Arama

Bela ve musibetlere nasıl bakmalıyız?

Ülke, millet ve ümmet-i Muhammed olarak farklı zamanlarda birtakım felaket ve musibetler yaşadık. Bütün bu felaketler ve musibetlerde, geride kalan gözü yaşlı nice eş, evlat, ana-baba ve yakınların yüreği dağlandı, feryatlar arşa dayandı. Bu akşam saatlerinde Bartın Valiliği tarafından yapılan açıklamaya göre Amasra ilçesinde maden ocağında patlama meydana geldi. Dualar can kaybı olmaması için edildi.

Diğer bazı ayetlerde ve hadislerde aktarılan bilgilerde ise Allah'ın nice sevgili kullarının da başlarına çeşitli belâ ve musibetler geldiği görülecektir. Ne var ki, insanlara "örnek" gösterilen tüm bu şahsiyetlerin ortak bir özelliği söz konusudur: Onlar, başlarına gelenlere "sabreden" kimselerdir. Yine onlar, "Veren de Allah'tır. Alan da…" diyebilenlerdir. Çünkü bu konuda çoğumuzun bildiği ve hatırladığı üzere bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

"Andolsun ki, sizi korku ya da açlıkla; mallardan, canlardan ya da ürünlerinizden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele! Onlar ki, başlarına bir musibet geldiğinde, 'Doğrusu biz Allah'a aidiz ve kuşkusuz yine O'na döneceğiz' derler. İşte Rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir ve doğru yola ulaşmış olanlar da bunlardır." (Bakara, 155-157)

Peygamber Efendimiz de hayatında birçok yönden bela ve musibetlere muhatap olmuş, ama her defasında başına gelenleri sabırla karşılamıştır. "Müslümanlar benim başıma gelen musibetlere bakarak kendi musibetleri karşısında metanetli olsunlar." buyuran Peygamberimizin şu hadisi-i şerifi de çok dikkat çekicidir: "Müminin başına gelen her bir musibet, onun için günahlarının bağışlanmasına bir vesiledir. Hatta ayağına batan bir dikenden dolayı bile olsa, bu böyledir."

O halde bir Müslüman olarak belâ ve musibetler karşısında sabırla olaylara dikkat kesilmeli ve kul olarak tedbirimizi almak ama takdir-i ilahiye de razı olmak erdemini göstermeye çalışmalıyız.

  • 4
  • 6
Nasıl dua etmeliyiz?
Nasıl dua etmeliyiz?

Peygamber Efendimiz (sav), yedi evladından altısını kendisi hayatta iken ahirete uğurlamış ve şefkat dolu yüreği her defasında acıyla dolmuştur. Cenaze merasimlerinde kabirleri başında gözyaşları sessizce yanaklarından süzülüp mübarek sakalını ıslatırken mübarek dili her defasında "İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn" cümlesini tekrarlamıştı. Çünkü Allah'tan gelecek müjdeyi hak edenlerin en başta gelen özelliği "sabretmek"; ve "sabredenlerin" en önde gelen vasfı ise işte bu "Biz her şeyimizle Allah'a aidiz. Elbette dönüşümüz de O'na olacaktır..." ayetiydi. Bu ayet, "Veren de O'dur, alan da O…" demekti aynı zamanda.

Bir musibetle karşılaşan kişinin şöyle dua etmesini tavsiye eder Sevgili Peygamberimiz:

"Kimin başına bir musibet gelir de "Biz her şeyimizle Allah'a aidiz. Elbette dönüşümüz de O'na olacaktır..." derse ve sonra da 'Allah'ım! Bu musibetimin ecrini bana lütfet ve bana ondan daha hayırlısını nasib et' derse Allah mutlaka onun bu talebini kabul eder."

Yine böylesi zamanlarda, Peygamberimizin dualarında sık sık yer verdiği hem tesbih, hem yüceltme ve hem de sığınma ihtiva eden şu dua okunmalıdır:

"Allah'ım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen kendini senâ ettiğin gibi yücesin."

2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN