İki dünya arasında dahi bir Virtüoz: Şerif Muhiddin Targan
Peygamberimizin otuz yedinci kuşaktan torunu, Safiye Ayla'nın eşi... Şerif Muhiddin Targan, üç-dört yaşlarındayken musikiye olan ilgisi onu Amerika'ya kadar götürmüş, tüm dünyanın tanımasına vesile olmuştu. Targan, Türk musiki tarihinin kaydettiği sayılı ud virtüozlarından biri; piyano ve çello gibi batı sazlarında usta bir icracı, bestekar olmakla beraber aynı zamanda bir ressamdı. Mehmet Akif Ersoy yakın arkadaşıydı ve ilk eserini ona ithaf etmişti. Ayrıca Peygamber aşığı bir şairin portresi yine peygamber torunu tarafından yapılacaktı.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Targan, Edebiyat Fakültesi mezunu olduğuna göre edebiyata da aşinaydı. Şerif Muhiddin, Mehmed Âkif'le muhtemelen İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra tanışmıştı. Eşref Edib'in anlattığına göre, Şerif Haydar Paşa bir gün oğullarının hocası İsmail Hakkı Bey'e, gıyaben tanıdığı ve şiirlerini büyük bir zevkle okuduğu Mehmed Âkif'le tanışmak istediğini söyler, bunun üzerine İsmail Hakkı Bey yakın dostlarından Âkif'i alıp Çamlıca'daki köşke götürür. Şerif Muhiddin, o gün udunu ilk defa dinleyen Âkif'i farklı mızrabı ve üstün tekniğiyle, âdeta büyülemiştir.
Böylece, birçok âlim ve sanatkârın uğrak yerlerinden biri olan Çamlıca'daki köşkün müdavimleri arasına giren Safahat şairi Şerif Muhiddin'i dinlemekten çok büyük bir zevk aldığını bir mektubunda bütün samimiyetiyle şöyle ifade etmişti: "Cedd-i muazzamınızın mukaddes nâmına yemin ederim ki hayatımda muhalled, maddiyattan mücer red bir zevk duydumsa onu sizinle geçen âlemlerde duydum."
Âkif, Şerif Muhiddin'i ömrünün sonuna kadar büyük bir dikkatle takip edecek ve başarılarıyla kendi başarısı gibi gururlanacak, hatta Gölgeler 'i, yani yedinci Safahat 'ı ona ithaf edecektir. Safahat' a almadığı, Şerif Muhiddin'e mektup olarak yazılmış "Şarkın Yegâne Dâhisine" başlıklı şiirinde, onu "biçare Şark'ın Şark'a küsmüş gitmiş evlâdı" olarak nitelendirir. "Bu vîran kubbe", yani dağılmış, paramparça olmuş şark ses verebilmek için yüksek bir figan istemektedir ve o figan sadece ve sadece "peygam berin fevka'l-beşer evlâdı"nın, yani Şerif Muhiddin'in ududur.
Âkif, Sanatkâr adlı şiirinde de Şerif Muhiddin'in sanatını tasvir ve Amerika'da verdiği konserlerindeki başarılarından söz eder.
Şerif Muhiddin, Türk musiki tarihinin kaydettiği sayılı ud virtüozlarından biri; piyano ve çello gibi batı sazlarında usta bir icracı, bestekâr olmakla beraber aynı zamanda bir ressamdı. Targan, sadece Mehmed Âkif'in değil, Abdülhak Hâmid'in de yakın dostlarındandı ve onun iki portresini yapmıştı. Bu portrelerden biri Topkapı Sarayı Müzesi'nde, diğeri İstanbul Üniversitesi Profesörler Kurul Odası'ndadır. Çoğu özel koleksiyonlarda bulunan diğer resimlerinden bazıları, 14 Şubat-1 Mart 1991 tarihleri arasında Emlak Bankası Sanat Galerisi'nde sergilenmişti.
Ressam Elif Naci, yakından tanıdığı Şerif Muhiddin hakkında yaptığı bir konuşmada, onun sadece büyük bir bestekâr ve icracı değil, aynı zamanda iyi bir ressam olduğunu söyledikten sonra şöyle devam eder: "Saatlerce müzik çalışmalarından sonra viyolonselinin yayını, udunun mızrabını bir yana koyarak dinlenmek için alırdı eline paleti, geçerdi şövalesi nin başına ve gönlünce boyardı tuvallerini. Notalarının yanında şerefli bir yer alan usta tabloları bugün huzurunuzda benim konuşmamı bekliyor, ama ben onları ne kadar anlatmaya çalışsam beceremem bu işi. Onlar, kendileri, daha büyük belagatle konuşuyorlar, onları dinleyelim (…)"
Musiki gibi resim sanatına da büyük ilgi duyan, hatta kızlarından Suat'a resim dersleri aldırtan Âkif'in Şerif Muhiddin'i ressamlığından dolayı ayrıca takdir ettiğinden şüphe edilemez. Rus ressam Feldman'ı da onun Çamlıca'daki köşkünde tanımış ve hiç çekinmeden poz vermişti.
Mehmed Âkif, portresini yapması için aziz dostuna poz vermiş olabilir mi? Bu portrenin fotoğraftan çalışılmış olma ihtimali de var. Gerçek olan şu ki Peygamber âşığı bir şairin peygamber torunu tarafından Avrupaî tarzda bir portresi yapılmıştır.