Kalemi zirvedeyken bırakan 11 usta yazar
Yazmak dünyanın en zor işlerinden biridir. Bu zor işi ustaca icra eden yazarlar, bazen herhangi bir nedenle kalemi bırakır. Bu durumun ardında ise Bartleby Sendromu yatıyor. Bartleby Sendromu, yazarlık hayatının zirvesindeyken susmayı tercih eden ve bir daha asla yazmayan, eser vermeyen yazarları nitelemek için kullanılıyor. Behçet Necatigil'in dediği gibi "yazmayı süresiz erteleyen" yazarları sizler için derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
"O, nedensiz tutulmuş bir göktaşıydı, tek başına yanıp söndü".
Rimbaud, 'Sarhoş Gemi' şiirini 16 yaşındayken yazdı. Yirmi dokuz yaşındayken çıkan ikinci kitabının ardından ölümüne kadar yazmayı bıraktı. Kendini seyahatlere ve tehlikeli maceralara verdi. Dünyayı gezdi ve maceralara atılarak ruhunu dinginleştirmeye çabaladı. Sarhoş Gemi şiirindeki "Doyurmaz artık beni bayraklar, bandıralar; mahkûm gemilerinin sularında yüzemem." satırları adeta onu özetler niteliktedir.
Borges'in onun için şöyle der: "Şairin bazen yetenekli, bazen neredeyse utanç verici biçimde yeteneksiz olması gibi yaygın bir durum vardır. Çok daha sıra dışı ve hayranlık uyandırıcı olansa şairin sınırsız bir ustalığa sahip olduktan sonra yapıtlarını küçümsemesi ve suskunluğu yeğlemesidir."
"Kanımı yoğurdum. Görevim beni tanıdı. Mührü bozulmuş bir yüreğe artık sır verilemez"
Herman Melville, en ünlü eseri Kâtip Bartleby ile yazarların yazma bırakma sendromunun da adı olan Bartleby Sendromu'nun adı isim babasıdır. Bu eseri ilk yayınlandığında değeri pek anlaşılmaz. Daima tedirgin, tuhaf melankolik olan Melville'nin ilk eserleri deniz öyküleriydi. Okunması zor bir roman olan Mardi'den sonra edebiyat tarihinin önemli yapıtlarından olan Moby Dick'e imza attı.
30'lu yaşlarının ortasında yazmayı bırakarak New York'ta bir büroda ruhunu karartarak sıkıcı işler yaparak yaşamını sürdürmeye devam etti. . 1891'de unutulmuş olarak öldü.
Kâtip Bartleby'ye belki de gerçek hayatta en çok benzeyen kişiydi. Kitapçıda tezgâhtarlık, avukat sekreterliği, banka memurluğu, dikiş makineleri fabrikasında işçilik gibi pek çok iş yapan yazar Robert Walser, zaman zaman Zürih'te bulunan "Boşgezenler Yazma Kulübü"ne çekilirdi.
Dünya karşı kendisini korumaya çalışırken daha fazla zarar veren yazarlardan biridir Robert Walser. Yıllar boyu eline geçen her kâğıt parçasına bir şeyler karalayan yazar öylesine küçük harflerle sürdürüyordu ki bu serüvenini, yazdıklarını çözmek ve onları kitaplaştırmak epey zaman aldı. Unutulmak, hayatta en çok arzuladığı şey idi. Hayatının son 28 yılını tımarhanelerde geçirdi.
Herman Hesse, Robert Welser için: "Walser'in yüz bin okuru olsa dünya daha güzel bir yer olurdu." der.
Henry Roth, Amerika'ya göç etmiş bir ailenin çocuğuydu. İlk romanını 28 yaşında yazdı. Bu romanda, Amerika deneyimini anlattı. Fakat bu eseri pek ilgi görmedi ve bu yazarı umutsuzluğa itti.
Roth, su tesisatçılığından akıl hastanesinde hasta bakıcılığa kadar pek çok farklı iş yaptı. Aradan elli yıl geçtikten sonra tekrar basılan eseri Amerika'da büyük ilgi gördü ve bir klasik olarak kabul edildi.
Henry Roth, daha sonra ölümüne kadar geçen yıllarda tek kitap dışında bir şey yayımlamadı, unutulmayı seçti.
Edmundo de Bettencourt, en iyi kitabı Poemas Zurdos'u 1940 yılında yayımladı. Kitabı beklediği ilgiyi görmediği için büyük bir bunalıma girdi. Ardından 23 yıl sürecek suskunluğuna gömüldü.
Uğradığı hayal kırıklığı, edebiyat dergilerinin kendisiyle ilgili hazırladıkları özel sayılara, dosyalara rağmen devam etti. Ölümünden on yıl önce eski şiirlerini bir kitapta toplasa suskunluğu devam etti. Şair öldüğünde Republica gazetesi şöyle yazdı: "Şair, yaşamını bir susturucu takmış gibi tek bir dize mırıldanmadan geçirmeyi yeğlemişti."
Tek bir kelime dahi yazmayan şair geriye kalan zamanını sessiz sedasız ölümü bekleyerek geçirdi.