Arama

’e “” diye mektup yazmıştı

İsmet Özel’e “Merhaba Reis” diye mektup yazmıştı

Sonsuz bir düşünce gücüne sahip, ’nin kuyumcu şairi, yalnızlığın ve imgenin insanı , bugün 90 yaşında.

'Her yalnızlık biraz ihtilal' dizesiyle ruhumuza dokunan Türk şiirinin önemli ismi , 1928 yılında bugün doğdu. II. Yeni akımının getirdiği kurallara çok da uyum sağlamayan Edip Cansever, dizelerinde kendi deyimiyle "düşüncenin şiiri"ni işledi. Özellikle bilinçaltı unsurlara sıkça yer veren Cansever, ikinci yeni akımının soyut, anlamsız, rastlantısal kavramlarını reddetti ve bunların dışına çıkarak şiirlerinde 'toplumsalcı' bir anlayış benimsedi.

…Yalnızdır akşamı yok edilen bir subay
Bilinmez ürkütülmüş atları ne çok sevdiği
Her yalnızlık biraz ihtilal…

ROBESPİERRE

ÇAĞININ ŞAİRİ

İkinci Yeni akımının öncüleri arasında yer alan Edip Cansever, her ne kadar içinde de olsa bu akımın özelliklerini reddetti. İkinci Yeni'nin temel yönelimleri arasında sayılan soyutluluğu, anlamsızlığı, rastlantısallığı kabul etmeyerek, 'düşüncenin şiiri'ni savundu. Şiirin bireycilikten ve topluma sırtını dönmekten çok daha fazla önemi olduğunu vurgulayan Cansever, şiiri toplumla ilgi kurmak olarak tanımladı ve şiirde sürekliliğe dikkat çekti.

Düz yazının olanaklarından sınırsız biçimde yararlanan Cansever, dizeye işlev kazandırarak, diyalog ve iç monolog gibi tekniklerle kendine özgü ses, imge ve anlam düzenine ulaştı. Böylece insanı toplum içinde bir birim olarak ele aldı. Yalnız, sıkıntılı ve çaresiz bireyi ön plana çıkaran Cansever, "çağının şairi" olma konusunda önemli bir yer edindi.

…Ama sessizlikten başka ne bulmuşlar
Önemsiz bir iki anıdan başka
Ya insan kılığında ya da bir dekor taşkınlığında
Sorarım ne bulmuşlar
Çoktan yeni bir umuda dönüşmüştür onlar da
Anılar…

(BEN RUHİ BEY NASILIM)

"YA O YANGIN OLMASAYDI"

Edebiyata ilgisi çocukluk yaşlarında başlayan Edip Cansever'in ilk şiiri 1944 yılında Dergisi'nde yayımlandı. 1946 yılında İstanbul Erkek Lisesi'nden mezun olan Cansever, 'daki babasından kalan dükkânda halı ve antik eşya ticareti yapmaya başladı. Cansever, daha sonra lise çağlarında gençlik hevesiyle yazdıklarının yer aldığı ilk şiir kitabını "" adıyla 1947'de yayımladı.

Hayatının en önemli olayının 1954 yılında çıkan Büyük Kapalıçarşı Yangını olduğunu söyleyen Cansever, dokuz kitabını Kapalıçarşı'da, Sandal Bedesteni'ndeki küçük dükkânın asma katında bulunan çalışma masasında yazdı. Cansever bununla ilgili şöyle bir yorumda bulunur: "Bugün düşünüyorum da ya o olmasaydı?"

HAYDAR ERGÜLEN'DEN EDİP CANSEVER YORUMU

Şair, Haydar Ergülen, bir konuşmasında Kapalı Çarşı yangınının ardından yalnızca şiirle uğraşan şairi şaraba benzetir:

"Edip Cansever'in şiiri, durdukça, şişesinden taşıp kendi kıvamından hayata renk taşıyan eski şarap gibi. Hayata, kelimelere, anılara yepyeni anlamlar katan, onları kıvamına getiren hikmetli sözler gibi. Gibisi fazla, Edip Bey'in şiiri gün günden 'hislere tercüman' olan bir güzel duyu halinde hayatımıza yayılıyor. Kaç yıldır, kaç yazdır onun bir şiirini anmadığım pek az oldu."

ŞİİRLERİNİ İLK ÖNCE KARISI OKUDU

Edip Cansever, 1957'de yayımlanan "Yerçekimli Karanfil" adlı kitabıyla 1958 Yeditepe Şiir Armağanı'nı aldı. 1976'da yayımlanan "Ben " adlı kitabıyla 1977 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'nü alırken, 1981'de bütün şiirlerini bir araya getiren "Yeniden" adlı kitabıyla da 1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü aldı. Usta şairin 19 yaşındayken evlendiği karısı Mefharet Cansever, 39 yıl süren evlilikleri boyunca her daim ilk okuru oldu.

YERÇEKİMLİ KARANFİL

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.

İSMET ÖZEL ŞİİRLERİNİ OKUMASI İÇİN CANSEVER'E GÖNDERDİ

, 2006 yılında şiir serüveniyle ilgili Gerçek Hayat Dergisi'ne röportaj verirken, Edip Cansever'den de bahsediyor. Şiirlerini okuması için Cansever'e gönderdiğini ve sonucunda aldığı övgü dolu mektubu sürekli yanında taşıdığını anlatan Özel, bu heyecanını şöyle paylaşıyor:

"....Siyasaldayken Turgay Gönenç dördüncü sınıftaydı, ben birdeydim. Turgay, şiir üzerine konferanslar veren bir çocuktu. Ben de, resim kâğıdının pütürlü tarafına daktiloyla özenle yazılmış 5-6 şiirimi ona verdim ve 'şunlara bir bakıver' dedim. Ertesi gün geldi Turgay, kapıdan girince yanına gittim; 'Dersiniz ne?' 'Sosyoloji'. 'Boşver, girmesen de olur' dedi, beraberce 'sütunlu salon'a gittik. Baktım, benim o özenle yazdığım sayfalarda mısralar çizilmiş, bazıları daire içine alınmış, çok canım sıkıldı tabii.

İlk cümlesi şu oldu: 'Şiirlerini 'la okuduk. Mayası temiz dedi.' Ondan sonra; "Bugün Edip gelecek" dedi, "istersen sen de gel?" Edip Cansever İstanbul'da oturuyor, ben Ankara'dayım. Gitmez olur muyum? 'Kareli'de, saat bilmem kaçta…'

"SİZE ŞİİRLERİMİ GÖNDERECEĞİM"

Hayatımdaki önemli olaylardan birisidir o. 'Kareli' diye bir meyhane vardı. Ağabeylerimden subay olanı içki içerdi. Hepsi içerdi de, en çok o içerdi. Ona sordum, "Ne yapacağım ben şimdi?" O da dedi ki, 'Biranı alırsın, geçer bir yere oturursun…' Onun tarif ettiği üzere biramı aldım ve geçtim bir yerde oturdum. O ortamlara öyle yabancıydım ki, epey bir zaman sonra, gözüm meyhane ışığına alıştıktan sonra, onların zaten orada oturmakta olduklarını fark ettim.

O gün birkaç meyhane dolaştık. Mülkiyeliler Birliği'nde de ile karşılaştık. Ayrılırken, ben Edip Cansever'e, 'Size şiirlerimi göndereceğim' dedim. Dediğimi de yaptım. Edip Cansever'den heyecan ve övgü dolu bir mektup aldım. Mektupta diyordu ki "Bize şiirlerini gönderen çok olur, sanma ki herkese böyle sözlerle cevap veririm.' O mektup çok hoşuma gitmişti, hep yanımda taşıyor, çıkarıp okuyordum. Böylece, Edip Cansever'le yazışmamız başladı."

CEMAL'İN İÇ KONUŞMALARI

Bir şeyler çiziyorum buğulu cama -ben-
Cemal'in ıslak sesi
Kayıp gidiyor buğulu camda
-Bir sabah yağmurunun en küçük tanımıysa
Şu benim sesim-
Çizip çizip siliyorum sesimi
Birden odayla dışarısı birleşiyor
Ve birleşir birleşmez
Çıkarıp cebinden büyük aynasını gök
Bir istasyonda yolcularını bekleyen
İnsanlar gibi hafifçe gülümsüyor
Bana
Elimi sallıyorum içimden
Buruk içimden
Belli belirsiz.

"MERHABA REİS"

Edip Cansever, İsmet Özel'e yazdığı bir mektubun girişine "" ithamıyla başlıyor. Mektubunda, Özel'in anlatım biçiminden tutarak Alman yazarlara, Orhan Veli'ye, Eliot'a, Dostoyevski'ye ve son olarak da İkinci Yeni akımının eleştirisine değiniyor. Her zaman olduğu gibi imgenin önemine vurgu yapan ve "uyuşturucu" değil "karıştırıcı" olarak düşünülmesi gerektiğini söyleyen Cansever'in mektubunun tam metni şöyle:

"EDİP CANSEVER KENDİNE BİR FETİŞİZM ÜRETTİ"

İsmet Özel, başka bir röportajında, Ali Ural'ın; "Turgut Uyar için tutucu-gerici, Cemal Süreya için niteliksiz, Edip Cansever için ise fetişist demiştiniz zamanında. Bunlarda bir değişiklik var mı?" sorusuna şöyle yanıt veriyor:

"Turgut Uyar, tutucu- gerici saflarında yer almıştır. Bu günlerde bu çevreler onu çok tutuyor, hatta bana karşı kullanıyorlar. Cemal Süreya'ya göre ise folklorik şeylerle şiirin yükselmesi mümkün değildi ama kapitalizmin folklorunu daha sonra şiirlerinde kullandı. Bana göre bu niteliksizliktir. Edip Cansever, Batı edebiyat eleştirilerinin dogmalarını sarsılmaz kabul ederek, kendine bir fetişizm üretti. Bunları söylediğim yazının tarihi 1970'dir. 41 yıl geçmiş, şiirin avara kasnak olduğu buradan da anlaşılıyor.

NE GELİR ELİMİZDEN İNSAN OLMAKTAN BAŞKA

Bir oyun başka olamaz oyundan gibi
Bir söz başka olamaz sözden gibi
Bir şey başka olamaz bir şeyden gibi
Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

CANSEVER'İN İKİNCİ YENİLİĞİ

Edip Cansever, İkinci Yeni tartışmalarının henüz yoğunlaşmadığı bir dönemde, 27 Ocak 1957'de Pazar Postası'nın düzenlediği soruşturmaya verdiği yanıtta İkinci Yeni'nin Erdost'un verdiği isimlerce kuruluyor olduğunu ifade eder. Ancak, henüz yalnızca Erdost tarafından sözü edilen İkinci Yeni'nin, oluşturulmaya çalışılan "ilkelerini" kabul etmez:

"Bence 'İkinci Yeni' gene Erdost'un adını andığı ozanlarla kuruluyor. Ne var ki onları anlamsız şiirin çemberi içinde düşünmek yanlış bir yol. Can Yücel'in de belirttiği gibi bu yeni silkiniş, tilcik - görüt - anlam üçlemini çözecek ozanlarla kendini bulacak.

Beni inandıran şiirin, anlamı olan, kişinin şiir gereksinmesini karşılayabilen bir şiir olduğunu biliyorum. S. Birsel'in dediği gibi anlaşılmayana özel bir saygı beslemiyorum ben. Kelimeciliği, 'şiirin amacı bir şey söylemek değildir' fikrine karşıt olarak ele alıyorum. Anlamı mısra ve şiir kurulduktan sonra belirebilecek bir şiire, çalışma tarzına aklım yatmıyor."

Cansever, İkinci Yeni'ye bir akım niteliği kazandırmanın "ikinci bir yanılgı" olacağını ifade eder:

" İkinci Yeni'ye gelince, bu deyimi ilk ortaya atanlar, tutarsız bir anlayışı savunmak istemişlerdir; 'sözcüklerin rastlantısallığına', 'şiirin toplumsal bir görevi olmadığına' inandırmışlardı kendilerini. İşte bu yanlış görüş, bu yanlış tanıtma yüzünden 'İkinci Yeni' denen olguyu kimse benimsemek istemedi. Nitekim aynı düşünce önce yadırgandı sonra da çürütüldü. Çünkü hem anlam, hem de toplumsal öz bakımından yüklü, olgun, yeni bir şiire varıldı. 'İkinci Yeni'ye bir akım niteliği kazandırmak, ikinci bir yanılgıya düşmek olur. O, değişik şairlerin, değişik kişilikler kurduğu bir yenileşme alanıdır olsa olsa."

SON AKIMLARIN PEŞİNDEN KOŞAN ŞAİR

Asım Bezirci'nin belirttiğine göre Cansever kendi yaşantılarını anlatmaktan ziyade, 'başkalarını izleyen', daima yeni görmeye çalışan, bunun için de durmadan son akımların peşinde koşan bir şairdir. Yerçekimli Karanfil adlı kitabında parçaların çoğunda, her mısrada bir tuhaflık yapma ve orijinal görünme merakı, şaire bütünlüğü kaybettiriyor.

1956 yılında yapılan bir söyleşisinde şiir yapmak toplumla ilgiler kurmaktır en önce" der Edip Cansever.

"Düşüncenin şiiri"ni bulmak, başka bir deyişle, şiirde düşünceyi gizlemek yerine, onu açığa çıkarıp estetik hazza bu yoldan ulaşmayı denemek, Edip Cansever'in bütün yaşamı boyunca önemsediği tutumlardan biridir. Güzelliğin düşündürücü olduğunu savunan Cansever, "şizofrenik dil"den ve bilinçdışının diğer olanaklarından yararlanması bir yana, şiirde "düşünsel-ussal bir ölçü" aramış, birçok yazısında bunun gerekliliğini vurgular.

"Çünkü her biçimli söz, aynı zamanda bir özü de kapsayabilir. Oysa düşünü şiiri, özcü dediğimiz şiiri de kapsayabilecek bir bütünlüğün, bir güçlülüğün şiiridir. Politik kaygılar, ama salt bu kaygılar, yeni şiirin ustalarını [Birinci Yeni şairlerini] sınırlamış, bir bakıma iğdişlemiştir. Çünkü onlar özcülüğü bir aşama değil, amaç olarak bellemişlerdir. Böylece tek yanlı olmaktan kurtulamamışlar; yani politik anlayışlarını da kavrayacak bir bütünlüğe erişememişlerdir."

BİLİNÇALTINI KUSURSUZCA İŞLEDİ

Bireyin psikolojik yapısını şiirlerinin karakteristik özelliklerine yansıtan Cansever, "", "Otel", "Mendilimde Kan Sesleri", "Ben Ruhi Bey Nasılım", "Manastırlı Hilmi Bey‟e Mektup(lar)", "Cemal‟in İç Konuşmaları", "Seniha‟nın Günlüğünden" ve "Ester‟in Söyledikleri" isimli eserlerinde bu özelliğini kullandı.

Umutsuzlar Parkı'nı psikolojik yapısına iyi bir örnek olarak gösterebiliriz:

UMUTSUZLAR PARKI

Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü
Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum
Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
Değişmek
Biri mi öldü, bir mi sevindi, değişmek koyuyorlar adını
Bana kızıyorlar sonra, ansızın bana
Kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
Ve geçilmiyor ki benim
Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.

FAZLA ŞİİRDEN ÖLDÜ, EDİP CANSEVER

Hayatını imge dünyasında ve dizelerin içinde yaşayan Edip Cansever, 28 Mayıs 1986 tarihinde İstanbul'da yaşamını yitiriyor. Bize de Edip Cansever'in ardından bu dizeler kalıyor. Edip Cansever için belki de söylenebilecek en güzel dizeyi Cemal Süreya söylüyor:

"Yeşil ipek gömleğinin yakası

Büyük zamana düşer

Her şeyin fazlası zararlıdır ya

Fazla şiirden öldü Edip Cansever."

Edip Cansever'in yayımlanmış aynı adlı, en kapsamlı eserinden "Sonrası Kalır" şiiri…

SONRASI KALIR

Ne kalır ne kalır
Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
On çizik, on çentik, on dudak izi
Bir çay bardağında on dudak izi
Aşklardan sevgilerden
Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
Bir de bu kalır.

Ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır
Asıl bu kalır…

TOMRİS UYAR'LA KIRGINLIKLARI

Yıllar geçer, Tomris Gedik artık Tomris Uyar olmuştur. Edip Cansever'in subay arkadaşı Turgut'un eşidir Tomris. Cansever'in eşi, Mefharet Hanım'ın da dâhili olduğu görüşmeler başlar; Çin ruleti, Çiçek Pasajı, Karaköy'de enginar… İki aile arasında müthiş bir dostluk başlamıştır ki bir gün Turgut'la Tomris ayrılacaklarını söylerler. Katiyen karşı çıkar Cansever, maddi sebeplerden olacağını düşünmüş olacak ki maddi yardımda bile bulunmayı teklif eder ama aralarında o bağ çoktan kopmuştur. Süleymaniye Adliyesi'nde boşanma davası görülür ve tek celsede boşanırlar. Davadan sonra üçü birlikte ayrılırlar adliyeden ve Kadıköy vapuruna binip gider Tomris. "Nereye" diye sorar Cansever ama yanıt alamaz. Aslında gittiği yer, Cemal Süreya'dır. Cansever o günler için şöyle söyler: "Tomris, Cemal Süreya'ya aslında iki sene evvel Çiçek Pasajı'ndaki bakışlarıyla gitmişti."

11 Mart 1983'de Tomris, Sandal Bedesteni'ndeki dükkâna gelir. Aslında Cansever, kendi için yok dedirtir ama sorgusuzca çıkar Tomris asma kata. Kapalıçarşı kapanana kadar konuşurlar. Bir ara daktilonun mürekkebini ister Mustafa'dan. Mustafa, hemen yukarı çıkıp mürekkebi götürür, Cansever alelacele değiştirir ve biriken müsveddeleri de atar çöpe. En aşağı altı saattir asma katta bulunan Cansever'in neler yazdığını merak edip çöpten alıp bakar Mustafa. Yazılanların üzerinde çokça düzeltilmiş, çalışılmış bir şiir vardır. Anlam veremez önce. Çok sonradan anlar ki, Tomris Hanımın Cansever'e doğum günü için zorla yazdırdığı; "Ben buradayken bu şiiri yazmazsan ikimiz de buradan çıkamayız" dediği "Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir" isimli şiirdir.

"Bir kıyıya bakarken, bakarken ki ağlayan yüzünle" mısraını Tomris'in Cerrahpaşa'daki o baygın haline, "Yok bir yanıtın 'nereye' diyenlere" mısraını ise adliye çıkışı Kadıköy vapuruna binip gidişine yazmıştır.

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç

Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de

Bir kıyıya bakarken, bakarken ki ağlayan yüzünle

Ve yarışırsa ancak Monet'nin

Kadınlarına yaraşan giysilerinle

Gördüm de

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde

Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde

Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında

Öyle kısaydı ki adımların

Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle

Ölçülür ve denk düşerdi ancak

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

Yok bir yanıtın "nereye" diyenlere

Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın

Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere

O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun

Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden

Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki

Hani Etiler'den Hisar'a insek bile

Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın

Çok yaşında her zamanki çocuksun gene

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

Mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar

Mutfağın mutfak olalı böyle

Bir adın vardı senin, Tomris Uyar'dı

Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene

Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma

Oysa güneş pek batmadı senin evinde

Söyle

Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.

1994 yılında bir radyo programında Radyocu Nigâr Hanım, Tomris Uyar'a Edip Bey ile ilgili bir şeyler sorar. Tomris Uyar ise "bir şiir yazılırken yara olmuştur Edip" diyebilir sadece.

TÜM ESERLERİ

ŞİİR: İkindi Üstü (1947), Dirlik Düzenlik (1954), Yerçekimli Karanfil (1957), Umutsuzlar Parkı (1958), Petrol (1959), Nerde Antigone (1961),Tragedyalar (1964), Çağrılmayan Yakup (1969), Kirli Ağustos (1970), Sonrası Kalır (1974), Ben Ruhi Bey Nasılım (1977), Sevda ile Sevgi (1977), Şairin Seyir Defteri (1980), Yeniden (bütün şiirleri, 1981), Bezik Oynayan Kadınlar (1982), İlkyaz Şikâyetçileri (1984), Oteller Kenti (1985).

DÜZYAZI: Gül Dönüyor Avucumda (Ölümünden sonra 1987) Şiiri Şiirle Ölçmek

Son olarak da Edip Cansever'in aramızdan hiç gitmeyeceğine atıfta bulunarak "Gidemeyiş" şiirini hatırlayalım:

GİDEMEYİŞ

Güz ve kış ve ilkbahar geçti
Yaz çarçabuk geçti
Hepsi tekrar tekrar geçtiler
Bu bana uzun geldi

Gecem avurtlarım gibi çöktü
Ve çöktüm
Sabahım, sabahlarım
Kabından taşan sütler gibi büyüdü
Ve taştım
Gün güne taşındı, yıl yıla
Gitmedim, gidemedim

Ki dedim
Bana söz vermeliydi biri
Sesi uzaklardan gelen
Görünmez yıllarla ilgili.

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN