Arama

yapan ilk Batılı kadın;

Yayınlanma Tarihi: 22.08.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 22.08.2018 19:03
Hac yapan ilk Batılı kadın; Lady Zeynep

olduktan sonra olarak da çağrılan o dönemde oldukça cesur bir girişim olan hacca gitme girişimi, başta birçok engele rağmen 1933 yılında gerçekleşecek ve böylece kendisi de yapan ilk Batılı olarak tarihe geçecekti.

Takvim 1867'yi gösterirken İskoçya'nın kalbi olan Edinburgh'daki soylu ailelerden olan Murray ailesinin bir kızı doğar. İsmini Evelyn koyarlar. Murrayler soylu bir aile olarak Britanya'nın dış politika misyonlarında görevler üstlenmektedir ve nitekim Evelyn'in babası da o dönemler i.in çok önemli siyasi gelişmelere gebe olan Mağrib yani 'da görev yapar. Bu sayede Evelyn'nin çocukluğu Cezayir ve Mısır'da, Araplar içerisinde geçirir. Çok iyi Arapça öğrenir. Daha sonraları kendisinin nasıl olduğuna dair yanıt da çocukluğundan beri böyle bir kültür ve geleneğin içinde büyümesi ile doğrudan bağlantılıdır.

Günün birinde, Cobbold'un Roma'da kaldığı bir dönem Papa ile görüşme imkânı olur. Papa, Cobbold'a Katolik olup olmadığını sorunca Cobbold bir anda afallar. Daha önce kendini bir inanç düzleminde tanımlamak hususunda hiç düşünmemişti. Bir an bekledikten sonra ise "Hayır, ben Müslümanım." der.

Bu yanıtı Cobbold'un çocukluğundaki ortama bağlanmasını sağlayan en büyük gerekçe şudur: , Papa ile karşılaşana kadar hangi dine inandığını sorgulama ihtiyacı duymayacak kadar inancını keşfetme serüveninden uzak kalabildi. Ailevi açıdan ve anavatanı açısından beklenen şey Katolik olmasıdır. Fakat o tüm bu durumlara rağmen kısa bir tereddütten sonra Müslüman olduğunu söylemeyi tercih eder. Hem de Katolik liderinin karşısında... Onu buna yöneltebilecek tek olgusal etken, küçüklüğünden beri Müslümanlarla içli dışlı yaşaması olabilir. Öyle ki ailesinin değil de yaşadığı topluluğun dini üzere olduğunu hissetmiş olsa gerekir.

"KURTULUŞ SADECE KENDİ AMELLERİMİZE BAĞLIDIR"

Cobbold'un Papa'ya verdiği cevap, kendi deyimiyle, esasında kendisine de verdiği bir cevap olur. Birçok mühtedinin hikâyesinin aksine Cobbold'un ne zaman ihtida ettiğine dair kesin bir cevabı yoktur, aynı Müslüman toplumlara doğan bizler gibi…

Sadece Papa ile olan diyalogdan sonra zihninde bir ışık çakmış ve "Ben bu din üzerindeyim." dediği dine dair daha fazla okuma yapma, kendini geliştirme ihtiyacı hissetti.

Bu ihtiyaç neticesinde derine indikçe de Papa'ya kendinden tam emin şekilde söyleyemediği inancı daha da pekiştirdi. 'a dair okuma yaptıkça imanı kökleşmiş ve İslam'ı bir tevhid ve müminlerin kardeşliği dini olarak daha da benimsedi. "Islam is the religion of common sense" yani "İslam, ortak aklın; sağduyunun dinidir." diyecek bir noktaya geldi.

"Okudukça, araştırdıkça İslam'ın en uygulanabilir din olduğuna daha çok ikna oldum. Dünyanın sorunlarına en iyi çözüm getirebilen, dünyaya barış ve huzur getirebilecek en iyi din. O zamandan beri Allah'ın birliğine dayalı bu dine dair hiç tereddüt etmedim. Allah birdir ve Musa, İsa, Muhammed ve daha öncekiler kendilerine vahiy gelmiş peygamberlerdir… Hiçbirimiz ilk günahla doğmadık ve kurtarılmaya, Allah ile kimsenin aramıza girmesine ihtiyacımız yok. Sığınacağımız tek yer her zaman için, Hz. Muhammed (SAV) yahut Hz. İsa değil, ancak Allah'tır. Kurtuluşumuz sadece kendi amellerimize bağlıdır."

HAC YOLUNDA BİR İNGİLİZ

yolculuğuna çıkmayı kafasına koyan Evelyn Cobbold, o dönemlerde Hicaz'ı kontrol eden devlet konumuna gelmiş olan 'ın Londra Büyükelçisi Hafiz Wahba'ya müsaade talebini iletir. Ancak dedik ya, tükenmek bilmeyen bir çaba ve heyecan… Resmi prosedürleri beklemeden bir başka tanıdığından Cidde'deki bir diğer mühtedi İngiliz Harry St. John Philby'e ve eşine meramını anlatan kendi mektubunu iletmesini ister. Harry St. John Philby de Abdullah adını almış bir mühtedidir ve Cidde'de yaşamaktadır. Olanca yardımseverliğiyle Cobbold'a yardımcı olur ve onun –Mekke'ye gidiş izni çıkana kadar- Suudi Arabistan'a gelmesini sağlar. Philby sayesinde Cidde'nin önde gelenleriyle ve hatta veliaht Faysal ile tanışan Cobbold, daha sonra yine Philby'nin ayarlamasıyla Medine'deki bir ailenin yanına gider. Araplar, bir İngiliz soylusu olan Cobbold'u oldukça iyi ağırlayacaktır.

Yolculuğun geri kalanını Evelyn Cobbold'un (özetlediğim) günlüklerinden okuyalım:

2 Mart: Cidde'deki sosyal yaşama dâhil olmak için yola çıktığımızda, Mekke istikametinde olan Hacı adaylarını ne kadar da kıskanıyorum! Eğer bir kimse sadece birkaç mil uzaklıktaki şu dağların arkasında İslam'ın gizemli şehrinin (Mekke) saklı olduğunu bilmese Cidde ne kadar da memnun edici bir istikamet olurdu…

12 Mart: Bugün Mekke'ye Hac için gidebileceğime dair haberler geldi. Çok uzun süredir, en büyük dileğimin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair umut ve çaresizlik arasında gidip gelerek yaşamıştım. Bu iznin çıkmasında, Cobbold'un Bank of England'da yönetixi olan damadının da etkisi olabileceğine dair bir şeyler okudum. Not edip devam edeyim.

26 Mart: Mekke Mescidi'nin içindeyim. Birkaç saniye için, buraya olan merakımdan ötürü beni çevreleyen şeylerin içerisinde kendimi kaybettim. 50 fit üzerimizde yer alan kemerlerin arasından, beyaz mermerlerin üzerinde yürüyoruz. Devasa avluyu saran kolonların taşıdığı kemerlerin altındaki dehlizlere giriyoruz. Hiçbir zaman böyle heybetli bir şey hayal etmemiştim. Kutsalların en kutsalı, tastamam heybetiyle yükselen, Allah'ın evi Kâbe'de yürüyoruz. Bu sahneyi anlatmak için bir yazı ustası olmak lazım…

1 Nisan: (Bir hareme girme imkânı bulması üzerine) Mekke'deki bir hanenin bu kısmına girme ayrıcalığı bana nasip olduğuna göre Batı'da hareme dair hâlâ var olan yanlış izlenimleri silmenin de bana düştüğünü hissediyorum. Sadece bu hanede de değil, Arabistan'da hangi evi ziyaret ettiysem ev sahibini tek eşli gördüm. Sanılan erotizm dolu hayatın aksine buradaki hanımlar ev işleriyle meşgul; aynı zamanda mutlular, arkadaşlarıyla vakit geçiriyorlar, kendi eğlenceleri ve kutlama günleri var.

Nihayetinde Evelyn Cobbold –namı diğer , zira bir Müslüman olarak Zeynep adını aldıktan sonra bu şekilde de çağrılır- Hac arzusunu büyük bir heyecan ve mutlulukla yerine getirir. Ne kadar çok söylenirse söylensin bu deneyimi abartmak mümkün değildir onun için... Dünyanın dört köşesinden gelen Müminlerle bu kutsal zamanda ve kutsal mekânda bir araya gelir. Allah'a ibadet için tam bir tevazu içerisinde bu insan topluluğuna katılır. İşte Cobbold için tüm bunlar, İslam idealinin tesiri altındaki bir zihne ulaşmak demekti. İnsanlığa armağan edilmiş, ruha en ilham verici deneyimlerden birini yaşama ayrıcalığı demekti…

ESERİ VE VEFATI

Zeynep Cobbold, Hac deneyiminden bir sene sonra oradaki deneyimlerini kaleme aldığı "Pilgrimage to Mecca-Mekke'ye Hac Yolculuğu" kitabını yazar. Esasında 19. yüzyıl İngilteresi ve İslam arasındaki ilişkiye dair pek az eser varken, oldukça mühim bir kitap olmasına rağmen bu eser uzun süre unutulmuştu.

Allah, Cobbold'a uzun bir ömür bahşeder. Kendisi 1963 yılında yani 96 yaşında, soğuk bir Ocak gününde hayata gözlerini yumar. İskoçya'nın tepelerine çetin bir kış hâkimken Cobbold, o bölgedeki yerleşim yeri Glencarron'da İslami usullere göre defnedilir. Bu defin için Londra'dan bir imam gelmiş, "Lady Zeynep"in mezarının başına da vasiyet ettiği üzere Nur Sûresi'nden bir kısım yazıldı.

dünyabizim

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN