Ünlü şairlerin kalemlerinden çıkan yolculuk şiirleri
Yol demek, farkında olmanın gerçekleştiği en huzurlu metafizik tecrübe demektir. Yolculuğun, yol ile bütünleştiği anlarda "yolda olmak eylemi" sözcüklerle birleşir ve yaşam maceramızda bize hayatımızın manzarasını sunar. Edebiyattan ünlü kalemler de bu metaforun varlığını kullanarak, yol ve insan üzerinden satırlar kaleme almışlar; adeta iç dünyamızın resmini bu satırlar aracılığıyla çizmişlerdir. Sizin için edebiyatımızın ünlü şairlerinin kalemlerinden dökülen yolculuk şiirlerini derledik…
Önceki Resimler için Tıklayınız
Bir yolculuktu bu ve yolun sonunda
Ulaşmak istediğim kendimdi
Yalnızlığımın parmak izlerini
Bırakarak geçtiğim yollara
İçimde gitmek mi kalmak mı duygusu
Tenin seslenirken tenime
Ve çekerken beni derinliklerine
Gözlerinin yeşil uçurumu
Yürürdüm aşarak bütün engelleri
Gökyüzü çıldırtan maviliğini
Ve yaz hüzünler biriktirirken
Yürüdüm ölümsüz, büyük bir sabaha
O çocuk düşü bir kez daha
Başlasın diye yeniden
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar…
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı…
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler…
Meğer ne tuhaf şeymiş
kavuşmak!
Şimdi ben
Uzak ülkelerin birinde
Çocuk bahçelerinde oturmuş,
Ya da üçüncüsünde bir trenin
Limon, üzüm, portakal
Yerken yanımdakiler
Ya da
Yağmurlu bir gece yarısı
Bir garda
Tren beklediğim zaman
Kavuşmayı düşünemeyeceğimden korkuyorum
Ne var ki yolculukta
Her sefer ağlatır beni.
Ben ki yalnızım bu dünyada?
Bu sabah kızıllığında
Yola çıkarım Uzunköprü'den;
Yaylının atları şıngır mıngır;
Arabacım on dört yaşında,
Dizi dizime değer, bir tazenin,
Çarşaflı, ama hafifmeşrep;
Gönlüm şen olmalı değil ml?
Nerdee…!
Söyleyin ne var bu yolculukta?