden bugüne bir utanç tablosu olarak ırkçılık ve İslam düşmanlığı

İnsanların geneline ırkçılık nedir diye sorsanız birçoğu “zenciler” üzerinden örnekler vererek anlatacaklardır. Irkçılığın tarihsel gelişimine dair ne kadar bilgi sahibiyiz/sahibisiniz? Bir toplumsal meselenin hangi zamanda ve ne sebeplerle ortaya çıktığını tespit etmek, o konuyu anlamamız ve gerekirse bu alanda doğru şekilde mücadele edebilmemiz için oldukça hayatidir. Günümüzde farklı şekillerde karşımıza çıkan ve maalesef pek çok insanın hayatında büyük bedeller ödenmesine sebep olan ırkçılık da böyle büyük bir toplumsal meseledir. Genç yazar Ahmet Akif Albayrak, Fikriyat’taki ilk yazısında farklı kaynaklardan ırkçılığın tarihsel gelişimine dair bilgileri derledi.

Habil ile Kabil'den bu yana insanlar arasında farklı sebeplerle ayrıştırma, ötekileştirme, yabancılaştırma gibi davranışlar olagelmiştir. Antik Yunan'da kadınların vatandaş sayılmaması, Güney Amerika'da Aztek ve Maya medeniyetlerinin Batılı sömürgeciler tarafından yok edilmesi, Orta Çağ İspanyasında Yahudilere karşı engizisyon mahkemelerinin kurulması ya da Kıta Avrupasında cadı avına çıkıp birçok insanın öldürülmesi gibi birçok ayrımcı uygulama gerçekleşmiştir. Bu uygulamalar hor görmek gibi daha sade biçimlerden yasal olarak insanları haklardan mahrum etmeye ve hatta yaşama hakkını sonlandırmaya yani öldürmeye kadar varmıştır. Peki, bu kadar farklı coğrafyalarda, bu kadar farklı zaman dilimlerinde ve bu kadar farklı aktörlerce gerçekleştirilen bütün bu kötülükler ırkçılık olarak değerlendirilir mi? Bu sorunun cevabı için yani ırkçılığın farklı boyutlarını, özelliklerini anlayabilmek adına bu araştırmayı ele aldım.

İslamofobinin tarihsel kökleri hakkında bilgiler okumak için tıklayın

Arapça bir kelime olan ırk "Kök, damar, ata, soy" gibi anlamlara geliyor. Araplar'da ırk kelimesinin soy üstünlüğü ve asalet anlamında da kullanılabildiği görülmüştür. İslami dönemde ise buna yakın bir kavram olan asabiyet kullanılmıştır. Asabiyet daha çok kabilecilik demektir. Batı dillerinde ise ırk kelimesi için Latince'den gelen "Rasse, race" kelimeleri kullanılmıştır.

FİLİSTİN MESELESİNİ ANLAMAMIZ İÇİN YAHUDİLİKTEKİ IRKÇILIĞA BAKMAK GEREK

Batı dillerinde bu terimler ırkı insanın temel belirleyici özelliği olarak tanımlar. Buna göre ırk belirli grupların başka gruplara üstünlüğünün temel sebebi olabilir. Modern sosyal bilimlerde ırk kavramı bir insan türünün biyolojik olarak farklılaşan gruplarını ifade eder. (Beyaz, siyah sarı vs.) İkinci olarak bir etnik grubu ifade eder. (Slav ırkı, Cermen ırkı) Üçüncü olarak da belli bir sosyokültürel grubu ifade eder (Hristiyan, Hindu, Müslüman, Yahudi gibi). Yahudilik bu konuda ilginçtir çünkü diğer din gruplarının hiçbiri kendinde üstünlük görmezken Yahudilikte İsrail oğulları seçilmiş ırk olarak görülür. Bugün Filistin meselesinin anlaşılması için bu dini anlayışı aklımızda tutalım. Hristiyanlık bu yaklaşımı reddetmiştir.

İSLAM'DA İNSAN ALLAH'IN HALİFESİDİR

İslam'da da ırk ayrımı gözetilmez insan bu dünyada Allah'ın halifesidir. İnsan olmak temel haklara sahip olmak için yeterli bir sebeptir. Aynı zamanda, Kur'ân-ı Kerîm'in mesajı evrenseldir; Kur'an, ırk ayırımı gözetmeksizin yeryüzünde "halife" olarak yaratıldığını bildirdiği her insanı dünya ve âhiret saadetine çağırır. Dil ve renk ayrılığı ile sosyal farklılaşma bir problem değil Allah'ın rahmetinin eseri olan bir nimet ve O'nun ilim ve kudretini ortaya koyan bir alâmettir (İbrâhîm 14/4; er-Rûm 30/22; el-Hucurât 49/13).

Kur'ân-ı Kerîm, Araplar arasında son derece önem verilen nesep ilişkilerini ve soy üstünlüğü anlayışını tamamen dışlayarak "sıla-i rahim" (akrabalık bağını sürdürme) bağlamında ve ahlâk kuralları çerçevesinde ödev, hak ve sorumluluklar açısından düzenlemiştir. İslâm'ın önerdiği bu yeni anlayışta akrabalığın devam ettirilmesine yapılan vurgu soyun üstünlüğünden dolayı değil toplum düzeni ve yardımlaşma açısındandır. Kur'ân-ı Kerîm bu bakımdan sıla-i rahmi teşvik etmiş, soyları ile bağlantıyı koparanları yermiştir, ancak soy ile övünmeyi de yasaklamıştır. Üstünlük iradî olmayan tabii özelliklerde değil iradî olan dinî ve ahlâkî duyarlıkla (takvâ) bunun ürünü olan güzel fiillerde aranmalıdır. Hadislerde de Peygamber Efendimiz (sav) ırka dayalı böbürlenmeyi yasaklamıştır. Veda Hutbesi'nde Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur; "Ne Arap'ın Arap olmayana, ne de Arap olmayanın Arap olana üstünlüğü vardır." ( Müsned, VI,411) Üstünlük takvada yani Allah'a yakınlıktadır.

Tarihsel olarak ırk farklılıklarını Tevrat'a göre, Nuh'un üç oğluna dayandıranlar olmuştur. İbn Haldûn ırkların kaynağının nesep olduğunu iddia edenleri eleştirirken şöyle der: "Varlıkların tabiatları hakkında hiçbir bilgi sahibi olmayan bazı nesep âlimleri vehmettiler ki siyahlar Nûh'un oğlu Hâm'ın çocuklarıdır; babasının onun neslinin köle olması için yaptığı bedduanın eserinin ortaya çıkması sonucu siyah renk ile diğer insanlardan ayrıldılar. Onlar bu konuda hikâyecilerin hurafelerinden hikâyeler de naklederler. Nûh'un, oğlu Hâm'a bedduası Tevrat'ta yer almakta, ancak orada siyah renkten bahsedilmemektedir; Nûh sadece Hâm'ın çocukları kardeşlerinin (Sâm ve Yâfes'in) kölesi olsun diye beddua etmiştir" (Mukaddime I, 389).

Öte yandan Yunan filozofları dünyayı yedi iklime ayırmış ve ırk farklılıklarının da iklimsel değişikliklerle ortaya çıktığını ileri sürmüşlerdir. İbn-i Haldun, Farabi, İbn-i Sina gibi bazı Müslüman âlimler de Yunan felsefesinden bu konuda etkilenmiştir. Sâid el-Endelüsî de ırkları medeniyete yatkınlıkları bakımından tabakalara ayırmıştır. Ona göre coğrafyaya bağlı olarak iklim bir ırkın medeniyete ne derece kabiliyetli olacağını belirler. Bu yönden insanlık yedi ana ırka ayrılır: 1. İranlılar, 2. Keldânîler, 3. Yunan, Fransız, Slav ve Romalılar, 4. Kıptîler'le onlara yakın olan bazı zenciler, Habeşistanlılar ve Berberîler, 5. Türkler, 6. Hintliler, 7. Çinliler.

Endelüsî bu ırkları ilme değer verenler ve vermeyenler diye ikiye ayırarak ilme değer veren ırkları Hintliler, İranlılar, Keldânîler, İbrânîler, Yunanlılar, Romalılar, Mısırlılar ve Araplar şeklinde sıralamakta; geride kalan ırkların hiçbirinin ilme önem vermediğini ileri sürmektedir (Ṭabaḳātü'l-ümem, s. 10-11). Bu düşünceler klasik Yunan coğrafya, tıp ve felsefesinin bir ürünüdür. Ayrıca nesebe dayalı teori gibi Sâid el-Endelüsî'nin yedi iklim teorisinin sonunda insanları medeniyet ve bilime yatkınlık açısından tabakalara ayırmasının da Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerin yukarıda ortaya konan temel bakışına ters düştüğü açıktır.

Irkçılık; "Bir ırkın üstün ve diğerlerine göre ayrıcalıklı olduğunu yahut başkalarına hükmetmeye hakkı bulunduğunu kabul eden anlayış ve öğreti demektir." Tevrat kaynaklarında Büyük tufandan sonra Ham'in, babası Nuh (as)'a karşı yaptığı bir saygısızlıktan dolayı babası onu sonsuza dek lanetlemiş, onu ve onun soyundan geleceklerin kardeşleri Yasef ve Şam'in neslinden gelenlere köle olması bedduasında bulunmuştur. Yahudilere göre ırkçılık bu şekilde başlamıştır. Tarih boyunca soy üzerinden nice ayrımcılık örnekler verilebilir. Ancak bugün dünyada sıkıntısını yaşadığımız ırkçılığı Batı dünyasının modernleşme olarak tanımlanan dönemin en önemli unsuru olan sömürgecilik ve onunla gelişen kapitalist sisteme dayandırmak daha doğru olacaktır.

GÜNÜMÜZDE ANLADIĞIMIZ ANLAMDA IRKÇILIK ÖĞRETİSİ

Çünkü günümüzde anladığımız anlamda ırkçılık öğretisi sömürgeciliği ve beraberinde oluşan adaletsiz düzeni aklamak için geliştirilmiştir adeta. Afrika kıtasına ilk ayak basan Batılı sömürgecilerin seyahat notlarında kıtada yaşayan insanların insan mı değil mi şeklinde sorgulandıklarını görürüz. 18. yüzyılda ortaya çıkan antropoloji bilimi uzun yıllar neredeyse sadece bu çalışmalarla meşgul olmuştur. Afrikalıların kafatası büyüklükleri ile Avrupalı beyaz ırkın kafatası büyüklüklerini kıyas etmişlerdir, onların beyin ağırlıkları ile beyaz ırkın beyin ağırlıklarını karşılaştırmışlardır. Ve buralardan ırkçı tezler ileri sürmüşlerdir. Bununla ilgili olarak da Kur'an-ı Kerim'deki "Allah ırk ve benzeri özelliklere bakmaksızın insanları inanç ve davranışlarının değerine göre eşit bir şekilde mükâfatlandıracak veya cezalandıracaktır." (el-Kehf 18/30) ayeti kerimeyle net bir ilahi mesaj verilmektedir.

Metot basitçe şöyle gelişiyor: kendini üstün tanımla, diğerini aşağılık sonra bunu ırksal kökene bağla hatta yetmezmiş gibi farklı ırkların biyolojik özelliklerini ayrıştır, sonra bu ırksal farklılıklar farklı yaşama biçimleri ortaya çıkarır diye bir tez üret, sonunda da aşağı olarak tanımladığın ırkı ya yok et ya da farklılıklarını görünmez hale getir. Bu konu ile ilgili ise Kur'an'ımızda "Bir insana karşı bizzat onun kendi fiiline dayanmayan bir özellikten dolayı olumsuz bir tutum içine girmek bir iftira ve apaçık günahtır" (el-Ahzâb 33/58) ayeti bulunuyor. Yok edilen ırklar arasına Kızılderili yerlileri örnek verebiliriz. Eritilen farklı ırklar yani buna asimilasyon deniyor, arasına da İngiliz Sömürgecilerinin Hindistan'da kendi kültürüne yabancılaştırdıkları Hindistanlıları örnek verebiliriz.

Bu örneklerden sonra yine çok güncel bir konu olan İslamofobi ile ilgili de bir yer bulundurmak istedim makalemde. "İslamofobi" kelime anlamı olarak İslam düşmanlığı, İslam korkusu gibi anlamlara gelir. İslamofobi tüm dünya tarihi boyunca yaşanan İslam'a karşı duran bir ırkçılık şeklidir. İslamofobi Peygamber Efendimiz (sav) zamanından beri her zaman tarihte yer edinmiştir. Sadece bir İslamofobi ismini almamıştır.

Kavram halini 1925 yılında Fransa'da "İslamofobi Hezeyanı" adlı makalede almıştır. İslamofobi Müslümanların sırf Müslüman oldukları için öldürülmelerine yol açan bir düşüncedir. "Aziz, övgüye lâyık, göklerin ve yerin mâliki olan Allah'a inandıkları için, sırf bu sebeple onlara ağır işkence uyguladılar. Ama Allah her şeye şahittir" (Buruc, 8-9). İçinde olduğumuz zamanda İslamofobi o kadar fazla ilerlemiştir ki neredeyse yasalaşmış diyebileceğimiz bir seviyeye gelmiştir.

YABANCI KAYNAKLARDA "MÜSLÜMAN KARŞITI IRKÇILIK" OLARAK ADLANDIRILIYOR

Bunun en büyük örneklerinden biri ise Fransa ve Almanya'da öğrencilere ve memurlara başörtüsü yasakları getirilmesidir. İslamofobi de yukarıda bahsettiğim gibi farklı ırkçılık çeşitlerinden biridir. Hatta bazı yabancı kaynaklarda İslamofobi "Müslüman karşıtı ırkçılık" olarak adlandırılmıştır. Az önce de dediğim gibi İslamofobi o kadar ilerledi ki her gün dünyanın bir yanında Müslümanlara karşı yapılan bir saldırı duyar olduk. Daha üç gün önce Kanada'da Pakistan asıllı bir Müslümana bıçaklı bir saldırı yapıldı. Ondan önce bir Müslüman aileye otobüs ile yapılan bir saldırı... Bu saldırılar ne yazık ki say say bitmez. Dediğim gibi her gün bir yenisi ekleniyor bu katliamlara. Ve bu ırkçılık sadece fiziksel saldırılarla kalmaksızın sosyal medya üzerinden de yapılmaktadır.

İsrail'de yapılan saldırılara karşı tepki çekmeye yönelik paylaşım yapan Filistinlilerin Twitter hesapları kapatılmıştı. Filistinli gazeteciler, İsrail istediği için bu hesapların kapatıldığını belirtti. Twitter ise bu konu hakkında bir açıklama yapmadı. 2020 yılının Ekim ayında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Müslümanlara karşı bazı tedbirler alacaklarını ve sert uygulamalarda bulunacakları sözünü vermişti milletine. Ve geçtiğimiz Mayıs ayında Fransa'da Peygamberimizin (sav) karikatürlerini gösterip Müslüman öğrencileri sınıftan çıkarttığı öğrenilen bir tarih öğretmeninin kafasının kesilmesi ile Fransa'da "İslamcı Ayrılıkçılıkla Mücadele" yasası yürürlülüğe girdi.

İNSANI İNSANA DÜŞMAN EDEN ZEHİR

Bugün hala güncel haberlerde çok önemli yer tutan bu zehirli öğretinin köklerini öğrendikçe eminim siz de en az benim kadar rahatsızlık duyacak ve insanı insana düşman eden bu zehre karşı nasıl bilinçlenebileceğimize dair düşünmeye başlayacaksınız. Bilhassa Batı'da her gün onlarca insan ırkçı hareketlerin saldırısına maruz kalıyor. Bazen adı İslamofobi oluyor bazen Ku Klux Klan saldırısı bazen neo Nazi örgütlerinin saldırıları…

Hedefler farklı da olsa, altında yatan sebepler birbirine çok benziyor… Oysa dinimiz İslam insana dokunulmazlık tanıyor. Buna İsmet deniyor. Ve ismet sahibi olmak için ne ten rengi ne dil ne ırk ne cinsiyet tanımlamıyor. Bu şartlara bakmıyor. Eşit ve evrensel insan haklarını savunuyor. Âdem olmak dokunulmazlık sahibi olmak için tek şart, Âdem olmak ya da Âdemoğlu veya kızı olmak…

Ahmet Akif Albayrak

Kaynakça:

Şentürk, Recep, and Kadir Canatan. "Irkçılık."
Temel İslam Ansiklopedisi. 4th ed. İSAM Yayınları, 20198. 82-84. Print. Ser. 4.

https://www.setav.org/islamofobi-ile-kuresel-mucadelede-oncu-rol-turkiyenin/

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN