Ümmetin başarısı için çalışmak bireysel hataların affına nasıl vesile olur?
Fatma Bayram rehberliğinde Fetih Suresi tefsirine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Konuların zihinlerde daha net yer etmesi adına, bu bölümde sureye kısa ve toparlayıcı bir giriş yapıldı. Ancak bu genel tekrarın satır aralarında, hocamızın dikkat çektiği ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken hayati bir nokta var. Allah Teâlâ, günahlarımızın affı için önümüze öyle bir yol seriyor ki, bu yolda yürümekten aciz kalacak kimse yok gibidir. Ayetin işaret ettiği müjde şudur: Ümmet-i Muhammed’in muvaffakiyeti, izzeti ve selameti için çalışmak, kişinin kendi günahlarının bağışlanmasına bir vesiledir. Bu müjdenin güzelliği ve kuşatıcılığı üzerine derinlemesine tefekkür etmek gerekir. Bireysel kurtuluşun, toplumsal gayretten ve ümmetin derdiyle dertlenmekten geçtiğini hatırlatan bu bakış açısı, şahsen benim için de büyük bir ümit kapısı araladı.
***Fatma Bayram'ın anlattıklarını tümüyle verdik, aralara notlar serpiştirdik.
17.02.2026
Fetih Suresi Tefsiri
Fatma Bayram
Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Fetih Suresi'nin ilk 10 ayetini dün kısaca tekrar etmiştik. Siz bir tefsir çalışırken veya meal okurken nasıl yapıyorsunuz bilmiyorum ama ben en sonunda, yani onu okuduktan sonra, tefsiri tekrar açıyorum. "Bu ayetler bana ne söylüyor? Bugün için, benim ahlakım, amellerim ve hayatım için onlardan ne gibi bir mesaj çıkarabilirim?" diye bakmaya çalışıyorum. Fetih Suresi bitince inşallah onu da yapacağım kendim için; öyle bir defterim var. Fakat hızlıca mealden şöyle bir baktım. İlginç bir şekilde dün dikkatli dinleyenler fark etmiştir; bu sure çok sebep-sonuç anlatan bir suredir. Yani "Şöyle yaptılar, şunun için; şöyle davrandılar, sonu şu oldu" diyerek; hangi davranışın Allah'ın hangi ikramına vesile olduğunu, birtakım davranışların sonunun ne olduğunu anlatır. Özellikle de yönetici ve yönetilenler arasındaki ilişkiler, siyasi ve askeri konularda bize bir rehberlik yapıyor. Bununla ilgili kendi çıkarımlarımı şimdi size hızlıca aktarayım.
📝 BİLGİ NOTU: FETİH SURESİ (48. Sure) Medine döneminde nazil olmuştur ve 29 ayettir. Sure, adını ilk ayette geçen "fetih" ifadesinden alır. Müfessirlerin çoğuna göre burada kastedilen fetih, Hudeybiye Antlaşması'dır. Sure; zafer, bağışlanma, sekînet, biat ve münafıkların durumu gibi konuları ele alır.
Çok çeşitli mealler okumayı severim. Bana meal soruyorsunuz; öyle bir iki tane mealle ömrümü geçirmem. Evde farklı yazarlara ait 30-40 kadar meal var. "Bu nasıl demiş, şu nasıl çevirmiş" diye bakarım. Çünkü adı üzerinde, her meal "yaklaşık anlam" demektir. Türkçede de kullanıyoruz, hani birinin sözünü aktarırken "Mealen şöyle dedi" deriz; yani "Kelimesi kelimesine aktaramayacağım, aşağı yukarı böyle dedi" anlamında. Dolayısıyla her meal, müellifin kendi anladığını bize anlatır. Farklı meallerden okuduğumuzda onları birleştirme imkânımız olur. "Hocam hep çıtayı yukarı götürüyorsunuz, biz bir tane meali okusak yeter." derseniz, eyvallah. O da olur. Hangi meal diye ısrarla soruyorlar. İlla "Şu meal" demiyorum. Görebildiğim kadarıyla -ben teftiş ettiğim için değil ama bazen bana ayetleri soruyorlar, "Burada böyle demiş, doğru mu?" diye- bakıyorum, hakikaten yakışıksız olmuş, eksikleri var. Söyledim zaten en başta; Allah'a çok şükür bizim ülkemizde insanları saptırmak için "Yanlış yazalım, Allah'ın demediklerini diyelim" şeklinde yazılmış hiçbir meal görmedim. Ama bazı mealler farklı yorumları, sıra dışı görüşleri tercih edebiliyorlar. Modernistlere karşı biraz daha dikkatli olmamız gerekiyor; onların yorumları biraz farklı olabiliyor. Onu da mealin metninde yapmıyorlar, yapamazlar; dipnotlar şeklinde fikirlerini açıklıyorlar. Her meali okuyabilirsiniz. Ben kişisel olarak -bu benim şahsi fikrimdir, kabul etmek zorunda değilsiniz- dini eserler söz konusu olduğunda kurumsal yayınları tercih ediyorum. Kurumsal yayınlarda teftiş daha fazladır, daha çok gözden geçirilir. Biri yanlış görmese öbürü görür. Ama bugün parasını verdiğinizde istediğiniz her kitabı herhangi bir yayınevinde bastırabilirsiniz. Dini metinler söz konusu olduğunda kurumsal yayınlar bana daha güvenli geliyor. Türkçesi ve akıcılığı bakımından, Yaşar Kandemir hocanın da içinde bulunduğu üç kişilik heyetin; Halit Zavalsız, Yaşar Kandemir ve Ümit Şimşek'in yazdığı meal çok akıcı bir mealdir. Sayfalarca okuyabilirsiniz, okuduğunuzu çok rahat anlayabilirsiniz. Türkçesi ve dipnotları çok güzeldir. Diyanet'in bütün mealleri iyidir.
📝 BİLGİ NOTU: MEAL NEDİR? "Meal", Kur'an ayetlerinin kelime kelime değil, anlam merkezli tercümesidir. Bu yüzden her meal, mütercimin anlama biçimini de yansıtır. Tefsir ise ayetin iniş sebebi, bağlamı, dil özellikleri ve hadislerle birlikte açıklanmasıdır.
1. Ayet: Fetih ve Dua Anlayışı
Şimdi Fetih Suresi'nin birinci ayetine dönelim. Elimdeki İsmail Yakıt Hoca'nın meali güzel bir dile sahip, tamamını okumasam da ara sıra bakıyorum. Giriş ayetinde şöyle diyor:
"Ey Peygamber, muhakkak ki biz sana apaçık bir fetih verdik."
Dipnotta "Fetih verdik" ifadesinin, "Fethin yolunu açtık, yürü" anlamında olduğunu belirtiyor. Yani Peygamber Efendimiz (haşa) Hudeybiye'den döndü, "Nasılsa Allah fetih verdi, bitti bu iş" deyip yattı mı? İnzivaya mı çekildi, tatile mi gitti? Hayır. Allah'ın bir şeyi vermesi, bizi o şeye ulaştıracak yolu açması demektir. Yoksa "Biz yatacağız, çalışmayacağız, çatışmayı bırakacağız" demek değildir.
Mesela biz çok dualar ederiz, bazen yarım saat sürer. Allah kabul etsin ama sonra bekleriz ki gökten bir yardım, bir zafer, bir mucize gelecek ve o dua gerçek olacak. Böyle olmaz. Allah'ın duamızı kabul etmesi demek, o isteklerimize erişmemiz için gereken yolu bize açması demektir. Örneğin bir hastalıktan şifa bulmak için dua ediyorsunuz; "Ya Rabbi şifa ver" dediniz. Duayı ettim, ayeti okudum, Allah da vereceğini söylüyor, bitti mi? Hayır, doktor doktor gezmeniz gerekir. Hiç tahmin etmediğiniz bir yerden duyduğunuz bir tedavi bilgisi, bir doktor tavsiyesi size ulaştığında, bu bilginin size ulaşması duanın kabulüdür. Ben hep derim ki: "Allah'ım hayır kapıları aç." Ama Allah açar da biz dönüp bakmazsak, o kapıdan girmezsek olmaz.
Meşhur hikâyeyi bilirsiniz. Zamanın zenginlerinden biri Hızır Aleyhisselam ile tanışmak ister. Peygambere gidip yalvarır. Bu arada, alınmayın ama bu zenginler hiç "Ben zenginim" demez. Ben "Zenginim, Allah bana verdi, benim de şimdi vermem lazım" diyen sadece bir kişi gördüm. Geri kalan herkesin nakit sıkıntısı var, işleri sıkışık, hiçbir zaman "yeteri kadar" zengin değiller. Neyse, bu zengin adam Hızır ile tanışmak için çok dua etmiş. Cenab-ı Hak duasını kabul etmiş, "Filanca gün, şu gölün kenarında beklesin" denmiş.
Adam bütün hazırlıklarını yapmış, uşaklarını seferber etmiş, göl kenarında beklemeye başlamış. O sırada gölün içinden saçı sakalı birbirine karışmış biri çıkmış ve "Bana bir avuç su ver, içeyim" demiş. Zengin adam, "Sen zaten suyun içindesin, eğil iç. Ben burada önemli bir misafir bekliyorum, randevum var" diyerek adamı kovalamış. Sonra öğreniyor ki o gelen Hızır'mış. "Bekledim gelmedi" diye sızlanınca, "Geldi ama sen tersledin" denmiş. Yani Allah gönderir ama biz görebilecek miyiz?
Bakara Suresi'nde okuduk; "Hoşunuza gitse bile müşrikle evlenmektense mümin bir köleyle evlenmek daha hayırlıdır" diyor. Bugün kölenin karşılığı nedir? Belki asgari ücretle çalışan, vasıfsız bir işçi. Çok ahlaklı, çok düzgün bir Müslüman gelse kızımızı verecek miyiz? Allah herkese verir ama bazen bizim limitlerimizin içinde olmayabilir, biz göremeyiz. Bu bakımdan "Allah'ım hayır kapıları aç, açtığın kapıdan da girmemi nasip et" diye dua etmek istiyorum.
Fetih, Günahların Bağışlanması ve Sekinet
2 ve 3. ayetler, fethin hedefinin ne olduğunu söylüyor: "Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar..." Fetihle günahların bağışlanmasının ne alakası var? Soruyorum size; zafer, ganimet ve servet ile günahların bağışlanması arasında nasıl bir bağ olabilir? Benim anladığım şudur: Demek ki günahlarımızın bağışlanması, Müslümanların başarısı için çalışmamıza bağlı. Eğer Ümmet-i Muhammed'in zaferi, muvaffakiyeti için çalışırsak, Allah günahlarımızı bağışlayacağını vadediyor.
"Sana olan nimetini tamamlar ve seni dosdoğru yola eriştirir. Böylece sana kimsenin güç yetiremeyeceği bir yardımda bulunur." Bunlar Peygamber Efendimize özel vaatlerdir; bir topluluğa liderlik ederek İslam'ın başarısı için onların önüne düşen kişiye Cenabı Hak bunu vadediyor.
4. ayet bu süreçte bize gereken niteliği söylüyor: Sekinet. İnananların imanını artırmak için kalplerine indirilen iç huzuru. Sekinet; ait olduğunuz yolun doğruluğundan şüphe etmemek, iki ileri bir geri gitmemek, etrafınızdakileri yavaşlatmamak ve teslim olmaktır.
5. ayette, bu zaferin Müslümanlar için ne anlama geldiğini söylüyor, bana göre: "Bütün bunlar; Allah'ın, inanan erkeklerle inanan kadınları, içinde sürekli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyması ve onların günahlarını örtmesi için..." Yani yine aynı şey;, Peygamber'in de geçmiş gelecek günahları bağışlanıyordu bu vesileyle. Demek ki eğer Ümmet-i Muhammed'in zaferi için, Ümmet-i Muhammed'in muvaffakiyeti için, Ümmet-i Muhammed'in yükselişi için, fetih için çalışırsak, o sürecin bir parçası olabilirsek... Hep böyle insanları kuşkuya düşüren; vatanlarından, ülkelerinden, ailelerinden... Yani bizi öyle kuşkuya düşürüyorlar ki; "Ailemiz beş para etmez, annemiz bize şu kötülükleri yaptı, babamız bize şu kötülükleri yaptı..." İşte "Ülkemizde zaten imkanlar kısıtlı, hiç şansımız yok, biz yani böyle feleğin sillesini yemiş bir nesiliz, efendim bizden hiçbir şey olmaz..." Bakın bu psikolojiye bizi soktular. Cenab-ı Hakk'ın ise bize nasıl hedefler gösterdiğine bir bakın.
6. ayet, bu başarının münafıklar için ne anlama geldiğini söylüyor. Münafıklar ne olacak? Niye kafirler değil de münafıklar? Çünkü münafıklar Müslümanların içinde kendine yer tutmuş ama onlarla aynı kendini görmeyen, imansızlığını gizleyen karakterlerdir ve özellikle zafer yolunda münafıkların sayısı daha fazla artar. Yani mahrumiyet dönemlerinde münafık çok azdır. Mesela Mekke'de münafık yoktur Peygamberimizin döneminde; çünkü zaten siz eziliyorsunuz, yani niye sizdenmiş gibi gözüksün? Ne zaman ki siz yükselişe geçersiniz, bir makam mevki elde edersiniz, sözünüz geçmeye başlar, birtakım imkanlar sizin elinizde toplanmaya başlar (Medine döneminde olduğu gibi), o zaman etrafınıza münafıklar gelmeye başlar. Onların da karakterlerini daha detaylı şekilde göreceğiz ileriki ayetlerde.
📝 BİLGİ NOTU: MEDİNE DÖNEMİ Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden sonra başlayan dönemdir. Bu dönemde İslam toplumu siyasi ve askeri bir yapı kazanmış, münafıklık olgusu bu süreçte ortaya çıkmıştır. Mekke döneminde baskı altında olan Müslümanlar, Medine'de devletleşme sürecine girmiştir.
İşte bu fetih münafıklar için ne anlama geliyor arkadaşlar? "Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınlara, kendisine ortak koşan erkeklere ve kendisine ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir." Yani müminler zafer kazandıkça münafıklar azap edilmiş gibi kötü hisseder. Her kim arkadaşlar, müminlerin başarısından gurur duymuyorsa, müminlerin başarısını tesadüfi görüyorsa (yani "hak edilmiş bir başarı değil, tesadüf öyle oldu" veya "birileri onları bir yere getirdi" gibi görüyorsa) ve başarılarından da rahatsız oluyorsa; o işte bu gruba girmiş oluyor, münafıklar grubuna giriyor. "Onların kötü düşünceleri kendi başlarına gelsin. Allah onlara gazap etmiş, onları lanetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Ne kötü bir dönüş yeridir orası."
📝 BİLGİ NOTU: BAŞARI VE İMTİHAN Kur'an'da başarı da başarısızlık da bir imtihan olarak değerlendirilir. Zafer şükür gerektirir, yenilgi ise sabır. Her iki durumda da müminin tavrı kulluk bilinciyle belirlenir.
Şimdi bütün bunların; Peygamberimize yapılan vaatler, müminlere yapılan vaatler, münafıkların bu başına gelecek olanlar... Bunların hep böyle bir fetih etrafında saçaklanması -öyle diyelim-, toplanmasının temelinde yatan esas fikri söylüyorum bence 7. ayette: "Çünkü, göklerin ve yerin orduları Allah'a aittir."
Ben A'dan Z'ye bir Tuğba Hoca gibi takip edebilmiş değilim. Konunun, Ortadoğu'da olan bitenlerin bir uzmanı falan da değilim. Bir mümin kardeşiniz olarak söylüyorum arkadaşlar; acizane kanaatim Gazze'de "Nerede bu Allah'ın yardımı? Müslüman olduk da ne oldu? Bak başımıza neler geldi? Allah nerede? Allah'ın yardımı nerede?" diyen, imandan, Müslümanlıktan rahatsız olan bir tane bile video olsaydı, onu nasıl yayarlardı arkadaşlar? Bir tane Müslüman böyle söyleseydi, onu nasıl yayarlardı bir düşünün. İnsanları dinden, imandan kuşkuya düşürebilmek için hep başlarına bir şey...
Şu anda yeryüzünde bir insanın başına gelebilecek her şey başlarına geliyor arkadaşlar. En son cesetleri yok eden sıcaklıkta bombalar atmışlar; cesetleri bulamıyorlar, yok, cesetler yok! Yani o kadar kalkıyor... En son işte -ne kadar doğru bilmiyorum- o kafirlerin başındaki adam, "Orada bir kişi kalmayıncaya kadar biz devam edeceğiz, tek bir kişi kalmayıncaya kadar devam edeceğiz" diyor. Korkmuyorlar, kaçmıyorlar. Diyeceksiniz ki "Kapılar kapalı"; ama gidiyorlar, tekrar geri dönüyorlar. Pek ufak bir serbestlik bulduklarında onlar da... Bir değil, hepsi bir değil; tabii onların içinde de zayıflar var, hainler var, işbirlikçiler var. İllaki... Öyle olmasa zaten bu kadar karşı taraf muvaffak olamaz. Ama bu güçlü imanın arkadaşlar, altında ne var? "Göklerin ve yerin orduları Allah'a aittir. Allah Aziz'dir, Hakim'dir."
Bir de hayatla ilgili... Yani bizim böyle büyük, ağır imtihanlarımız yok. Bu nesil, bizi o yüzden böyle; "Ay başım ağrıdı, ay falan arkadaşım bana şöyle dedi, ay çocuğum kapıyı çarptı çıkarken" falan diye böyle şeylere biz üzülüyoruz. Yani büyük üzüntülerimiz olmadığı için... Bazı insanlar üzüntülerini anlatınca ciddi hiçbir dertleri olmadığına karar veriyorum ben. Yani o an yaptığı şeyden ciddi hiçbir derdi yok. Yani vadesi gelmiş borcu yok, haciz gelmemiş, işte ne bileyim yani evi yanmamış ne bileyim ailesi hapse düşmemiş, iftiraya uğramamış... Yani bunlar yoksa, işte böyle "Kayınvalidem şunu dedi, eltim surat astı, falanca beni çağırmadı, hep toplanıyorlar beni çağırmıyorlar" falan... Böyle şeylere üzülüyoruz biz arkadaşlar.
Bu tip böyle hayat olaylarıyla ilgili de beni çok kendime getiren, çok gençlik yıllarında... Yani ne kadar benim yaşadığım sorun bir sağlık sorunuydu arkadaşlar; çocukluktan beri çok hastaydım küçükken. Böyle işte doktor doktor gidiyorsunuz falan filan. Bir gün böyle Kur'an okuyorum; "Kün fe yekûn" var ya arkadaşım... "Ve Allah bir şeyin olmasını dilediğinde 'Ol' der, o şey olur." Eğer ben şimdi uğraşıyorum uğraşıyorum olmuyorsa, ne demektir bu? Allah henüz "Ol" demedi. Allah "Ol" demeyince sen ne yapabilirsin ki? Yani Allah'ın "Ol" demesini beklemek zorundasın.
📝 BİLGİ NOTU: PEYGAMBER'E SALAVAT Müminlerin Hz. Peygamber'e salât ve selam getirmesi Kur'an'da emredilmiştir (Ahzab 56). Bu, ona bağlılığın ve sevginin bir göstergesidir.
Bazen de demez arkadaşlar; öldürülen peygamberler var. Okuduk onu da geçen gün, okuduk. Bazı peygamberlerin öldürüldüğünü söylüyor Cenab-ı Hak. Bu ne demektir? Yani illa sen doğru yoldasın diye seni sonuna kadar koruyacak diye bir şey yok. Üstelik de bazen kayıp, kazanmaktır; kayıp kazançtır. Yani mesela hastalıkla ilgili söyleyeyim: Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) diyor ki; "Kıyamet günü dünyada hastalık çekerek ölenlere öyle büyük makamlar, mükafatlar verilecek ki; dünyada büyük bir hastalık çekmeden sağlıklı yaşayıp ölenler diyecekler ki: 'Keşke dünyadayken etlerimiz makaslarla doğransaydı da şimdi bu mükafatı biz de alsaydık.'"
Yani işlerin sonucu bizim için ne zaman noktalanacak? Ahirette. Cennetlikler cennete gidince, cehennemlikler cehenneme gidince; işte o zaman bizim hikayemiz bitiyor. Bitiyor derken, yani nokta koyabiliriz o hikâyeye. Çok küçükken sinemaya giderdik, böyle bazı uygun şeylere götürürlerdi, zaten bir tek Türk filmleri vardı. Şimdi sinemada iki kişi birbirini seviyor, ondan sonra evlenirler, bir düğün resmi, "Son" yazar sahnede. Yani "Mutlu Son". Küçücüktüm, ilkokula gidiyorum arkadaşlar, diyordum ki: "Ya hayatları bitmedi ki... Belki bundan sonra kavga edecekler, çok mutsuz olacaklar. Yani bu mutlu son değil." Bizim mutlu sonumuz, işte Azrail'i görüp de yerimiz belli olduğu zamandır. Çünkü orada göreceğiz nereye gideceğimizi. Bizim mutlu sonumuz orasıdır. Yani onun için, göklerin ve yerin orduları Allah'ındır; dilediği zaman yardım eder, dilediği şekilde yardım eder. Ayrıca kulların görevi Allah'a bırakılmaz; senin kulluk görevin Allah'a bırakılmaz. Başka zaman gene konuşuruz.
9. Ayet: Peygamber gönderilmiş olmasının nasıl bir nimet olduğunu, bu nimetin sonucunda bize neyin düştüğünü... Yani şöyle düşünün: Allah size servet vermişse ne istiyor buna karşılık? Zekât, değil mi? Allah size sağlık verdiği için namaz kılacaksınız. Bak namazı kim kılar? Akıllı, sağlıklı, aklı başında olanlar kılar. bütün nimetler böyledir, her nimetin şükrü kendi cinsindendir. Peygamber gönderilmiş olmasının şükrü nedir? Bakın diyor ki 8'de: "Ey Peygamber biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik." "Ey insanlar siz de Allah'a ve elçisine inanasınız, ona destek veresiniz ve ona saygı gösteresiniz." Peygambere destek olmak ve Peygambere saygı göstermek, bir peygamber bize nasip edilmiş olmasının şükrüdür. "Ve sabah akşam Allah'ı tesbih edesiniz."
Son olarak, bizim Peygamberle ilişkimiz, Allah ile ilişkimizi belirler. Yani bizim Allah ile ilişkimizin nasıl olduğu, Peygamberle ilişkimizin nasıl olduğuna bağlı. Bunun için ben Sonpeygamber.info'yu önemsiyorum. Bütün dünyaya Hazreti Peygamber'i anlatan, bizim yüz akımız bir çalışma olarak görüyorum.
10. ayette biat konusu geçer: "Ey Peygamber, muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmiş olurlar. Allah'ın eli onların elinin üzerindedir. Kim sözünden cayarsa kendi aleyhine caymış olur. Kim de verdiği sözü yerine getirirse Allah ona çok büyük bir mükafat verecektir" diyor. Yani böylece ben kendim için bu sonuçları bu bölümden çıkarmış oldum. Onu daha da özelleştiririm, en sonunda onu yapıyorum özel olarak. Yani ben yarın veya bugün bu ayetlerle ilgili ne yapmam lazım? Benim hayatımda nasıl görünür olması lazım? Salavatımı artırmam lazım, Peygamberden daha çok bahsetmem lazım. Yöneticilerle ilişki konusuna daha farklı bir perspektiften bakmam lazım. Biliyorsunuz Peygamberimiz yöneticilerle ilişkimizi bize günah bir şeyi emretmedikleri sürece itaat etmek olarak belirlemiştir. Ancak günahı emrederlerse, günah işlerlerse değil. O yüzden Ehl-i Sünnet diyor ki: Fasık olan yöneticiye itaat edilir. Yani kendi günahkâr ama sana günahı emretmiyor, kendi hataları var; o onun Allah ile arasındaki imtihanıdır.
📝 BİLGİ NOTU: BİAT NEDİR? Biat; bir lidere bağlılık ve itaat sözü vermektir. İslam tarihinde biat, hem siyasi hem de manevi bir sözleşme niteliği taşır. Fetih Suresi 10. ayette geçen "Allah'ın eli onların elinin üzerindedir" ifadesi, bu sözleşmenin ilahi gözetim altında olduğunu vurgular.
Şöyle düşünüyorum; mesela çok böyle anlamam da o konulardan ama daha anlaşılır bir örnek vereyim. Mesela sizin bundan dört nesil önceki aileniz; yani babanız, dedeniz, dedenizin babası, onun babası... Sizden önceki dört nesil hepsi de böyle çok şahane insanlar değillerdir diyelim. İnşallah öyledirler, Allah hepsini affetsin. Yani böyle bayıldığımız insanlar değiller ama çalışmışlar, mülk edinmişler, servet toplamışlar, ilim öğrenmişler... bir saygınlıkları olmuş, bir itibarları olmuş diyelim. Yani kendiniz dünyaya geldiğinizde dört nesildir biriken bir prestijin ve bir servetin sahibi olarak dünyaya gelmeniz mi iyidir? Bunu mu tercih edersiniz? Yoksa har vurup savurmuşlar, zaten de yaramaz insanlarmış; ben de dünyaya geldiğimde sıfır başlamışım. Bunu mu tercih edersiniz? Ben birincisini tercih ederim. Aklı olan birincisini tercih eder. Ülkemiz de işte öyle arkadaşlar, ülkemiz de öyle, bütün İslam ülkeleri de öyle. Bir Müslüman ülkenin ordusunun güçlü olması, teknolojisinin güçlü olması, servetinin olması, ticaretinin zengin olması her zaman bizim lehimizedir.
📝 BİLGİ NOTU: RAMAZAN-I ŞERİF Ramazan ayı, Kur'an'ın indirilmeye başlandığı aydır. Oruç, sabır, arınma ve infak ayıdır. Müminler için hem bireysel hem toplumsal bir yenilenme vesilesidir.
11. ayette kaldık. Yarın kaldığımız yerden inşallah devam ederiz. Allah'a emanet olun. Yaklaşan Ramazan-ı Şerif hepimizin içini dışını pak etsin inşallah.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
FATMA BAYRAM ANLATIYOR: FETİH SURESİ TEFSİRİ VE SEKİNET KAVRAMI