1915 tehcir kararına karşı çıkan Osmanlı bürokratları
Celal Bey, Mazhar Bey, Faik Ali Bey ve nice sayamadıklarımız… Onlar isimleri unutulmuş ama insanlığı unutulmamış Osmanlı devlet adamları. Canları pahasına İttihatçıların emirlerine karşı durdular. Bilinenin aksine tehcir kararı, Osmanlı vilayetlerindeki tüm yöneticiler tarafından uygulanan bir karar değildi. Öyle ki bu kararı uygulamak istemeyen Osmanlı bürokratları, batıdan gelen Ermenileri ilçe ve köylere dağıttı. Kararı uygulamayanlar bölgeden sürgün edildi. İşte 1915 tehcir kararına karşı çıkan Osmanlı bürokratları…
Önceki Resimler için Tıklayınız
1915 Ağustosu'nda Ermenileri tehcir etmeyi reddettiği için görevden alınır ve memuriyetten atılır. Mondros Mütarekesi'nden sonra Ermenilerin başına gelenleri araştırmak üzere kurulan komisyona müfettiş olarak atanır. Burada çok önemli bir görev yerine getirir, katliamlarla ilgili bir sürü delil toplar. Bugün, o döneme dair bildiklerimizin ortaya çıkmasındaki rolü büyüktür.
18 Haziran 1914'te görevine başlayan Mazhar Bey, soykırım dönemindeki tavrını şu sözlerle dile getirmiştir: "Ermenilerin tehciri hakkında İstanbul'dan Dahiliye Nazırı'ndan aldığım emirleri anlamazlığa vurdum, biliyorsunuz ki diğer bazı vilayetler tehcir işleri ikmal ettikleri halde ben başlamamıştım. Atıf Bey geldi, Dahiliye Nazırı'nın Ermenilerin hini tehcirinde katl ve imha edilmeleri hakkındaki şifayi emrini tebliğ etti. Ben de, hayır Atıf Bey, ben valiyim, eşkıya değilim, ben yapamam, bu sandalyeden kalkarım sen gelir yaparsın dedim."
Mazhar Bey, 8 Temmuz 1915'te Talat Paşa tarafından görevden alınmış ve yerine vekaleten İttihat ve Terakki delegesi Atıf Bey getirilmiştir.
Galatasaray Lisesi ve Mülkiye mezunu Giritli Hüseyin Nesimi, bir Osmanlı aydını ve bürokratıdır. 1915 Ermeni tehciri sırasında Lice kaymakamıdır. Ermenilere yönelik uygulamalara karşı çıktığı için Diyarbakır valisi Dr. Reşid'in emriyle öldürülür; çevre halkı tarafından öldürüldüğü yere gömülür. Mezar kalıntıları Diyarbakır Lice karayolu üzerinde, Kocaköy ilçesi yakınlarındadır. Burası hala "Tirba Qeymeqam" (Kaymakam mezarı) olarak anılıyor.
Tehcir esnasında oranın kaymakamı bulunan şehid-i mazlum Nesimi Bey, Ermenileri muhafaza ederek vali tarafından verilen emri icra etmemiş ve mesleğinde merdane sebat eylemiş bulunduğundan Türk unsuruna mensup olmayan bazı jandarmalar göndererek Kaymakam Bey makhuren ve mahbusen merkez-i kaza olan Lice kasabasından alarak yolda âlem-i ebediyete i'sal edilmiştir.
HÜSEYİN NESİMİ BEY KİMDİR?
Hüseyin Nesimi Bey, 1868'de Girit'in Hanya kazasında dünyaya geldi. Kadirî mezhebine bağlı Şeyh Fatinzade Ahmet Ata Efendi'nin oğludur. Dönemin sosyal katılımcı ve hümanist görüşlerini benimsemiş ve oğlu Abidin (Abdin olarak da tanınır) Nesimi'nin de belirttiği gibi, Bektaşi mezhebine yakın durmuştur. Mülkiye'de okuduğu sırada dönemin devrimci hareketinde yer aldığından, devlet memuriyetinde amir olma hakkı elinden alınmış, ancak 1901 yılında II. Abdülhamit'e sunduğu kalkınma planından sonra yeniden iade edilmiştir.
Meslek hayatına 1890 yılında Kalem Kâtibi olarak başlayan Hüseyin Nesimi Bey, 1893'te Girit Vilayeti Muhasebe Kâtipliği ve 1899'da Hanya Belediyesi Başkatipliğine atanır. 1901'de sürgün olarak getirildiği Palu Kazası Kaymakamlığı görevinden istifa ederek ayrılır ve ikinci Meşrutiyete dek (1908) İstanbul'da serbest çalışır. 1909 yılından itibaren, Navervan, Tercan (Daha önce Erzurum Mamahatun, şimdi Erzincan'a bağlıdır), Kiğı (Daha önce Diyarbakır, şimdi ise Bingöl'e bağlıdır), Vilçetrin ve Premedi kazalarında çalıştıktan sonra, Nisan 1914'te Savur ve 13 Ocak 1915'te Diyarbakır'da Lice kaymakamlığına atanır.
Bölgesinde bulunan Ermenilerin tehcirine ait emir, 27 Mayıs 1915'te görevine başlayan Yozgat Mutasarrıfı Cemal Bey'e Ankara Kabb-i Meshulu ve aynı zamanda Jöntürk Parti Sekreteri Necati Bey tarafından verilmiştir. Ancak, kendisine gösterilen yazılı belgeyi teslim almak istediğinde, bu belge kendisine verilmemiştir. Cemal Bey, görevi yerine getirmeyeceğini belirterek, emri reddetmiştir. Bunun üzerine 5 Ağustos 1915 tarihinde Mutasarrıf Vekili Atıf Bey tarafından görevden alınmış ve memuriyetten atılmıştır. Yerine Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey getirilmiştir.
Tehcir ile görevlendirilen Kastamonu Valisi Reşit Paşa, önce emrin gerçekliğinin yazılı kanıtını istemiş ve bunu üzerine emir İttihat ve Terakki Partisi Katib-i Meshulu Hasan Fehmi tarafından kendisine teslim edilmiştir. Valinin cevabı kesindir: 'Ben elimi kana bulamam!' Reşit Paşa, bunun üzerine Hasan Fehmi tarafından görevden alınır. Yerine getirilen Ankara Vali Vekili Atıf Bey getirilir.
KASTAMONU VALİSİ REŞİT PAŞA KİMDİR?
1888'de Mülkiye'den mezun olan Reşit Bey, kariyerinin ilk yıllarında memurluk ve eğitim kurumlarında müdürlük görevlerinde bulunduktan sonra 1906 yılında Serez (Siroz) mutasarrıflığına atanır. Buradaki görevi sırasında özellikle 1908 Devrimi'ne sunduğu katkılardan dolayı ismini İttihat ve Terakki çevrelerinde iyice duyurur; iyi bir İttihatçı olarak tanınır. 1913 Haziranı'nda Kastamonu valiliğine atanır.
Kastamonu'daki görevinin ilk günlerinden itibaren vilayet dâhilinde hem Müslüman hem de gayrimüslim halklarla kurduğu samimi ilişki, Reşit Bey'e olan teveccühü artırır. Reşit Bey, 1915'in karanlık günlerinde Kastamonu valiliğine yollanan tehcir emrine sert biçimde karşı çıkarak, Ermenilerin şehirde yaşamaya devam etmesini sağlar. Sıkı bir İttihatçı olduğu bilinen Reşit Bey'in bu tavrı, Teşkilat-ı Mahsusa'dan kendisine özel bir talimat gönderilerek Ermenileri derhal tehcir etmesi gerektiğinin hatırlatılmasına neden olur. Bu talimat da işe yaramaz, Reşit Bey Kastamonu dâhilinde tehciri uygulamamakta kararlıdır. Hatta bir süre sonra, şehirde açık biçimde dillendirilen "Reşit Bey Türklerin değil, Ermenilerin valisidir!" propagandasına dahi boyun eğmez ve "Ben elimi kana bulamam!" diyerek emirleri uygulamayı reddeder.
Malatya'nın önemi, Doğu vilayetlerinden tehcir edilenlerin toplandığı transit yeri olması. Mustafa Ağa'nın oynadığı rolü bir Alman misyonerin tuttuğu günlükten öğreniyoruz. Bu Alman misyoner İttihatçılara yakın, Ermenilere de pek sempati beslemiyor. Mustafa Bey ona kamplarda neler olduğunu, tehcir konvoylarına ne zaman ve nerde saldırıldığını, kaç kişinin öldürüldüğünü anlatıyor. Başlangıçta misyoner ona inanmıyor. Hatta deli zannediyor. Ta ki bir katliamı kendi gözleriyle görene kadar. Mustafa Ağa katliamlara karşı çıkmaya çalışıyor ama bir vali gibi tehciri durdurma yetkisi yok. Sadece bazı insanları evine alıp koruyabiliyor. Mustafa Ağa'nın hikâyesi ne yazık ki trajik bir şekilde sonlanıyor. Oğlu İttihat ve Terakki üyesi. Ve savaştan sonra Malatya'ya döndüğünde "gavurları kolladığı için" babasını öldürüyor. Diyarbakır'a baktığımızda da dört kaymakamın emirleri uygulamayı reddettiği için görevden alındığını görüyoruz. Hatta aralarından üç kişi Vali Doktor Reşit'in doğrudan emriyle öldürülüyor.