İslam beldelerinde şehir planlaması nasıl yapılırdı?
Müslüman şehirlerinde bulunan birçok imkân, Hristiyan Avrupa'sının en gelişmiş kentlerinden 7 asır öndeydi. Medeniyetin beşiği haline gelen Sevilla ve Kurtuba gibi Müslüman şehirlerine kıyasla Paris, "Çamurlu Paris" olarak anılıyordu. Dört ana hususu temel alarak şekillenen Müslüman şehirleri, nüfusun ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanıyordu. Camiye açılan sokaklarıyla, her sosyal gruba ait farklı mahalleleriyle İslam beldelerinde toplumsal birlik nasıl korunuyor, idare ve güvenlik nasıl sağlanıyordu? Çarşıdaki dükkânlar hangi düzene göre sıralanıyor, çöp ve kanalizasyon sorunu nasıl çözülüyordu?
Önceki Resimler için Tıklayınız
Kuzey Afrika'nın bazı şehirleri Müslüman, Hristiyan ve Yahudi mahallelerine ayrılmıştı; ancak bu durum genellikle dışlanma şeklinde değil, gönüllü tercihlerle gerçekleşiyordu. Bu tür mahalleler ile akrabalık dayanışması, savunma, sosyal düzen ve ortak dini vecibeler gibi ihtiyaçlar gideriliyordu.
"Arap'ın Acem'e, Acem'in Arap'a üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir" diyen Hz. Muhammed'in (sav) emir ve tavsiyelerine hürmet ve riayet edildiğinden, buradaki semtleşme toplumun birlik ve bütünlüğünü olumsuz etkilemiyordu.
Avlulu ev tasarımı, kalabalık aile yapısının mahremiyet ihtiyacının, haremlik-selamlık uygulamasının ve güçlü toplumsal etkileşimin doğurduğu tüm gereksinimlere cevap verebiliyor; yarı özel bir alan hissi yaratıyordu.
Bunun sebebi evlerin kafesli pencereleriyle, özel kapılarıyla ve koridorlarıyla içe dönük mimariye sahip olmasıydı.
Gerçek anlamda merkezi yönetimli bir şehir planlaması yoktu. Okul, hastane, cami gibi kamu kurumları vakıf denilen özel dini kurumlar tarafından destekleniyordu; yerel düzeye inildikçe, mülkiyet hukuku yerini örfi hukuka bırakıyordu.
Hava koşulları ve arazi yapısı, dini ve kültürel inançlar, Şer'i Müslüman hukuku ve sosyo-etnik cemaatler şeklinde sıralanabilecek dört şehir gelişim kıstası sebebiyle, kentsel alanlar mahalleler halinde büyürdü.
En ortada merkez cami, bunun yanı başında bir pazaryeri ve evleri çevreleyen surun yakınında bir kale bulunur, bu yapıların tamamı karmaşık bir cadde ağıyla dış surlara bağlanırdı. Bunların dışında, surların ardındaki hayat başlardı.
Çarşı, baharat, altın, balık, ıtır ve diğer mallar biçiminde bölümlere ayrılmıştı; mum ve esans gibi mallar ise caminin yakınında satılmaktaydı. Sahaf ve ciltçiler de camiye yakın duranlardandı.
Çarşıda ve cami yakınında sosyal, ticarî ve sanatsal etkinlikler için kullanılan bir alan ile beraber, hamamlar ve oteller bulunuyordu.
Valinin sarayı olarak kullanılan kalelerin genellikle kendi surları olurdu. Kaleiçi, camisi, muhafızları, resmi daireleri ve evleriyle kendi başına bir semt görünümündeydi.
Kaleler genellikle dış surların şehrin yüksek bölümüne yakın kısmında kurulurdu.