Kafası cam kırıklarıyla dolu yazarın 'insanı anlatma mücadelesi'
"Kelimeleri daha önce öyle kötü yerlerde kullanıyoruz ki, kirletir diye korkutuyoruz duygularımıza dokunursa." Kelimelerin gücünü bu cümlesiyle ifade ediyor, Oğuz Atay. Onu anlatmak için başvuracağımız o kadar çok kelime var ki nitekim biz de korkuyoruz, kirlenmiş kelimelerle onu anlatmaktan. En güzelini ustası Vüs'at O. Bener söylemişti aslında: "Nedir bu kültür çorbası? Duyuyor musun Oğuz Atay! Çınar elli, kızdı mı kezzap gibi bakan, oysa iri çağla gözlü, kapılardan sığmaz güzel adamım! O zamanlar pek ayırdında değildin sanırım 'tutunamadığının…"
Önceki Resimler için Tıklayınız
Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"da, "Tehlikeli Oyunlar"da veya gerçek hayattan seçilmiş bir insanın anlatıldığı "Bir Bilim Adamının Romanı"nda, kendilerine has bir üslupla yaşayan, algılayan, yorumlayan kahramanlar bulunur. Onun roman ve hikâyeleri insanın kendisiyle ve alışıla gelen hayat düzeniyle olan ilişkisini söz konusu eder. Bilhassa yirminci yüzyılın Batı edebiyatında önde gelen isimleri, bireyin toplum içindeki durumunu yoğun bir biçimde ele alır.
Tutunamayanlar'ın başlıca kahramanları Selim Işık, Turgut Özben, Süleyman Kargı, Metin Kutbay, Nermin Özben, Günseli Ediz'dir. Romanın daha adından itibaren bir insan kitlesiyle karşı karşıya olduğumuzu anlamaktayız. Oğuz Atay'ın en çok tanınan yapıtı ve ilk eseri. 1970 yılında TRT Roman Ödülü'nü kazandırdı kendisine. İlk yayınlandığı dönemde bireysel bir roman olarak dönemin toplumsal roman anlayışına aykırı nitelikte olan eser, karmaşık yapısı ve kurgusunun kronolojik sırasının olmaması gibi nedenlerin de etkisiyle, yazarının beklediği kadar ilgi görmedi.
Bu romandaki konular ve kahramanlar farklı şekillerde de olsa "oluşum romanı" tarzında diğer romanlarında da devam eder. Bu bakımdan onun roman kahramanlarını tutunanlar ve tutunamayanlar olarak değerlendirmek yanlış olmasa gerek. Bahsini ettiğimiz kahramanlardan Selim, Turgut ve Süleyman romanın kurgusu içinde tutunamayanları diğerleri ise ağırlıklı olarak tutunanları veya toplum ve kendileriyle bir uyumu ifade ederler. Tutunamayanlar romanında sözü en çok edilen kahraman Selim Işık'tır. Ancak Selim, romanda daha ziyade duygu ve düşünceleriyle yer alan soyut bir varlık, kendi içindeki dünyada yaşayan bir Don Kişot'tur:
"Bana kitap kurdu, boş hayaller kumkuması, hayatın cılız gölgesi gibi sıfatlar yakıştırılabilir, şövalye romanları okuya okuya kendini şövalye sanan Don Kişot'a benzetebilirsiniz beni. Yalnız onunla bir fark var aramızda: Ben kendimi Don Kişot sanıyorum. " diyen Selim, bu benzetmeyle bir anlamda toplum içindeki kendi yalnızlığına işaret eder.
Atay, bu romanında yine bireyin iç dünyasındaki problemleri, çevresiyle uyumsuzluğunu, bunalımlarını anlatır. Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar'ın bittiği yerde başlar. Tutunamayanların kahramanı Turgut Özben yaşadığı hayatın içinden çıkıp gider, Tehlikeli Oyunlar'da Hikmet Benol ise yaşadığı düzeni terk ederek, bir gecekondu mahallesine yerleşir.
"Çocukluğun biteceğini bilseydim, her ne pahasına olursa olsun oynardım; ben de hiç olmazsa ihanet ederdim […] haini oynardım, korkağı oynardım, fakat oynardım; kimse beni sahneden çıkaramazdı. Büyüyünce bu rolleri oynamak pek hoş olmuyordu."
1971 yılında yapılan bir söyleşide bir roman daha yazdığını söylüyor Atay:
"Sanırım bu romanın kahramanı da tutunamıyor. Bu konudaki yakınmalarını pek ciddiye almıyorum. Selim (Tutunamayanlar'ın başkahramanı) kadar haklı değil galiba. Hikmet de (yeni romanın kahramanı) bunun farkında olacak ki; tatsız sıkıntılarını dindirmek için oyunlara başvuruyor. Kitabın adı 'Tehlikeli Oyunlar' olacak."
Selim, Turgut ve Hikmet gibi tutunamayan bir başka Atay kahramanı ise Tehlikeli Oyunlar'daki Selim Bey'dir. Selim Bey'in yalnızlık macerası, karısının kendisini terk etmesiyle başlar ve Selim Bey bu yıkıma kendisinin icat etmiş
Oğuz Atay'ın biyografik romanı olan Bir Bilim Adamının Romanı'nın kahramanı Mustafa İnan, yazarın diğer eserlerinde üzerinde durduğu aydın anlayışına yakın olmasına rağmen, diğer kahramanlardan çok daha ayrıcalıklıdır. Oğuz Atay'ın İstanbul Teknik Üniversitesi'nden hocası olan Mustafa İnan, Oğuz Atay'ın romanlarındaki tek olumlu kahraman.
"İlkokul sıralarından başlayarak 'kendi bacağından asılan koyun' felsefesiyle yetiştirilenlere asla itibar etmeyeceksin. Onların arasından ülkeye yararlı birinin çıktığı görülmedi. (…) Ve hiçbir zaman düzen bozukluğunu mazeret göstermeyeceksin. Başarısızlıklarını bozuk düzenin sırtına yüklemen belki seni rahatlatır, fakat kurtarmaz. Elbette dünyayı tanıyacaksın ve kendi ülkenin durumu üzerinde düşüneceksin. Bir aydından zaten başka türlü bir davranış beklenir mi?"
Kitabı incelemek ve satın almak için tıklayın...
Bir Bilim Adamının Romanı'nda, kişilik, kültür, zekâ ve dünya görüşü açısından içinde bulunduğu toplumun çok daha üstünde bir birey olan Mustafa İnan'ın yaşamı anlatılır. Mustafa İnan, Oğuz Atay'ın ideal aydın portresidir. Zaten romandaki onaylayıcı anlatımda, hocasına duyduğu saygıyı gösterir.
Bu roman, TÜBİTAK tarafından gençlerin bilime özendirilmesini teşvik etme amacıyla başlatılan bir proje kapsamında yazılır.
Romanda Mustafa İnan'ın doğumundan Avrupa'da da tanınan bir bilim adamı oluşuna ve oradan da ölümüne kadar geçen zaman anlatılır. Onun başarılı ve ünlü bir bilim adamı, örnek bir insan olmasını sağlayan yetişme şartları, prensipleri ve hayat felsefesi üzerinde durulur.
"Ayrıca belki bizler, yani sizlerin tanımadığı bilim takımı, arada bir Macarları 3-1, Rusları 2-0 yeniyoruz da kimsenin haberi bile olmuyordur. Taçtan gelen topun ofsayt olmadığını bilen kalabalıklar biraz böyle şeyleri de öğrenmeli. Türk güreşi durmadan gerilerken, Türk bilimi durmadan ilerliyor, bunu duyurmalıyız herkese; yabancı sahalarda aldığımız göğüs kabartıcı sonuçları herkese iftaharla ilan etmeliyiz."