Arama

Türkiye’nin yarım kalan hikâyesi

Yayınlanma Tarihi: 02.11.2017 00:00 Güncelleme Tarihi: 02.11.2017 19:17
Türkiye’nin yarım kalan hikâyesi

bugün 'de "Türkiye'nin Otomobili Ortak Girişim Grubu Tanıtım Toplantısı"nda yerli otomobili üretecek 5'li konsorsiyumu açıkladı. Hemen akabinde akıllarımıza, Cumhuriyetin kuruluş yıl dönümünde (29 Ekim 1961) gerçekleştirilen sürüş testinde ""nın önce teklediği, sonra yolda kaldığı acıklı hikâyesi geldi.

Hikâye bu şekilde sona ererken, Türkiye'nin ilk projesi rafa kaldırıldı ve üretimde yer alan mühendislere yönelik bir kampanya başlatıldı. Ne yazık ki Türkiye'nin gelişmesini, kendi ayakları üzerinde durmasını istemeyenler bugün olduğu gibi dünde de vardı.

1961 ve 129… Rakamlar ve resimler kuşkusuz bir şeye işaret. Onlar belki bilginin, belki tecrübenin ilk adımı. Yine de tek başına anlatamazlar öyküyü. Derdi, tasayı yani ne demek istediklerini ancak ve ancak kelimelerle buluştuğunda verebilirler. Güzel ve bir o kadar da dertli bir öykü bu… Derdi memleket, derdi Türkiye olanların öyküsü. İnancın, sabrın, azmin öyküsü… Azıcık bir destekle bile nelerin başarılabileceğinin kanıtlandığı bir öykü!


ORDUNUN CADDE BİNEK İHTİYACINI KARŞILAYACAK BİR OTOMOBİL

16 Haziran 1961 günü Fabrikaları ve Cer Dairelerinin yönetici ve mühendislerinden 20 kadarı Ankara' da bir toplantıya çağrıldı. Toplantıya başkanlık eden Genel Müdür Yardımcısı Emin Bozoğlu, Ulaştırma Bakanlığından alınan bir yazıyı okudu. Yazıda "Ordunun cadde binek ihtiyacını karşılayacak bir otomobil tipinin geliştirilmesi" görevinin TCDD İşletmesine verildiği belirtiliyordu.

Verilen müddet 29 Ekim 1961, yani tanınan süre 4,5 aydı. Bu süre içinde bu çapta bir geliştirme çalışması yapılabilir miydi? Bırakınız geliştirmeyi, hiçten yola çıkarak, çalışabilecek bir otomobil yapılabilir, böyle bir mucize gerçekleştirilebilir miydi? Toplantıda söz alanların çoğu böyle bir projede seve seve çalışmaya hazır olduklarını, fakat böylesine kısa bir sürede sonuç alınabileceğini sanmadıklarını dile getirmeye çalışmış, bir kısmı da hayır demişlerdi.


Tüm ülkede ise üniversitesinden, basınına, bir avuç sanayicisinden, politikacısına, sesini duyurabilen herkes Türkiye'de ne otomobil, ne de motor yapılabileceğine inanıyor; özel sohbetlerde, röportajlarda, hatta film gösterili konferanslarda bu görüş vurgulanıyordu.

Fakat bu inanılmaz durum gerçekleşti ve 29 Ekim 1961 sabahı Türkiye' de yapılan bir otomobil, kaportası pürüzsüz olmasa da, kendi tekerlekleri üzerinde ve yine Türkiye' de yapılan kendi motorunun gücüyle Büyük Millet Meclisi binasının önüne götürülerek Cemal Gürsel'e sunulabiliyordu.


TÜRKİYE'NİN YERLİ OTOMOBİL SERÜVENİ

Türkiye'nin otomobil serüveni, Tophane rıhtımında Ford'a ait ilk montaj fabrikasının kurulması ile başladı. Ancak fabrika ekonomik buhran sebebi ile çok az üretim yapabildi ve ardından kapatıldı. 1952'de Tuzla'da jeep montajı için fabrika kuruldu. Daha sonra askeriyeye devredilen fabrika 2006 yılında kapatıldı. 1955 TOE kamyon üretimi için İngiliz Triumph ile iş birliğine gitti. Bu iş neticesinde kurulan fabrikada Zafer modeli kamyon üretilecekti; ancak bu hiçbir zaman gerçekleşmedi.

Ve 1961…

Devrim isimli yerli otomobil projesi başlatıldı. Proje 135 günde tasarlandı ve yerli otomobil üretildi.

29 Ekim Cumhuriyet bayramı töreni esnasında Cemal Gürsel'i taşıyan otomobil protokol gereği benzin konulmadığı için yolda kaldı. Böyle bir tuzak kuran ithalat odakları 'i linçe tabi tutarak üretimin önüne geçti.

MUCİZEVİ ÖYKÜ

1961 yılında başladı her şey. Süre dardı zaman kısıtlıydı... Bir fikir lazımdı. Parlak bir fikir. O fikir o gün ilk genç bilim adamı, Profesör Doktor Necmettin Erbakan'dan geldi. İlk iş yüzde yüz yerli bir motor üretimiydi…

Erbakan'ın imzasıyla 1956 yılında kurulan Gümüş Motor Fabrikası'nda üretilecekti. Yani ilk adım tamamdı. Genç bilim adamı, Gümüş Motor'un yerli araba üretmesini istiyordu.

Sene 1961. Cemal Gürsel cuntası işbaşındadır ve Menderes'in idamının üzerinden henüz çok kısa süre geçmiştir. Çeşitli firmalarda çalışan 23 tecrübeli Türk mühendisi, kendilerine gönderilen ayrı ayrı mektuplarla "mühim bir konuyu istişare etmek üzere" Ulaştırma Bakanlığı'na davet edilirler. Mühendislerin bazıları yurt dışında görev yapmaktadır; ancak mesajı alan herkes "devletin isteği başımız üstüne" diyerek işini gücünü bırakıp Ankara'ya gelir.


"TÜRKLER ARABA YAPAMAZ" FİKRİNİ ORTADAN KALDIRMAK

Erbakan, 1960 yılında, Ankara'da yapılan sanayi kongresinde konuştu. O gün, İstanbul Teknik Üniversitesi Motor Kürsüsü öğretim üyesiydi ve olur, dedi.

Dönemin askerlerden oluşan darbeci iktidarı, Erbakan'ın ortaya attığı fikirden hareketle,16 Haziran 1961'de Devlet Demiryolları Fabrikaları ve CER Dairelerinin yönetici ve mühendislerinden 20'sini toplantıya çağırdı. Bugün de "bizden bir şey olmaz, biz bir şey yapamayız, üretemeyiz" diyenler, o gün de vardı. Davetin amacı da o gün "Türkler araba yapamaz" fikrini ortadan kaldırmaktı.

Kalburüstü işadamları, dönemim kudretli köşe yazarları ve işini bilen gedikli bürokratlar da o davette yerini aldı. Memleket sorunları tartışılıyordu. Herkes bir şey söylüyor ama bir adım yol alınamıyordu. Yazık ki, "biz yapamayız" diyenler çoğunluktaydı. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel söz aldı, "Yaparız" dedi. Emir verdi bir ekip kuruldu. Cumhuriyet Bayramı'na yetişecek şekilde, ilk yerli otomobil hazır olacaktı. Mühendisler, Profesör Doktor Necmettin Erbakan ve Devlet Demir Yolları Genel Müdür Yardımcısı Emin Bozoğlu öncülüğünde, Eskişehir'de kendilerine tahsis edilen bir atölyede çalışmalara başladı.


UMUDA YOLCULUK VE 'DEVRİM'

129 günde sıfırdan yepyeni bir otomobil üretmek hayal gibiydi. Basit bir vinç ve küçük el aletleri dışında, otomobil yapmak için gerekli özel bir makine, tesisat, alet, edevat hiçbir şey yok. Olmadığı gibi, hesapta devlet eliyle yapılan projeye devletin daha doğrusu devlet bürokrasisinin, basının, yani o gün dördüncü kuvvet gibi görülen medyanın tamamına yakını muhalifti. Daha proje bütçesi onaylanırken bile, "alt tarafı bir otomobil için" denilerek, bütçenin yarısı kırpılmış, "ilk yerli otomobil" için 900 bin lira uygun görülmüştü.

Projeyle ilgili hemen her gün, gazetelerde olumsuz haberler çıkıyordu. Ekip türlü imkânsızlıklar ve karşı çıkmalara rağmen durmadan çalıştı. Karşılarına çıkan teknik sorunları, üretimle ilgili sıkıntıları pratik çözümlerle, şartları zorlayarak aştılar.

Ve o gün geldi. Türkiye'nin genç, pırıl pırıl gözlerinden ateş saçan, "Biz imkansızı da yaparız" diyen mühendisleri, başardılar. Onca ayak bağına, onca engelleme girişimine rağmen verdikleri sözü tuttular. Yerli tekerlekler üzerinde giden, yerli motorla çalışan, modeli yüzde yüz yerli, tüm parçaları el işçiliğiyle üretilmiş 4 silindirli bir otomobil yaptılar.

Türkiye'nin ilk yerli ve milli arabasını, "Devrim"i, söz verdikleri güne, 28 Ekim 1961 sabahına yetiştirdiler.


ARTIK HER ŞEY TAMAMDI, HAZIRDI

Araç Eşkişehir'den trene yüklenerek, Ankara'ya, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'e ve halka gösterilmek üzere yola çıktı. Artık her şey tamamdı, hazırdı. "Devrim" çalışıyordu.

Meclis binasının önünde tören alanı kuruldu. Araç orada tanıtılacaktı. Sadece halk, bürokratlar, milletvekilleri değil, gazeteciler de hazır kıta bekliyordu. İşler yolunda gibi gözükse de kötüler de iş başındaydı. Türkiye'nin gelişmesini, kendi ayakları üzerinde durmasını istemeyenler, bugün olduğu gibi dün de vardı. Birileri nasıl ki, Nuri Demirağ'ın başlattığı ilk yerli uçak hamlesini engellediyse, Devrim arabasını da engelleyecekti.

Bir plan yaptılar ve o planı devreye soktular. Plana göre trenle Ankara'ya götürülecek araçta çok az benzin bulundurulması gerekiyordu. Güya protokol ve güvenlik kuralıydı bu. Öyle söylüyorlardı ama gerçek başkaydı. İşte bu plan, kötülüğün ilk habercisiydi. Depodaki benzinin tamamına yakını boşaltıldı.

"DEVRİM" YOLDA KALDI...

Cemal Gürsel, araca bindi, araç bir süre gitse de az ileride tekledi ve yolda kaldı. Aksilik nedeni belliydi, giderilebilirdi ama dinlemedi Cumhurbaşkanı.
O bilinen cümleyi kurdu; "Batı kafasıyla otomobil yaparız ama Doğu kafasıyla yakıtını unuturuz."

Pusuda bekleyenler yani gazeteciler hemen fotoğraf makinelerinin deklanşörüne bastı. Akıllarınca büyük bir balık, "flaş haber" yakalamışlardı. Akıllarınca bu bir rezaletti, utançtı. Ve o hazin görüntü yani "rezalet" yıldırım baskıyla Türkiye'ye ve dünyaya birinci haber olarak duyuruldu...

Bugün biliyoruz tanıklar, o günü yaşayanlar, projede çalışanlar çok kez anlattı. Gerçek başkaydı... Benzin koymayı unutmamışlardı. İşin aslı, protokol kuralları bahanesiyle kurulan tuzaktı. Olan buydu ama kimseye anlatılamadı. Projeye destek veren kim varsa Devrim'den elini çekti. Rafa kaldırıldı. Necmettin Erbakan'ın teşviki ve devletin de oluruyla yola çıkarılanlar, pırıl pırıl mühendisler yine devlet eliyle yarı yolda bırakıldı. "Devrim" yolda kaldı...

"DEVRİM ARABASI BİR BAŞARI HİKÂYESİ"

Türkiye'nin ilk yerli otomobil üretme projesi "Devrim"e genç yaşta katılan yüksek makine mühendisi Kemalettin Vardar, Türklerin bir otomobil yapamayacağını dillendirmenin, bir korkutmanın, yönlendirmenin ve yanıltmanın sonucu olduğunu söyledi.

"" projesini, "Türk insanının makus talihine karşı bir meydan okuma" olarak algılayan Türk mühendisler, Eskişehir'deki fabrikada, 129 günde tamamıyla yerli üretim olan araçlar yaptı. Ancak Cumhuriyetin kuruluş yıl dönümünde (29 Ekim 1961) gerçekleştirilen sürüş testinde "Devrim Arabası" önce tekledi, sonra yolda kaldı. Hikâye acı bir şekilde sona ererken, Türkiye'nin ilk yerli otomobil projesi rafa kaldırıldı ve üretimde yer alan mühendislere yönelik bir kampanya başlatıldı.

Bu hikâyede yer alan 23 mühendisten bugün hayatta sadece 3 kişi kaldı. Bunlardan biri yüksek makine mühendisi Kemalettin Vardar. "Devrim Arabası" projesine, TCDD'nin Eskişehir'deki fabrikasında çalışan genç bir mühendis iken katıldığını ifade eden Vardar, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala kızgın olduğunu söyledi.

TÜRKİYE HER ŞEYİN EN GÜZELİNİ YAPABİLECEK POTANSİYELE SAHİP

Araba yolda kaldığı için dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın bile projeye sahip çıkmadığını aktaran Vardar, "Türkiye her şeyin en güzelini yapabilecek potansiyele sahip. Ancak 'Bizden bir şey çıkmaz, bir şeyler üretemeyiz' anlayışı nedeniyle neticeye ulaştıramıyoruz" dedi.

Ürettikleri otomobille ilgili tüm belge, bilgi ve planları 6 kalın klasör halinde evinde sakladığını söyleyen Vardar, "Eskişehir'de TCDD'nin 32 üniteden oluşan bir fabrikası vardı. Dönemin askeri yönetimi, tam yerli bir otomobil yapılmasına karar vermişti. Ancak bunun nerede yapılacağını onlar dahi bilmiyordu. 1961 yılında TCDD Eskişehir fabrikasının başında bir askeri yetkili vardı. O, bu işe talip oldu ve yerli otomobil yapımına dahil olduk" diye konuştu.

54 YIL ÖNCE YAPILAN OTOMOBİL HALA ÇALIŞIYOR

Evinde itinayla sakladığı ve koruduğu "Devrim Arabası"nın üretim aşamasındaki resimlerini göstererek anlatımını sürdüren Vardar, "Bu otomobiller özenle üretildi. Bu konuda insanımızın yanıltılmasına hiç tahammülüm yok. Devrim Arabası yüzünden ben bir ömür boyu kavga ettim. 'Yerli araba üretilmez' demiyorum. Bugüne kadar üretmemiş olmamızın nedeni de sürekli birbirimizin ayaklarına kurşun sıkmamızdır. 54 yıl önce yapılmış otomobil hala çalışıyor. Üstelik yüzde 100 yerlidir. Kimseden lisans almadan ve hiçbir firmaya ödeme yapmadan Türk mühendisleri araba yaptı" ifadelerini kullandı.

Aracın yolda kalmasının sebebini sorma ve nedenlerini araştırma konusunda kimsenin geri dönüp bakmak istemediğini dile getiren Vardar, şöyle devam ediyor:

"Başta Cemal Gürsel olmak üzere herkes sırtını döndü ve kaçtı. İnsanlar senelerce 'Devrim Arabası projesinde çalıştım' demeye korktu. Öylesine bir hücum ettiler ki neredeyse bizi vatan haini ilan edeceklerdi. Sebebi de bir milyon 400 bin Türk Lirası'nın bu projeye harcanmış olmasıydı."

DEVRİMİ KİMLER NEDEN DURDURDU?

Hasan Karakaya, "21 Mayıs 1961'den, 13 Ekim 2015'e yerli ihanetler" isimli yazısında Devrim otomobili projesine ait tüm detayları kaleme almış.

İşte Karakaya'nın yazısından başlıklar şöyle:

"Türkiye'nin ilk yerli otomobili Devrim"in 23 mühendisinden bugün hayatta olan "3 kişiden biri" olan Kemalettin Vardar, Devrim'in nasıl "boğulduğunu" şöyle anlatıyordu:

"Türklerin otomobil yapamayacağı iddiası bir yanıltma."

"Devrim, ilk denemesinde Meclis'in önünde tekleyip durduğu için Cemal Gürsel dahil herkes, bize sırtını dönüp gitti."

"Bugüne kadar herkes tarafından kabul görmüş bir araç üretmemiş olmamızın nedeni sürekli birbirimizin ayaklarına kurşun sıkmamızdır."

"İnsanlar senelerce 'Devrim projesinde çalıştım' demeye korktu. Öylesine bir hücum ettiler ki neredeyse bizi vatan haini ilan edeceklerdi. Sebebi, bir milyon 400 bin liranın harcanmış olmasıydı."

"Türk tekniği, mühendisi ve kafasının bir otomobil yapamayacağını dillendirmek, bir korkutmanın, yönlendirmenin ve yanıltmanın sonucudur."

"Devrim'in mühendisleri"ne sırtını dönen sadece "27 Mayıs Devrimi"nin cuntabaşı Cemal Gürsel değildi...

Devrim'e sırtını dönen, hatta sırtından hançerleyen "medya"yı unutmamak gerekir!..

O medya ki;

Bugünkü "yerli otomobil" için "Devşirme millî oto" ve "çakma çıktı" başlığını atan Hürriyetin "abi"leridir, "ata"larıdır ya da "ruh ikizleri"dir!..

Zihniyet, aynı zihniyet!..

27 Mayıs 1961'den, 13 Ekim 2015'e, değişen bir şey yok!..

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık tarafından 13 Ekim günü tanıtımı yapılan yerli otomobilin "prototipi"ne, hem "devşirme", hem de "Millî Cadillac" diyen Hürriyet ne yapmak istiyor acaba?..

Merak ediyorum;

"Koç"lara, "Koyun"lara, "Öküz"lere ve Türkiye'nin kanını emen "vampir"lere olan "diyet borcu"nu mu ödüyor, yoksa Türkiye'ye; "otomobil" kılıflı "teneke yığınları"nı mı lâyık görüyor?..

Hem "Türkiye Türklerindir" diyeceksin, hem de "Türkiye'nin ürettiği yerli otomobil"e karşı çıkacaksın!..

Var bunda bir iş!..

Hem de, büyük bir iş!..

Bilmeyenlere hatırlatalım;

"Devrim'i de böyle boğmuşlardı!"

CHP'li Umut Oran'ın bu "yerli" karşıtlığını "tarihe not" olarak düşelim ve şimdi "Devrim Otomobili projesinin nasıl öldürüldüğü"nün hikâyesine geçelim...


DEVRİM'İ KİM HANÇERLEDİ?

"Devrim" olayının özü ve özeti şu:

"Benzin bitti, imalat paydos!"

Ama, "ayrıntı"lar önemli.

"Devrim" projesinin sahibi sayabileceğimiz Y. Müh. Şükrü Er anlatıyor:

"Devrim adı verilen otomobil, TCDD Eskişehir, Ankara ve Sivas demiryolu fabrikalarının işbölümü ve işbirliği ile, projesi dahil dört adet prototip olarak, dünya rekoru sayılabilecek dört ay gibi kısa bir zamanda, 30 civarında mühendisin ve yardımcılarının gece gündüz çalışması suretiyle imal edilmişti."

Dönemin devlet başkanı Cemal Gürsel, müteşebbislere; "Memleketimize has bir binek otomobil motoru ve örnek bir yerli otomobil imal edilsin" talimatını vermiş... Bu sebeple, üretilen 'Devrim' otomobili Cemal Gürsel'in önünde denenmiş...

Olayı ve ilk yerli üretim otomobilin başına geleni yine Şükrü Er'in anlatımından takip edelim:

"29 Ekim 1961 sabahı, standartlara uygun yol tecrübelerine bile yeterli zaman bulamadan, iki Devrim, gardan TBMM'ye devlet başkanını almaya gitmişti.

Rahmetli Gürsel'i alan Devrim'in 200 metre kadar gittikten sonra durması üzerine arkadan gelen ikinci Devrim'e binilmiş ve devlet başkanı Anıtkabir'e, oradan da Hipodrom'a Ankara sokaklarında halkın alkışları ve sevinç gözyaşları arasında Devrim'le gitmişti. Benzini biten Devrim, benzin ikmali yapılarak korteji takip etmişti..."

Bu, o tarihî günde ne olduğunun proje sahibi mühendis tarafından doğru anlatımı. Ancak, Türkiye, şu günlere kadar, bu "doğru"yu değil, gazetelerin günümüze kadar yazıp durduğu "Devrim otomobili yolda kaldığı için projeden vazgeçildi" yalanını okudu hep.

Şükrü Er, "Ne yazık ki" diyor,

"Olayı açıklamak üzere birçok defalar basın toplantıları yapmama rağmen, basının 'yerli araba yolda kaldı', 'Devrim 200 metre gidebildi' gibi sloganlarla ve karikatürlerle verdiği idam fermanının imajını silmek mümkün olmadı."

Denemenin yapıldığı o gün kim bilir hangi hâin niyetlerle deposuna az benzin konulan ilk yerli üretim otomobilin durması, Gürsel arkadan gelen ikinci Devrim'e geçip turunu eksiksiz tamamlamış olsa bile, basın tarafından projenin öldürülmesi için yeterli bir görüntü oluşturmuş sizin anlayacağınız...

Şükrü Er, aradan 38 yıl geçtikten sonra (1999 yazında) Eskişehir'e gidip depodaki Devrim'i yeniden gözden geçirmiş...

"Araba çalışır durumdaydı ve zaman zaman kullanılıyordu" diyor...


VİCDAN MI, CÜZDAN MI?

O günün "medya"sı acaba hangi güdülerle Devrim'i doğmadan boğma kararı almıştı?

Böylesine hayatî bir konuda yalan yazıp Türk sanayiini dışa bağımlı hale getirmenin kapısını açanlar sonradan hiç vicdan azabı duydular mı acaba?

Evet, hiç "vicdan azabı" duydular mı?.. Yoksa onlar, yaptıkları "yalan haberler" karşılığında "cüzdan"larına giren "dolar ve mark desteleri"ne mi baktılar?!?

Hadi diyelim ki;

"Medya"nın derdi "vicdan" değil, "cüzdan"dır; peki CHP'ye ne oluyor ki, 50 yıl sonra "yüzde 100 yerli otomobil" talebine karşı çıkıyor?..

Ama, "CHP'ye rağmen" ümitler yine de Tayyip Erdoğan'da!..

Baksanıza; ilk yerli "roket ve bazuka"yı imal eden, Türkiye'nin ilk yerli otomobili Devrim'i üreten ekibin başındaki isim olan Genelkurmay eski Genel Sekreteri Yüksek Mühendis Topçu Albay Emin Bozoğlu'nun oğlu Atilla Bozoğlu 4 yıl önce diyordu ki;

"YERLİ ARABAYI YAPARSA, BİR TEK TAYYİP BEY YAPAR"

"Siyasi düşünce olarak Tayyip bey'i kendime çok uzak bulurum. Ama şu var; bu gibi milli konularda Tayyip Bey çok iyi... Yerli arabayı yaparsa, bir tek Tayyip Bey yapar."

Bu yazıyı yazdım ki;

"Yerli sevdalıları"nı ve "yerli düşmanları"nı çok iyi tanıyın!..

"Halk düşmanları" aramızda!..

"Terör örgütü"yle!..

"Muhalefet partisi"yle!..

Ve "medya"sıyla!..

"Koç"larıyla, "Öküz"leriyle,

"Doğan"larıyla, "Serçe"leriyle!..

BİZ BU FİLMİ İZLEDİK!

O dönemde Devrim arabası yürümedi devrim yolda kaldı diye manşetler atan zihniyet Gençakademisyenleri engelliyor.

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN