Arama

Umutsuzluğun içinden çıkan Kafkavari sanat

Umutsuzluğun içinden çıkan Kafkavari sanat

Öldükten sonra hak ettiği değeri ancak görebilen , dünyanın karmaşıklığı karşısında insanın umutsuzluğunu güçlü bir biçimde yansıtan eserlerinin en çarpıcı yanı, sadelik ötesinde, gerçekdışı ve esrarlı bir dünyanın saplantısı arasındaki çekişmedir. Kafka’nın sanatı, aslında hiçbir sözlüğün tanımına sığmaz...

"Yeryüzündeki 38 yıllık yolculuğumdan sonra bir dönemeçte sana rastlıyorum ve bu geç gelen hiç beklemediğim karşılaşma sonrasında ne yapacağımı bilmez şaşırıp kalıyorum…"

''Müzik olmasaydı, hayat bir hata olurdu.'' diyen Nietzsche, müziğin eşsiz gücünü düşünen ünlü öncülerden biridir. İki nesil sonra ise güçlü duyuruları ve toplumu aydınlatma yeteneğine sahip bir başka yazar Franz dünyaya geldi. der ki: "İçimizdeki donmuş deniz için bir balta olmalı." Bunu en iyi yapabilecek şey müziktir. Müzik insan iletişimin ve kendini ifade etmenin en eski zamanlardan beri uygulandığı arketipik ve ilkel aracıdır. Bugüne kadar her kültür, bir çeşit müzik yaptı.

Genç şair Gustav, Kafka ile Prag'da yaptığı sohbetleri aktardığı anekdotlarından oluşan ''Kafka ile Söyleşiler'' eserinde Kafka'nın Gustav'a bir nasihatini görürüz. Kafka Gustav'a şunu söyledi:

''Müzik, ruhun sesidir, öznel dünyanın doğrudan sesidir.''

Bir sonraki konuşmada, Gustav, akıl hocasıyla birlikte ''Sessizlik Müziği'' başlıklı kısa bir öyküsü paylaştığı zaman, Kafka, müziğin ruha tesirini ayrıntılandırdı :

''Yaşayan her şey akıldır. Yaşayan her şey ses çıkarır. Ama sadece bir parçasını algılıyoruz. Kanın dolaşımını, vücut dokularımızın büyümesini ve çürümesini, kimyasal süreçlerimizin sesini duymuyoruz. Ama bizim hassas organik hücrelerimiz, beyin ve sinirlerin ve cildin lifleri bu duyulmaz sesleri algılar. Çevrelerine tepki olarak titreşirler. Bu müziğin gücünün temelidir. Bu derin duygusal titreşimleri serbest bırakabiliriz. Bunu yapmak için, belirleyici faktörün kendi içsel ses potansiyeli olduğu müzik enstrümanlarını kullanıyoruz. Yani belirleyici olan sesin gücü veya ton rengi değil, onun gizli karakteri, müzik gücünün sinirleri etkilediği yoğunluktur.''

Başka bir sohbette, müzik ve şiir arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ele aldı. Kafka, Gustav'e şöyle dedi.

''Müzik yeni, daha incelikli, daha karmaşık ve bu nedenle daha tehlikeli zevkler yaratır… Ama şiir, zevklerin vahşi yönlerini açıklığa kavuşturmayı, entellektüelleştirmeyi, arındırmayı ve dolayısıyla onları insancıllaştırmayı amaçlar. Müzik duyusal hayatın bir çarpımıdır; öte yandan şiir disiplini ve onu yükseltir.''

''Benim için müzik daha çok deniz gibidir… Aşırı güldüm, korkmuş, büyülendim, korktum ve korkuyorum ki, sonsuzluktan çok korkuyorum. Ben aslında kötü bir denizciyim.''

Gustav babasının müzik hakkında vetosunu bırakıp, kendi başına babasının isteklerine itaat etme ve tutkusunu sürdürme hakkında düşünür. Kafka, soruyu sanatçıların neden sanat yaptıklarına dair daha geniş bir meditasyona dönüştürür:

''Kişinin kendi kafasını kullanmak genellikle onu kaybetmenin en kolay yoludur… Tabii ki, eğitim müziğinize karşı hiçbir şey söylemiyorum. Aksine! … Tek güçlü ve derin tutku, akıl testine dayanabilenler… Her sanatın arkasında bir tutku var. Bu yüzden müziğiniz için savaşıyor ve acı çekiyorsunuz… Ama sanatta her zaman böyle. Kazanmak için kişinin hayatını atması gerekir.''

Başka bir konuşmasında, konuyu yeniden gözden geçirir ve sanat kurbanlarını dini adanmışlığa benzetir. Simone Weil'in "Dikkatin en cömert ve en saf cömertlik biçimi ve en yüksek derecesine götürüldüğü, dua ile aynı şey olduğu" iddiasını çağrıştıran bir düşünce olmasaydı başka ne sanattır? Bunun üzerine Kafka, Gustav'e şöyle dedi:

''Dua ve sanat iradenin tutkulu eylemleridir. Birisi iradenin normal olasılıklarını aşmak ve geliştirmek ister. Dua gibi bir sanat, karanlığın içinde uzanmış bir eldir ve ona hediyeler kazandıran bir el haline dönüştürecek bir zarafet dokunuşu arar. Dua, kendi varoluşunun kırılgan küçük beşiğinde yatağa sonsuz parlaklığını getirebilmek için, kendi içinde tükenmek, ölmek ve ölmek arasında uzanan mucizevi gökkuşağına dökmek anlamına gelir.''

''Hayat doğarken kaybedilmiş bir savaştır.'' cümlesi onun kendi hayatına dair en hazin haykırışıdır.

Kafka'nın sanatını en iyi eserlerinden anlayabiliriz. Gregor Samsa boşuna böceğe dönüşmemiştir. İnsan, boşuna böceğe dönüşmez. Kafka' da otoritelerin karşısında zaten zayıf olan bedeninin iyice küçülmeye, yok olmaya başladığına inanır. Bu düşünce ömrü boyunca Kafka'nın yakasını bırakmaz.

Kafka'nın eserlerinde açıkça dillendirmese de, hep saklı bir mesaj gibi ilettiği sitemi ruhunu paslı bir demire çeviren bu dünya düzenine karşıdır. Bu dünya düzenini içine alan; aile, çevre ve toplum…

FRANZ KAFKA'NIN SANATI GÜCÜ

''Uyuyup uyanıp, uyuyup uyanıp, kepaze olan bu yaşam'a daha kolay devam edebilmek dileğiyle.''​

Kafka'nın birçok eserinde baba, ailenin büyüğü her şeye gücü yeten ve baskıcı biri olarak tasvir edilir. "Dönüşüm" eserinde olduğu gibi. Bu eserde Gregor bir böceğe dönüşür ve herkese sorumluluk yaratan, bir vazifesi olmayan biridir. Gregor'un ölümüyle aile büyük bir sorumluluktan kurtulur ve rahat eder .Babasının karşı konulmaz gücünün Kafka'nın üzerinde yarattığı baskı, Kafka'nın en önemli hikâyelerinden biri olan "Hüküm" üyazmasına sebep oldu. Babasının Kafka'nın üzerinde yarattığı baskı onun kendi kendini eleştirmesine sebep oldu ve Kafka kendinden nefret eden biri haline geldi. Şüphesiz bu etki Kafka'nın yaşamına ve sanat görüşüne yansıdı. Zamanla yalnız dünyasında herşeye inancı azaldı. İnsanın kurtuluşuna olan inancı azaldıkça daha çok yazmaya başladı. "Şato", "Dava", "Amerika" kendi aidiyetliğinin arayışı oldu. Eserlerinde kullandığı '' K.'' lakaplı karakterker Kafka'yı temsil ettikleri düşünülebilir.

KAFKAVARİ KAFKA​

1922 Kafka'nın günlüğünden:

"Doyuma ulaştığımda doyuma ulaşmamış olmayı istiyordum; yüzyılın ve geleneğin bildiğim bütün imkânlarını kullanarak kendimi doyumsuzluğa sürüklüyordum: oysa şimdi doyum halinde olabilmeyi isterdim. O zamanlar, kendi doyumsuzluğumdan bile doyumsuzdum. Bu gülünç durumu biraz sistemleştirerek yeni bir gerçeklik yaratmamak işten bile değildi. Zihnimdeki zayıflık çocuksu, çocuksuluğunun bilincinde bir oyunla başladı. Örneğin yüzümde tik varmış gibi yapıyordum, kollarımı başımın arkasına kavuşturup dolaşıyordum; bunlar iğrenç çocukluklardı ama etkili oluyorlardı. Edebi anlatımımda da benzer gelişmeler oldu; ne yazık ki bu gelişme yarıda kaldı. Başa gelecek bir felaket ancak böyle engellenebilir."

Bu günlük yazısı, onun yaşamı boyunca insan olarak yaşamanın imkânsızlığına olan inancını ve ''böcekleşme'' halini çok iyi tasvir eder. Gündelik yaşamın sıradanlığını gerçeküstü olaylarla şekillendirmesi ve yapıtlarındaki bu özel sunum şekli, kendine özgü Kafkavari kavramının yerleşmesini sağladı.

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN