Arama

Polisiyenin zarif suç avcıları dedektifler

Polisiyenin zarif suç avcıları kadın dedektifler

Suçluların peşinde, aklın ön planda olduğu meslek olan dedektifliği kurgulamış edebiyat, zeki suç avcıları ve onların öyküleriyle okuru heyecana sürükler. Zamanın değişimi kahramanları da değiştirmekteydi. Artık, dünya üzerinde “Kadınlar her mesleği yapamaz.” algısı değişmişti. İşte edebiyattaki dedektifler…


"Düzensizliğin düzene kavuşturulması, düzenin yeniden düzensizliğe dönüşmesi, irrasyonelliğin rasyonelliği yerinden etmesi, irrasyonel altüst oluşlardan sonra rasyonelliğin yeniden sağlanması" ifadesiyle Mandel, polisiye romanın ideolojisini açıklar.

Edgar Allen Poe'nun 1841 tarihli Morg Sokağı Cinayetleri, dedektiflik türünün ilk hikâyesi olarak kabul edilir. Poe bu öyküde acımasız olduğu kadar esrarengiz biçimde işlenen iki cinayeti çözmek üzere amatör bir olan Monsieur C. Auguste Dupin karakterini yarattı. Dupin karakteri, Poe'nun 1842 – 43 yıllarında yayınladığı Mystery of Marie Roget ve 1845'te yayınladığı Purloined Letter adlı kitaplarında da karşımıza çıkacaktı. Bu Dupin üçlemesiyle Poe, kendi başına ayrı bir tür olarak polisiye romanının bugüne kadar değişmez olarak alan ana çerçevesini oluşturdu.

Poe'nun da içinde yer aldığı klasik polisiye romanlarında suç, hukukun ve toplumun normal düzeninin aksamasını temsil eder. Dedektif, bozulan düzende suçu çözüme kavuşturarak düzenin yeniden tesis edilmesine hizmet eder.

İNGİLTERE VE SUÇ ÜZERİNE EĞİLEN EDEBİYAT

Kent soylu İngiliz için sorun mal ve varlık paylaşımıydı. Öte yandan mal ve varlık, toplumsal ve siyasal düzenin temelini oluşturuyordu. Kent soylu açısından, varlığını ve erkini sürdürebilmesi için alması gereken en önemli önlem, malını korumaktı. Güvenlik anahtar sözcük duruma geçmişti. Bu gelişmelere paralel olarak Sanayi Devrimi ile 'de suç üzerine eğilen edebiyat yaygınlaşmaya başlamıştı.

Aşağı sınıfların suçlu haline getirilmesi, daha ucuz Anglo-Saxon dedektif romanlarının özel bir yanıyken, yirmilerin ve otuzların klasik polisiye romanlarında (örneğin 'nin romanları) da orta sınıfa ait ve hatta zengin katillere rastlamak da olağandışı değildi. Burada anahtar nokta, katilin sınıf kökeni değil, topluma uyumsuz bir kimse olarak, hakim sınıfın normlarını çiğneyen ve işte bu nedenle cezalandırılması gereken bir "çıkıntı" olarak sunuluşuydu.

İngiltere'de polisiye romanın Altın Çağında (1920-1940) Agatha Christie'nin Bayan karakteri, Mary Roberts Rinehart'ın Hilda Adams karakteri gibi çok bilindik dedektif kahramanlar bulunmasına rağmen, pek çok kadın yazar (Dorothy Sayers, Ngaio Marsh, Gladys Mitchell) ünlü dedektif karakterlerini erkek karakterlerden yaratmıştı. Altın Çağ'ın yazarları suçun soruşturulmasında kendi dönemlerinin sosyal problemlerini yazınlarına katmamışlardır.

Altın Çağ ile birlikte dedektiflik yazınında özellikle kadın yazarlar ağırlığını vurmuştu. Bu dönem yazarlarında dedektif hikâyesi rasyonel, bilimsel bir oyun olarak görülmekteydi. Hikâye kurgusu, düzenin temin edilmesiyle sonuçlanan mantıksal bir bulmacaya oturtulur, okuyuculara gerçeklikten kaçma duygusu uyandırtırdı. Dolayısıyla İngiliz dedektif hikâyeciliği orta ve üst sınıftan okuyucu kitlesine seslenirdi.

AMERİKA'DA POLİSİYE

Amerikan polisiye edebiyatında, Anna Katherine Green'in yarattığı Amelia Butterworth karakteri amatör kadın dedektiflerin öncüsü olmuştu. Green, kadın anlatıcıları ve kahramanları konu edinerek ezilen kadınlardan ve adaletten yana karakterler yarattı. Kadın hareketi ve Amerika ve Avrupa'da feminist hareketin birinci dalgasıyla kadınların konumu değişmeye başlamıştı.

Dedektiflik mesleği bağlamında Amerika'da 1891'de ilk defa bir kadın, Chicago polis departmanında çalışmaya başladı. Dedektif hikâyelerindeki toplumsal cinsiyet kategorileri profesyonel yasal uygulamaların tarihine de bağlı. 1972'nin sonuna dek Amerika'da kamuda görevli federal ajanların ve polislerin sadece %1' i kadındı.

AMERİKA VE HARD-BOİLED DEDEKTİFLİĞİ

Toplumun bozulan düzenini yeniden sağlamaya çalışan klasik dedektiflik yazınının gelişimine paralel şekilde 20. yüzyılın başında Amerika'da hard-boiled dedektiflik geleneği ortaya çıkmıştı. İngiltere 'nda kadın yazarlar ses bulmuşken, hard-boiled dedektif romanlarının gelişiminin başında Dashiell Hammett, Raymond Chandler gibi erkek yazarlar bulunmaktaydı.

Bu gelenekte, anlatıcının profesyonel olarak özel dedektiflik yapan bir erkek olması, yalnız çalışması, ödün vermeyen tutumu, sadece birkaç insana güveniyor olması, kent yaşamında sıkça suç işlenen yerlerde bulunuyor olması ortak özellikler olarak görülebilir. Hard-boiled dedektiflik yazınında; bekâr, zorlu ve maço erkek dedektif karakter ağırlık kazanmıştı. Kadınlar bu türde ilk başlarda sekreter, kurban ya da baştan çıkaran kadın rollerinde yer almışlardı.

1970'lere kadar tasvir edilen amatör kadın dedektif karakteri çoğunlukla gerçek dedektiflerin yardımcılığını yapan, meraklı, her şeye burnunu sokan, evde kalmış karakterler olarak tasvir ediliyordu. Özellikle erkek yazarların öncülük ettiği hard-boiled geleneği, 1970'lerin sonunda , Linda Barnes, Sara Paretsky gibi kadın yazarlarla değişmeye başlamış, dedektiflik türünde kadın bakış açısı görünürlük kazanmıştı.

1970'lerin sonu ve 1980'lerin başında Amerika'da kadın dedektiflik yazınında ataerkilliğe boyun eğmeyen modern kadın dedektif figürlerinin ortaya çıkışı, toplumdaki kadın hareketi ve ikinci dalga feminist yaklaşımla da ilgili görülebilir.

TÜRK EDEBİYATINDA POLİSİYE

'de ise polisiye türünün tarihi ile başlar. II. Meşrutiyet sonrası, türü hem çeviri hem telif eser olarak yoğunluk kazanmıştı.

II. Meşrutiyet sonrası "onparalık öyküler" olarak adlandırılan polisiye yazını düşük eğitim seviyesine sahip okuyucuya hitap eden, az sayfalı, haftalık olarak basılan aynı kahramanın başından geçen hikâye serileriydi.

Cumhuriyet döneminde polisiye roman çevirilerine devam edilmişti. Agatha Christie'den yapılan ilk çeviri 1936 yılında Şark Ekspresi'ydi.

1950'li yıllarda polisiye romanlarda çeviri sayısında artış yaşanmıştı. Kemal Tahir F.M takma adıyla telif Mike Hammer romanları yazmıştı. 1950'li yılların ortalarında casusluk romanları yazıldı. Türkiye'de polisiye edebiyat 1980'lerden sonra ve özellikle 1990'lı yıllarda gelişerek nitelikli polisiye romanları görülmeye başlandı. Ahmet Ümit, Celil Oker, Birol Oğuz ve Osman Aysu'yu nitelikli polisiye türünün örnekleri arasında sayılır. Bu dönem Pınar Kür, Nihan Taştekin, gibi kadın yazarların eserleriyle polisiye kitaplarında artış görüldü.

MESLEKLERİN BAŞINDAKİ "KADIN" ÜNVANI

Kadın pilot, kadın çiftçi, kadın madenci, kadın dedektif gibi isimlerinin başına, adeta bir ünvan imiş gibi iliştirilen 'kadın' terimi, aslında toplumda bu mesleklerin bir kadın tarafından yapılmasının ne kadar sıra dışı olarak görüldüğünü gösterir. Genellemelerde bir doğruluk payı olduğundan yola çıkılırsa, bazı kurgu türlerinin diğerlerinden daha fazla belli bir cinsiyete hitap ettiği görülür. Örneğin kadınlar daha çok duygusal romanlar yazmaya ve okumaya eğilimlilerken, kovboy veya macera kitapları tipik olarak erkek yazar ve okurları cezbetmektedir. Buna karşılık her iki cinsiyetin de sevdiği ve tutkuyla bağlı olduğu türün polisiye kurgu olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Suç edebiyatı tarihine bakıldığında, kadın yazar ve kurgu dedektiflerin, erkek meslektaşları kadar uzun bir geçmişleri olduğu kabul edilir. Dupin 1841 ve Sherlock Holmes 1887'de ilk kez okuyucunun karşısına çıkarlarken, 1864 yılında erkek yazarlar tarafından da olsa, iki ayrı kadın dedektif tiplemesi yaratıldı. Bunlar Andrew Forrester tarafından kaleme alınan Mrs. G (muhtemelen Gladden) ve altı ay kadar kısa bir süre sonra basılan, William Stephens Hayward'ın yazdığı Mrs. Pascal'dır. Her ikisi de İngiliz polisi için çalışırken, Mrs. G adını ve medeni durumunu gizli tutar, arkadaşlarına bir dedektif olduğunu göstermez ve mantıksal ve pratik tespit yöntemlerini kullanır. Mrs. Pascal ise para kazanmak için bu işe atılmış, kırk yaşlarında, silah taşımaktan korkmayan pek cesur bir dul kadındır. Bu kadınlar tamamıyla gerçeküstü bir kimlik taşırlar zira kadın polis kavramının hayata geçmesine daha bir yirmi yıl kadar süre vardır.

Literatürde Forrester ve Hayward'ın başkahramanları en erken kurgu kadın dedektifler olarak geçmesine rağmen, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyılın gotik romanlarına bakıldığında daha eski öncülleri olduğu görülür. Ann Radcliffe tarafından yazılan The Mysteries of Udolpho (1794) gibi gotik metinlerde kadınlar genellikle suç mağduru ve tutsak olarak tutulurlar, fakat sonunda zafer kazanmak için ilkel dedektif yöntemleri kullanarak kaçarlar. Yine bu ilkler arasında Catherine Crowe'un, kardeşinin katilinin peşindeki bir kadın hizmetkârı yazdığı Susan Hopley (1841) ve Wilkie Collins'in arkadaşının çözmeye çalışan bir kadını anlattığı The Diary of Anne Rodway (1856) yer alırlar.

The Dead Letter (1867) eleştirmenlerce bir kadın tarafından yazılmış ilk tam uzunlukta polisiye roman olarak kabul edilir. Seeley Regester'ın romanını bitirmek iflah olmaz ve son derece sabırlı polisiye okurları için bile müthiş meşakkatli geçer. Zira birkaç yüz sayfalık romanda yok yoktur; Brooklyn'den Meksika'ya kadar uzanan bir soygun ve cinayet, amansız bir kovalamaca ve gayri meşru bir ilişkinin öyküsünün kahramanları azımsanmayacak kadar çok sayıda. Reddedilmiş bir talip (ilki elbette öksüz ve yoksul), hemen arkasından bir başka reddedilmiş talip, bir çocuk müneccim, gizli sevdaya tutulmuş bir terzi, ahlaksız bir kimyager, aynı adama aşık iki genç kız kardeş, despot bir baba ve niceleri, kendini bu davaya adamış, zengin, dolayısıyla bedavaya çalışan bir polis memuru tarafından ancak iki yıl sonra bir salonda bir araya getirilerek çözüme ulaşılır.

Toplumsal cinsiyet açısından bakıldığında, Seaman İngiliz ve Amerikan yazarların polisiye romanlarında kadın dedektiflerin görülmelerinin II. Dünya Savaşı yıllarına rastladığını; öte yandan resmi polis soruşturma yöntemlerini uygulayan erkek dedektiflerin aksine, bu dönemde kadın dedektiflerin yürüttükleri soruşturma süreçlerinin köşklerin ev içi alanları ve genellikle salonla sınırlı olduğunu belirtir.

DÜNYADAKİ "KADIN" DEDEKTİFLER

Kadın dedektifler denilince akla ilk gelen kahraman, Agatha Christie'nin Jane Marple'ıdır. Küçük bir köyde yaşayan, örgü örmeyi çok seven, çevresindeki dedikodulara kulak kabartan bu taşralı yaşlı kız, tek silahının konuşmak olduğunu söyler. İnsanlarla çene yarıştırarak, resmî polislerin anlamakta başarısız kaldıkları ipuçlarını ve kanıtları yorumlayarak suçluyu ortaya çıkarır.

de düşüncelerini kullanarak suçluyu ortaya çıkaran kadın dedektiflerdendi. O da Bayan Marple gibi meslekten gelen bir polis veya özel dedektif değil. Elizabeth Peters'ın bu kahramanı, Mısır'daki antik kazı yerlerinde dolaşır ve genelde arkeoloji dünyasındaki suçlar üzerine yoğunlaşır.

Sue Grafton'ın Kinsey Millhone'u daha ziyade sigorta, kaçakçılık ve sahtekârlık olayları üzerinde çalışır. Başına buyruk, çocuksu bir karakterdir. Jane Marple'ın olgunluğu, Amelia Peabody'nin entellektüelliği onda yoktur. Tipik bir Amerikan polisiyesi kahramanı gibi pragmatisttir. Aynı özelliği Val Mc Dermid'in özel dedektifi Kate Branigan'da da görürüz.

Tami Hoag'ın Elena Estes'i çizgi dışı bir kahraman. Ruhsal sorunlarıyla boğuşur, erkek polisler tarafından sürekli dışlanır. Bir suçlunun peşindeyken sadece beyin gücünü kullanmaz. Karşısına çıkanları hırpaladığı da olur.

Kadın dedektifler içinde en popüler olanı, televizyon dizisinin de etkisiyle, Jane Rizzoli'dir. Tess Gerritsen'in Boston Polis Teşkilatı'nda görevli bu kahramanı, arkadaşı adli doktor Maura Isles'la tehlikeden tehlikeye atılır.

Nora Roberts, kadın dedektiflerin serüvenlerini geleceğe taşıyan bir yazar. Kahramanı Teğmen Eve Dallas'ın maceraları, 2058 yılının New York'unda geçer ve bilim kurgu edebiyatının özelliklerini de taşır.

İngiliz polisiye yazarı P.D. James'in Kadınlara Göre Değil adlı romanının başkahramanı, özel dedektif Cordelia Gray'dir. Cordelia, dedektifliğin kadınlara göre bir iş olmadığı yönündeki baskılara maruz kalsa da bildiği yoldan dönmez ve dedektifliğin kadınlara göre de bir iş olduğunu ispat eder.

HEM TÜRK HEM KADIN DEDEKTİFLER

Polisiye edebiyatımızda da kadın dedektiflerle karşılaşırız. Çağan Dikenelli'nin karakteri bunlardan biridir. Gözü, kulağı her yerde olan ve sık sık şirretleşen bir kahraman.

Esra Türkekul'un Kapalı Çarşı Cinayetleri'ndeki turist rehberi karakteri Berna, dertleriyle, sorunlarıyla içimizden birisi.

Sibel Köklü'nün Rüya Keskin'i ve Verda Pars'ın Misli Perin'i gibi asıl mesleği gazetecilik olan dedektiflerimiz de var. Bu kahramanlar, suçu aydınlatmaya bireysel çabalarla girişirken Piraye Şengel'in kahramanı, Ayçöreği Dedektiflik Bürosu dedektifi Azade, ortağı Servet'le çalışır. Ayşe Erbulak'ın Hafiye Karılar üçlemesinden Meral ve Zeynep karakterleri de çözümü birlikte ararlar.

Okuyucu, kadın dedekiflerin egemen olduğu dünyaya nüfuz edebildiği takdirde dedektifliğin kadınlara göre bir iş olduğunu kolayca anlayabilecek.

Ebüssüreyya Sami'nin Amanvermez Avni dizisinde dedektifimizin sevgilisi Levantan kökenli Karolin, Ölü adlı novellada bir kalpazan çetesini yakalamakta önemli bir rolü üstlenir.

İskender Fahrettin Sertelli'nin Şeytan Hadiye'sinde 1928 yılında Behlül Dânâ takma adıyla bir kadın dedektifine Londra'da maceralar yaratır. Bu dizinin kahramanı Şeytan Hadiye'dir.

Server Bedi takma adıyla yazan Peyami Safa polisiye edebiyatımızda kadın dedektiflere baş rolü veren ilk yazarlardan. Çekirge Zehra ve Tilki Leman onun en ünlü kahramanı Cingöz Recai'nin paralelinde tiplerdi. Aslında 'on paralık' öykü formatında olan hikayelerde kadın olması pek rastlanan durum değildir. Bu nedenle yazarın bu iki kadın dedektif özel bir ilgiyi hak eder.

Ahmet Mithat Efendi'nin "Dürdane Hanım" eserinin dedektif kahramanı, Ulviye Hanım, erkek kılığında Acem Ali Bey ismiyle 'da istediği gibi dolaşmasıyla başlar. Ahmet Mithat Efendi, Ulviye karakteriyle sadece kadın bir araştırmacı yaratmaz, ayrıca onu birçok erkeği tek başına kuvvetiyle alt edecek güçlerle donatmıştır.

Son yılların en önemli kadın dedektif kahramanıysa Esmahan Akyol'un yarattığı Kati Hirşel'dir. 2001'de yarattığı yayımlanan ilk romanı Kitapçı Dükkânı'yla tanıştığımız Kati, İstanbul Kuledibi'nde polisiye kitaplar satan bir dükkan sahibi ve İstanbul aşığı bir Almandır. Kati Hirşel serisi Kelepir Ev, Şüpheli Bir Ölüm ve Tango İstanbul ile devam eder.

Bir diğer amatör dedektifimiz Melek Teyze ise Çağla Dikenli'nin Kör Fahişe Bıçağı romanıyla karşımıza çıkar. 2006 yılında karşımıza çıkan bu hikaye, yine aynı yıl Yürek Söken Cinayetler'i takip eder. İstanbul Beyoğlu'nda yaşayan Melek Teyze, polisiye olaylara meraklı ve son derece de yeteneklidir.

(Derlenmiştir.)

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN