Arama

Distopya edebiyatının en iyi 15 kurgusu

Distopik romanlara olan ilgi, her geçen gün artıyor. Peki, bu ilginin sebebi bu korku dolu kurgunun gelecekte yaşanabilecek olma ihtimali olabilir mi?

  • 1
  • 15
Dava - Kafka (1925)
Dava - Kafka 1925

"Mantık istediği kadar sarsılmaz olsun, yaşamak isteyen bir adama direnemez. Hiç görmediği yargıç neredeydi? Hiçbir zaman ulaşamadığı yüksek mahkeme neredeydi?"

Dava distopik kurgusunda kendini zirveye taşımış, okudukça insanı girdaba sokan sürrealist izler taşıyan bir eserdir. Eser, sabah uyandığında kendisini sebebini bilmediği bir suç nedeniyle dava edilmiş bulan, Josef K'nın başından geçer. Kafka'nın eserlerinde olayların hiç beklenmedik şekilde gelişip ilerlemesi okuyucuyu bir rüyanın içine sokar. Çaresizliği doruklarınıza kadar hissedeceğiniz bu kitap, vatandaşlık haklarının hiçe sayıldığı, totaliter rejime eleştiri olarak yorumlanır. Nazi Almanya'sına dair bir "önsezi" düşündürtebilir. Sonu olmayan bu davada Kafka adalet sisteminin yozlaşmasını eleştiren bir eser yazmıştır. Eseri okurken, okuyucuya anlamlandırmak için büyük bir görev düşer. Eser 1962'de Orson Welles tarafından filme uyarlanmıştır.

TveK'dan satın almak için tıklayın...

  • 2
  • 15
Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley (1932)
Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley 1932

"Bu kadar bunca yakışıklı varlık varıp gelmiş buraya

Ne güzel şeymiş meğer insanlık

Böyle dünyalıları olan,

Yaşasın bu yaman, bu cesur yeni dünya."

Aldous Huxley'nin 1932 yılında yayımlanan Cesur Yeni Dünya, adını William Shakespeare'in 1611 tarihli Fırtına adlı eserinden alır. Ve Fordizm düşüncesinin eseridir. Üretim ve tüketimin adeta bir parçası haline gelen bireyler, metalaşarak kimliksizleştirilir. Bu sistemin bir ürünü haline gelir. Bu gelişen tüketim kültürü ve beraberinde getirdiği yabancılaşma duygusu insanlığın sonunu hazırlar. Bu şekilde devam ederse Cesur Yeni Dünya gerçek olacaktır. Teknoloji insanı o kadar köreltmiştir ki insan, sanatı, edebiyatı adeta unutmuştur. Otoriter yapı her yerde hâkimdir. Şöyle ki insanın doğumundan, ölümüne kadar her adıma müdahale etme hakkına sahiptir. İnsanların dünyaya doğarak gelmediği, her birinin bir kimlik, görevle kimliksizleştirildiği bir düzen vardır. İnsanları sürekli üretmeye ve tüketmeye teşvik eden bir sistem inşa etmişlerdir. Cesur Yeni Dünyalılar, tahrip olan ürünleri tamir etmek yerine yeniden satın almaya iten bir kitle kültürü haline gelmiştir. Düşünmek doğalarına aykırıdır.

  • 3
  • 15
Biz- Yevgeniy İvanoviç Zamyati (1920)
Biz- Yevgeniy İvanoviç Zamyati 1920

"Bu saçma bir soru. Sayılar sonsuzdur, en sonuncu sayı diye bir şey olamaz."

"Biz" romanı klasik ütopyalardan farklı bir eser olarak adeta kendini okuyucuya çeker. "Tekdevlet" kelimesi hiçbir ayrılığa müsaade edilmediğinden ayrı yazılmamıştır.

Romanın ismi, Zamyatin'in dünyasında birinci şahıs zamirlerinin ortadan kaldırılmasına vurgu yapıyor; "Biz", birinci çoğul şahısların zamiri olup, diğer zamirleri kaldırarak kimliksizleştirilmek için daha olanaklıdır. Eserde, entegral adlı uzay gemisinde çalışan D-503 adlı mühendisin tutmuş olduğu günlükleri okuyoruz. İnsan doğasından ve tabiatından zorla kopartılmış "Biz" kalıbına sokulan toplum, renksiz hissizdir. Ütopya sakinlerinin isimleri dahi yoktur, her insan bir sayı ile bilinir. Cam duvarlar arasında yaşayan insanların yaşamı sistem tarafından denetlenip adeta tek bir beden gibi verilen komutları yerine getirmekle yükümlüdür. Çünkü tek bir düşünce, tek bir doğru vardır. Toplumun teknoloji ve bilim konusunda geliştiği, hatta dünya dışına yolculuk yapmanın bile mümkün olduğu bir dünya vardır. Fakat bu dünya bir ütopya değil, karanlık ve korku bir ütopyadır. Zamyatin'in Ütopyasında idam yaygın olarak uygulanır. Eser ile Cesur Yeni Dünya arasında bir benzerlik vardır. Fakat Zamyatin'in distopyası Huxley'in kitabında bulunmayan politik yönü ile ayrılır.

TveK'dan satın almak için tıklayın..

  • 4
  • 15
Damızlık Kızın Öyküsü - Margaret Atwood (1985)
Damızlık Kızın Öyküsü - Margaret Atwood 1985

"Ancak, bu bir öyküyse, kafamın içinde bile, onu birine anlatıyor olmalıyım. Bir öyküyü sadece kendine anlatamazsın. Her zaman bir başkası vardır."

Distopya olarak nitelendirilen bu eserin içinde başka bir kavram ile karşılaşıyoruz: "Üstopya". Bu kavram, her ütopyanın içinde bir distopya olduğundan yola çıkar. Eserin, aslında rejime karşı bir eleştiri ve arayışı vardır. En temel haklarından biri olan yaşama hakkından bile mahrum bırakılmış, sadece doğurganlık potansiyeli yüksek olanların "damızlık" olarak komutanların evine alındığı ve diğerlerinin de yaşamak için hizmetçi olmak zorunda kaldığı bir grup kadının hikâyesini anlatır. Bu kadınların ise isimleri dahi yoktur. Eserde, Amerika'da askeri teokrasi hâkimdir. Seçme şansları olmayan bu kadınlar, zor şartlar altında hayatlarını sürdürmeye çalışırlar. Atwood, romanında distopyanın güçlü feminist yönünü ele alarak, eseri "feminist distopya" sınıfına sokar ve kadını bir meta olarak ele alır. Ayrıca kitap 2017 yılında diziye uyarlanmıştır.

  • 5
  • 15
Swastika Geceleri - Katharine Burdekin (1937)
Swastika Geceleri - Katharine Burdekin 1937

"O zavallı dişi ahmaklar, erkeklerin onlara dayattığı şeyleri neşeyle ve canı gönülden yaparlarsa, erkeklerin bir şekilde mantıklı davranmaya başlayıp onları sevmeye devam edeceklerini sandılar."

1937'de ilk baskısını yapmasına rağmen sesini pek duyuramamış olan eser, 80'lerden sonra yeniden edebiyat gündemine gelmiş bir distopya eseri oldu. Bu eseri de, Damızlık Kızın Öyküsü gibi feminist bir distopya romanı olarak adlandırabiliriz. Romanda süper güç olarak Nazilerin hegemonyasını görüyoruz. Dünyada sadece Almanlar ve Japonlar var ve bu iki devlet savaşmaz. İktidarda 100 yıl kalan Naziler yalnız faşist bir düzeni değil, aynı anda bir din haline getirdiği Hitler rejimini yaşatır. Hitler ve Almanlar dünya üzerinde kutsaldır. İnsanlar "Kan Soyu"na göre sınıflandırılır. Kadınlar, bu sınıflandırmaya göre hayvanların aşağısında kalır. Çoğu distopya eserinde olduğu gibi Swastika Geceri'nde de ana karakterin uyanış evresini görüyoruz. Eserin bu kadar ses getirmesinin bir diğer sebebi, yaşanabilecek en büyük zulümlerin en şiddetlisinin, kadınlara yapılacağını hiçbir olumlu öge göstermeyerek okuyucu ile paylaşıyor. Tecavüzün suç olmadığı ve "Teslimiyet Yaşı"na gelmiş kadının erkeklerin isteklerine boyun eğmek zorunda kaldığını görüyoruz. Kadınlar, erkek çocuğu doğurmakla yükümlüdür, kız çocuk doğuran kadınlar toplumda dışlanır. Eser, bir hiyerarşi çerçevesinde, kadınların kafeslerde yaşadığı bir dünyayı ele alarak toplumsal bilincin oluşum sürecini bizlere gösterir. Bu karamsar düzende sanat adına bir şey yoktur. Ve her şeyin yakıldığını öğrendiğimiz bu yönüyle hikâye, Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451'i aratmaz. Böylece geçmişlerini bilmeyen toplum aidiyetini unutarak, kendisine sunulanı kabul etmek zorundadır. 15 Ocak 2018'de yayınlanan "The Man in the High Castle" adlı dizi bu kurguyu sevenlere örnek olarak sunulabilir.

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN