Türk edebiyatının 'tutunamayan' enstantanesi
Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı yazarken Aylak Adam'ın 10 – 15 cümlelik pasajından ilham aldığını biliyor muydunuz? Yıllarca anlaşılmayı bekleyen, tartışılan, edebiyatı başka bir çağa taşıyan bu eser, Oğuz Atay tarafından Yusuf Atılgan'a gönderilir ve ardındaki gelişmelerle Yusuf Atılgan hayatının en büyük pişmanlığını yaşar. Beklemek ve kayıtsızlık üzerinde bir öykü…
Tutunamayanlar, Oğuz Atay'ın ilk romanıdır. Roman, 1970 yılında TRT Roman Ödülü'nü kazanır. Çoğu yazar ve okuyucuya göre modern Türkiye edebiyatının en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilir. Kullanılan dil ve anlatım şekli itibariyle edebiyatta bir devrim olarak görülür.
Modern edebiyat eleştirisinde öncü olan Prof. Dr. Berna Moran, edebiyatımızın en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar'ı , "hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Moran'a göre, "Oğuz Atay'ın mizah gücü, duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar'ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, yapıttaki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır." Küçük burjuva dünyasını zekice alaya alan Atay, "saldırısını, tutunanların anlamayacağı, reddedeceği türden bir romanla yapar."
30 Eylül 1972 yılında Oğuz Atay ile Tutunamayanlar üzerine bir söyleşi yapılır. Oğuz Atay, romanını birinci ağızdan anlatır. Söylediklerinin arka planında, eserinin eleştirmenler ve okurlar tarafından görmezden gelinişi karşısında kırgın ama ne olursa olsun yine de okurdan yana umudunu yitirmeyen, okurunu aramaya devam eden bir yazar yatar.
Eleştirmenlerin ödüllü kitaba yaklaşmaktan kaçındıkları tavra karşılık Oğuz Atay şunları söyler:
"Eleştirmenlerimizin, daha doğrusu uzun süredir yazmayanların dışında olanların kafasında belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir roman tanımı var sanıyorum. Bu yüzden bir kitabı, bu ölçülere uyup uymamasına göre değerlendiriyorlar. Belki de benim yazdığım bir bakıma karmaşık ve alışılmadık sayfalar için henüz bir kalıp bulamadılar."
"Ülkemizde okur sayısı oldukça düşük. Büyük kalabalıklarla bağ kurduğu sanılan romanların bile aydınların dışında bir okuyucu kitlesi bulduğunu sanmıyorum. Üstelik aydınlar bir de kendileri hakkında yazılanları okumak zorunda. Bu bakımdan benim gibi yeni yazmaya başlayan birini arayıp bulmak ve alıp okumak zahmetinin üstesinden gelmiş okuyucuların, ilk bakışta yorucu görünen sayfalar arasında güçlük çekmeyeceğine güveniyorum. Okuryazarı az olan ülkemizde bile, okuyucular böyle bir kitap yayımlandığını haber alırlarsa, birçok yazarımızın aklından bile geçiremeyecekleri bir yetenekle daha neler neler okuyabileceklerine inanıyorum. Okuyucuyu yeteneksiz sayarak, yazmak istediklerini sadeleştirme çabasına girişenlerin de neden oturup yazdıklarını anlamıyorum."