Osmanlı'nın Sherlock Holmes'ü Amanvermez Avni
Her türlü kılığa girip köşe bucak suçlu kovalayan, zekâsı ve yumruğuyla cinai vakaları bir bir çözümleyen özel dedektif Amanvermez Avni'nin, bir martının gözüne baktığında onun hangi sahilden geldiğini anlayabildiğini, diş fırçası ile adam öldürmenin 36 yolunu bildiğini ya da Avni'nin Osmanlı'nın Sherlock Holmes'ü unvanını taşıdığını biliyor muydunuz? Sizler için Ebüssüreyya Sami'nin 1913-1914 yıllarında yayınladığı Amanvermez Avni'nin, nam-ı diğer Osmanlı'nın Sherlock Holmes'ünün dünyasından önemli bilgileri derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Fransızca, Ermenice ve Rumca bilen Avni, sık sık kıyafet değiştirir, suçluları yakalamak için de kılıktan kılığa girer. Evinde küçük bir kimya laboratuvarı vardır. Sardığı kalın sigaralarla birlikte sütlü kahve içmeyi sever. Evinin bir odasını bu amaçla makyaj odası olarak kullanır. Ancak Avni, batılı benzerlerinin aksine yenilmez bir dedektif değildir. Düşmanları tarafından tuzağa düşürüldüğü de olur. Bu da öykülerin gerçekçilik dozunu artırmaktadır.
Galata'da, Beyoğlu'nda Adalar'da, Ermeni, Türk, Arnavut, Rum haydutların peşinde maceradan maceraya koşan Avni, o kadar çok beğenildi ki daha sonra başka polisiye yazarları Amanvermez Sabri, Amanvermez Ali gibi hafiyelerle seriyi devam ettirdi. Avni, cumhuriyet dönemi polisiye yazarlarına da esin kaynağı oldu.
Amanvermez Avni'nin tıpkı Sherlock Holmes'ün Dr. Watson'ı gibi aynı evi paylaştığı kişi başyardımcısı Arif'tir. Anderya ve Karolin ise diğer iki yardımcısıdır. Arif de üstadı gibi çok iyi kılık değiştirir ve fiziksel olarak aktiftir. Tehlikeli işlere koşar. Çoğu zaman ölümle burun buruna gelir. Polisiye roman tutkunu olduğu bilinen Abdülhamid de 1900'lerin başında bazı polisiye romanlara konu oldu. Örneğin Amanvermez Avni bir macerasında Abdülhamid tarafından kendisine suikast düzenleyecek ihtilalcileri yakalaması için görevlendirilir, başarılı olamayınca zindana atılır.
ABD'li meşhur hikâye yazarı ve şair Edgar Allan Poe'nun 1841 yılında Grahm's Magazine'de yayınladığı Morgue Sokağı Cinayeti, -kısmen benzer örneklerin altyapı desteğiyle beraber- Batı'da polisiye romanın ilk örneği olarak kabul edilir. Yine onun kaleme aldığı Marie Roget'in Esrarı (1842) ve Çalınmış Mektup (1845) isimli polisiye romanlar da ilklerdendir.
Batı'daki ilk polisiye romanlardan kırk yıl kadar sonra Türk halkı polisiye romanla yakından tanışmıştır. Bu tanışıklığın tarihî arka planında ise Tanzimat ve Kırım Savaşı neticesinde gelişen hadiseler ve Batı'yla olan yakın münasebetler yatar.
İlk dönemler daha çok Fransız polisiye romanları Türkçe'ye çevrildi. Tercüme edilen ilk eser, Fransız yazar Pierre Alexis de Ponson du Terrail'in Paris Faciaları isimli romanıdır. Ahmet Münif tarafından 1881'de çevrilir. Yine aynı yıl, Türk edebiyatının "Efendi Baba"sı Ahmet Mithat, Emile Gobariau'nun Orcival Cinayeti isimli romanını, önce gazetesi Tercüman-ı Hakikat'te tefrika edip sonra bastırmak suretiyle Türkçeye kazandırdı. 1889'a gelindiğinde ise polisiye roman tercümelerinde âdeta bir patlama yaşandı ve 20. asrın başına kadar onlarca çeviri yapıldı. 1908'den sonrası, polisiye roman çevirileri açısından ikinci bir patlama devri oldu. Evvela, namı günümüze kadar gelmiş meşhur Sherlock Holmes'ler (Conan Doyle) ve Arsen Lüpen'ler (Maurice Leblanc), Gaston Leroux ve Fantome serileri çevrildi. Daha sonra, Nick Carter, Nat Pinkerton, Pick Vick gibi karakterlerin maceralarından oluşan ve daha geniş kitlelere hitap eden popüler polisiye romanların tercümesi yapıldı.