Yakın tarihimizin utanç yılları: İstiklal Mahkemeleri
Resmi tarih ve popüler kültür İstiklal Mahkemeleriyle pek ilgilenmedi, hatta yıllar boyu adını anmaktan bile kaçındı. İstiklal Mahkemeleri'nin nasıl kurulduğu, kimleri darağacına nasıl gönderdiği bugüne dek çok az kaleme alındı. "Asker kaçaklarını yakalayıp sorgulama" amacıyla kurulan bu mahkemeler zamanla amacından saptı; hükümetle ters düşen, bunu dile getiren veya bu doğrultuda iftiraya uğrayan kim varsa, hepsi bu mahkemelerde yargılandı. Onların içinde kurtuluş mücadelesinin büyük komutanı Kazım Karabekir Paşa da vardı, "şapka takmadığı" gerekçesiyle idam edilen İskilipli Atıf Hoca da... İstiklal Mahkemeleri, 92 yıl önce bugün kapatıldı.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Uzun süren tartışmalar sonunda, 3 Mart 1924'te beklenen son gerçekleşti. Genç Cumhuriyet, en büyük virajlardan birini döndü ve hilâfet o gün uzun tartışmaların sonunda kaldırıldı. Bu olayın ardından Anadolu'da içten içe kaynayan kazan da taştı.
Hilâfetin kaldırılmasının hemen sonrasında o zamanlar Elazığ sınırları içinde yer alan Ergani'ye bağlı Piran Köyü'nde bir isyan patlak verdi. İsyanın başında Nakşibendi Şeyhi Said vardı. Said, kısa sürede ilçeyi ele geçirdi, ardından da Elazığ'a girdi. Hatta birkaç gün içinde, Diyarbakır'ın kapısına kadar dayandı. İsyan Ankara'da tam bir deprem etkisi yaratmıştı.
Fethi Okyar, bu isyanın çıkması üzerine başbakanlık görevini İsmet İnönü'ye bıraktı. İsmet İnönü de, isyanı bastırmak için İstiklâl Mahkemelerinin kapısını bir daha çaldı.
O günlerin devamında, isyana katılan ya da katılmayan, destek veren ya da vermeyen kim varsa asıldı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası tümüyle kapatıldı ve yeni bir kanun; Takrir-i Sükûn yasası çıkarıldı.
Sükûneti yerleştirmeye dayalı bu kanun gereği, İsmet İnönü imzalı kararname ile Doğu Anadolu ve Ankara'ya yeniden çok geniş yetkili İstiklâl Mahkemeleri kurulacaktı. Bu yeni mahkemelerde savunma makamı da, tanık da yoktu.
Verilecek kararlar daha mahkeme başlamadan belliydi. Bu nedenle duruşmalar genelde "sanıkların idamına, tanıkların bilahare dinlenmesine" cümlesiyle bitiyordu.
28 Kasım 1925 günü Takrir-i Sükûn kanununun devamı niteliğinde, 625 sayılı yeni bir yasa daha çıkarıldı mecliste. Kanuna göre artık herkes şapka takmak zorundaydı. Aslında bu kanunla fes, sarık ve takke yasaklanıyordu.
Şapka takmak o yasa gereği bir zorunluluktu. Takmamak ya da şapka takmamaya özendirmek ise, büyük bir suçtu ve cezası da idamdı.
Çorum'un İskilip ilçesinde dünyaya gelen, ancak medrese eğitimini İstanbul'da alan Mehmet Atıf Hoca o kanunun ilk kurbanı seçilecekti. Çünkü daha o kanun çıkmadan bir buçuk yıl kadar önce bir kitap kaleme almış, kitabında genç cumhuriyeti, Batı'ya özenmemesi konusunda uyarmıştı. Şapka örneğini de, o kitapta vermişti.
Cumhuriyetin bir an önce milletin şapka takma ya da takmama konusundaki tereddütlerini ortadan kaldırması gerekiyordu. Bu nedenle, İstiklâl Mahkemeleri İsmet İnönü talimatıyla bir daha devreye girdi.