Arama

Cahit Zarifoğlu'nun günlüklerindeki Fethi Gemuhluoğlu

20'nci asrın fikir adamlarından ve önemli söz ustalarından biri Fethi Gemuhluoğlu… Zarifoğlu'nun deyimiyle "tek başına bir okul" adeta. Kendi kuşağı içinde en sağlam çizgiyi aktarabilenlerden Fethi Gemuhluoğlu'na bir de Cahit Zarifoğlu'nun günlüklerinden bakalım.

  • 3
  • 9
6 ARALIK
6 ARALIK

Beş altı arkadaş aramızda, Fethi Ağabey'in TRT Genel Müdürü olması düşüncesini konuştuk.

  • 4
  • 9
15 ARALIK
15 ARALIK

Fethi Ağabey beni, İstanbul'da Kültür Bakanlığı'na bağlı olarak kurulmak üzere olan Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'na genel sekreter olarak aldırmak istiyor.

  • 5
  • 9
İSTANBUL 1976
İSTANBUL 1976

Babıâli'de Sabah gazetesinde teknik sekreterliğe başladım. Sezai Ağabey aynı gazetede günlük fıkralar yazıyor. İşe başlayalı bir hafta kadar oldu. Kendimi burada yadırgıyorum. Gururlu, kibirli ve kapalıyım; durmadan çay ve sigara içiyor, sıkılıyor, çalışmayı sevmiyorum. Serbest bir böcek olmak, kırlarda diğer böceklerle gezinirken doymak, barınmak ve giyinmek istiyorum.

İstanbul'a Odalar Birliği'nin yeni kurulan basın bürosunun müdürü olarak geldiğini, bürosunun Tepebaşı'nda falan adreste olduğunu ve beni istettiğini söylediler Fethi Ağabey'in. Onu daha önce bir kere, o beni tanımadan ve ben onun o olduğunu tahmin ederek bir dakika kadar görmüştüm. Bir iki gün gidemedim. Bir haber daha geldi ve ben yine gitmedim. Aradan beş on gün geçti. Ankara'ya gidip gelmiş, duydum ve artık ayıp oluyor diye gittim. O zamanlar onun adeta tek başına bir okul olduğunu bilmiyordum. Merdivenden kısa boylu, fötr şapkalı, renksiz giysili, hiç dikkati çekmeyen biriyle birlikte çıktık. Birinci katta karşılaştığımız kapıcıya Fethi Ağabey'in bürosunu sordu.

Eski yapı muhkem binanın ilk kattaki geniş ve yüksek, kalın tahta kapısından birlikte girdik. Loş bir holden soldaki geniş odaya geçtik. Fethi Ağabey, Beyazsaray'daki bir kitapçıda gördüğüm gibi dinamik, başını eğip, gözlüğünün üstünden bakan, araştırıcı ve yakalayıcı, hâkim tavırlı değildi. Sinmişti âdeta. İki büklüm, âdeta koşarak, telâşlı, neredeyse beceriksizce o beyin elini öptü, şapkasını aldı. Bana yer gösterirken, benim de o beyin elini öpmem için, seri, unutamayacağım bir işaret yaptı. Bu işarete göre, dediğini yapmazsam bu bina yıkılacak, İstanbul çökecek, her şey birbirine karışacaktı. Ben de elime verilirken beni hiç umursamayan bu eli tutup öptüm. Ağabey ayakta bekledi. Efendi "otur" deyince oturdu, ben de oturdum.

  • 6
  • 9
İSTANBUL 1976
İSTANBUL 1976

Efendi: "İstanbul'a geldiğini duydum. Bugün Fethi oğlumu göreyim dedim. Adresini de bilmiyorum. Evden çıktım. Başımı eğdim ve geldim" dedi. Gözlerini hafifçe kapayarak, başını kalbinin üzerine doğru eğdi bunu söylerken. Ağabeyin yüzüne kendisinin aşinası olduğu bir duygunun sessizce gelip, sonra da derisinin altına ağıyormuş gibi çekilişini gördüm. Konuşuyorlar. Ankara'dan birkaç isim. Sait, Gülhane'den bir doçent, Kolej'deki bloklarda oturan bir avukat... Önemli olan bu isimler değil; fakat onlar anıldıkça, küçük aralarla susmaları, kendileri haberdar ediliyormuş kadar beklemeleri ve bilmediğim bir şeyin ağır ağır tadını alışları…

Bunları eve gelince düşündüm. Sonra da sık sık aklıma geldi. Oysa o anda bir an önce Fethi Ağabey'in ne söyleyeceğini merak ediyor ve gideyim istiyordum. Nihayet Efendi beni sordu: "Bu kim?" "Edebiyat Fakültesi'nde Alman Filolojisi'nde okuyor" dedi Ağabey. "Bazı ailevî zorlukları var okuyabilmek için. Yanıma almak istiyorum." Efendi bana pek bakmadan ve ilgisizce pat diye benim kimselere söylemediğim kalbimin gizli sırrını söyleyiverdi: "Baban hakkında kötü düşünme. Babaların hareketlerinde oğulların bilmediği hayırlar vardır" deyiverdi. Durdu. O duygusuz görünüşü içinde, kendisinin dahli olmadan dudaklarıyla dişleri arasında peydahlanıp dışa kıvrılarak yere kayıyormuş gibi şöyle devam etti: "İyi olur. Telefona bakarsın burada. Şuraları siler süpürürsün. Toz alırsın." Beni ne zannediyor acaba diye geçirirken içimden, O, Ağabeye baktı. Ağabey, "Emredersiniz efendim" dedi.

Bu Efendi bir süre sonra gitti. "Yanımda çalışmanı istiyorum" diye başladı Fethi Ağabey. Ben o zamanlar onun, bir sarsıcı, bir mektep olduğunu bilmiyordum. "Şu anda bir yerde çalışıyor musun?" diye sordu ardından. Anlattım.

  • 7
  • 9
İSTANBUL 1976
İSTANBUL 1976

Arkada bir oda daha var. Orası sana ait olacak, yatar kalkarsın. Boş zamanlarında odana kapanıp durmadan yazmanı istiyorum. İş yoğun değil. Arada bir basın bültenlerimiz olacak, onları gazetelere dağıtırsın. Şimdilik buranın iki kişilik kadrosu var. Biri ben, öteki ise hademe kadrosu. Bir ay içerisinde memur kadrosu da verilecek, seni o zaman oraya alırım."

"Gazeteye yeni başladım, izin verin orada kalayım, mühim gazete bizim için." Sanırım benim bu cevabımı çok şuurlu bir şekilde söylenmiş zannetti. Oysa benim gözüm avare böceklikteydi. "Gazete önemli elbette. İleride hepimizin toplanacağı gazetelerimiz olacak. Bize esas o zaman görev düşecektir. Buralarda bir şey yapılamaz, senin için şimdi önemli olan okulun ve her şeyden önce olgunlaşman, anlaman ve yazmandır." Ancak ben yine de gazetede kaldım.

2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN