Ernest Hemingway'in İstanbul'a geliş amacı neydi?
Amerikan edebiyatının kendine özgü tarzıyla tanınmış romancısı Hemingway'in birçok eseri, başyapıtlar arasında gösterilir. Özellikle 20. yüzyıl kurgu romancılığını etkileyen yazar, hikayeleriyle tanınmadan önce hayatını gazetecilikten kazanır ve türlü sebeplerle dünyanın çeşitli ülkelerini gezer. Bu dönemde, Toronto'da çalıştığı gazete tarafından İstanbul'a gönderilir. Peki, ajan olarak da çalıştığını bildiğimiz Hemingway'in, Türkiye'ye gönderilme nedeni neydi? Hemingway, Mütareke İstanbul'u dönemiyle ilgili nasıl bir anlam taşıyordu? Ölüm yıl dönümünde Hemingway'in az bilinen hikayesini derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Bu ifşa Soğuk Savaş döneminde Sovyet arşivlerine girmeyi başaran eski KGB ajanı Alexander Vassiliev'den geldi. Vassiliev, Hemingway'in casus kelimesine karşılık kullandıkları terimlerden biri olan "destek kuvvet" olarak nitelendirildiğini belirtti. Yazar Küba ve İngiltere'de Sovyet ajanlarıyla buluşuyordu ve Sovyet kayıtlarına göre de onlara yardım etmekten gerçekten memnundu. Hemingway'e verilen kod adı "Argo"ydu ve istihbaratlar yazar tarafından kendilerine iletiliyordu.
Hemingway, 1922 yılında Türk - Yunan Savaşı'nı gözlemlemesi için Toronto'da çalıştığı gazete tarafından İstanbul'a gönderildi. I. Dünya Savaşı sırasındaki Trakya göçünü, işgal altındaki İstanbul'u, değişen yönetimi kendine özgü bir duruşla tanımlamaya çalıştı. Gönderdiği mektuplarda doğup yaşadığı topraklardan çok uzaklardaki insanların hayatlarını -doğal olarak- kendi yorumunu katarak anlatır. Bazı öngörüleri ve keskin tespitleri gerçekleşmez. Bu hem çok bilinmeyenli denklemlerle devam eden savaştan hem de Hemingway'e duygusal – kurgu cümleleri kurduran hayal gücünden kaynaklanır. Yine de dönemi yaşamış biri olarak anlattığı olaylar, yer verdiği anekdotlar Mütareke İstanbul'u ve Türkiye'si için oldukça kıymetlidir.
İşte Hemingway'in anlatımıyla Mütareke İstanbul'u ve Türkiye'si:
"Sabah uyanıp da Haliç üzerine çökmüş sisten incecik ve tertemiz başlarını uzatan minareleri görüp bir Rus operasındaki aryayı hatırlatan müezzinin, dokunaklı sesiyle müminleri yalvarırcasına duaya çağırdığını duyduğunuzda Doğu'nun sihrine eriyorsunuz.