Arama

- - I

AUZEF Sosyoloji- Sosyal Psikolojiye Giriş ders notları- I

SOSYAL PSİKOLOJİ NEDİR?

Giriş

Bu bölüm size önce günümüz sosyal psikolojisinin genel bir manzarasını verecektir. Bu manzara içinde sosyal psikolojinin 'nerede olduğunu', 'nereye yöneldiğini' ve ' nereye gittiğini' seyretme imkânı bulacaksınız. Modernist kalıpla şekillenen ana akım ya da geleneksel dediğimiz ile, postmodernist kalıplarla şekillenen eleştirel sosyal psikolojinin nasıl birbirinden farklı bir dünya ve insan anlayışı çizdiklerine dair ilk fikirlerle tanışacaksınız.

1.1. Sosyal Psikolojiyi Nasıl Tanımlayacağız?

Sosyal psikolojinin ne olduğunu anlamak için elinizde bir tanımın olması gerektiği söylenir, anlamayı kolaylaştırdığı öne sürülür. Halbuki tanımlar, bilinenin aksine çoğu zaman cevap yerine problem yaratır. Sosyal psikolojinin ne olduğunu size anlatan, tanıtan çeşit çeşit giriş kitapları vardır (Hogg ve Cooper, 2012; Hewstone, Stroebe ve Stephenson, 2001; Hogg ve Vaughan, 2007; Sears, Freeman ve Carlsmith,1993; Kağıtçıbaşı ve Cemalcılar, 2014; Bilgin,2013). Her biri size bir tanım verir. Bu tanımlar tüm zamanlarda dün, bugün ve yarın sosyal psikolojinin ne olduğunu ve ne olması gerektiğini anlatan görüşlere, yaklaşımlara dayanır. Elinizde herbir yaklaşıma göre bir sosyal psikoloji tanımı olacaktır, birbirine hem benzeyen hem de benzemeyen bir sürü tarif olacaktır. Bu sefer siz de aralarındaki farklılıkları göz ardı edip, benzerliklerini yakına çekerek ortak noktalar arar hale gelirsiniz. Açıklayıcı tek bir tarif, yaklaşık heryerde aynı kabulü görecek bir tanım, bize pek fazla birşey kazandırmaz. Farklılıkları dışarıda bırakır. Zamana mekana ve duruma göre değişen anlayışların peşinden gitmemizi engeller. Halbuki yayılım alanları geniş, birbirinden farklı görüş ve duruşların aynı alanda bir arada olabilmesi bize bir zenginlik ve hareket serbestliği verecektir.

Sosyal psikoloji nedir sorusunun cevabı yirminci yüzyılda: 'Kişinin; davranışlarının, hislerinin, düşüncelerinin başkalarının davranış ve/veya özelliklerinden etkilenme şekillerini ve onlar tarafından belirlenme şekillerini inceleyen bilim dalıdır.' (sözgelimi Sears, Freeman ve Carlsmith, 1999; Şerif ve Şerif, 1996) gibi bir tarifti. Ama bu tarifi yada yakın benzerlerini yirmi birinci yüzyılda yukarıda saydığım sebeplerden dolayı kullanmak artık mümkün değil. Ayrıca bu yüzyılda sosyal psikoloji artık birçok başka sosyal disiplinle iç içedir. Sosyoloji, dilbilim, antropoloji, kültürel çalışmalar bunlardan sadece birkaçıdır. Dolayısıyla daha önceleri tarif ederek sınırlarını belirlediğimiz alan, bugün sınırlarını oldukça gevşetmiş ve açıklama kapsamını genişletmiştir. Bu da onun çerçevesi çizili bir tarifini yapma imkanını ortadan kaldırmıştır. Aslında bu hal bütün akademik disiplinler için böyledir.

1.2. Ana Akım ve Eleştirel Sosyal Psikoloji

Geçen yüzyılda sosyal psikoloji alanına damgasını vuran, bugün ana akım ya da geleneksel dediğimiz sosyal psikolojiydi; bu gücünü bugün de sürdürmektedir. Beri yandan yirminci yüzyılın son yirmi yılında ortaya çıkan eleştirel sosyal psikoloji,alternatif duruşu ile psikoloji ve sosyal psikoloji içinde hızla gelişmiş ve yaygınlaşmaya başlamıştır. Ana akımdan tamamıyla farklı bir bilgi, insan ve dolayısıyla yöntem anlayışı vardır. İlerleyen kısımlarda bunu daha ayrıntılı bir şekilde anlatacağım.

Bugün bu iki sosyal psikoloji arasında büyük bir gerilim yaşanmaktadır. Bu gerilim, insanı sosyal alanı içinde inceleyen sosyal psikolojinin özellikle sosyal dünyadan ne anlaması gerektiği, bilim ya da bilimsel olmakla neyi kast ettiği, ideolojik davranıp davranmadığı hususunda tartışmalar üzerinden artmaktadır. Söz gelimi her iki yaklaşım da bilimsel olduklarını ya da yaptıklarının bilim olduğunu savunmakla birlikte, ana akım sosyal psikoloji eleştirel psikolojiyi bilim dışı olmakla itham edebilmektedir. Tabii eleştirel psikolojinin de deneylemeye dayalı ana akımı, ideolojik bilgi üretmekle suçluyor olması tansiyonu artırmaktadır. Bu farklılaşmayı ve doğurduğu gerginliği üç ana başlık altında anlatmak yerinde olacak çünkü bu üç başlık, bu iki sosyal psikolojiyi birbirinden tam anlamıyla ayırmaktadır. Bu başlıklar: sosyal dünya nedir ne anlayacağız? sosyal psikoloji bir bilim midir? sosyal psikolojinin bilgisi ideolojik midir?

1.2.1. Sosyal Dünya Nedir Ne Anlayacağız?

Sosyal psikologların inceleme nesnesi insanın sosyal dünyasıdır. Sosyal dünya demekle neyi kastediyoruz ya da ne anlamamız gerekir? Bunun tek ve geçerli bir cevabı yoktur olamaz da çünkü dünya ona nasıl baktığınıza göre sürekli değişecektir. Aynı mekanı farklı açılardan seyretmek gibi. Dolayısıyla sosyal dünyası içinde insana ve yapıp ettiklerine bakışınız da ona ve içinde bulunduğu ortama bakış şeklinize göre hep değişecektir. Bakış açınızı değiştirebilirsiniz muhakkak ki değiştirirseniz çok iyi olur ama tüm bakış açılarının üzerine çıkıp açılardan kurtulmuş serbest bir seyir elde edebilmek de bir imkansızlıktır.

Ana akım sosyal psikoloji ile eleştirel sosyal psikolojinin sosyal dünya ve içindeki insana bakışları gece ile gündüz gibi farklıdır.

Ana akım sosyal psikolojiye göre sosyal dünya bir sahnedir. İnsanlar bu sahnede rol alırlar. ve rollerini oynarlar. Bazen hep birlikte oynarlar, bazen tek başlarına oynarlar. Ama mutlaka bu sahnede yani bu sosyal dünyanın içinde oynarlar. Sahnedeki insanlar sahnenin yani sosyal dünyanın içinde, sudaki balık misalidir. Sosyal dünya onların neler yapabileceğini belirler (balığın yaşamı suya bağlıdır). Sosyal dünyanın akışında insanların kendilerine özgülükleri bazen olabilse bile, bu dünyanın yapısı o kadar kuvvetlidir ki yada o kadar temel bir şeydir ki insanların yapıp ettiklerine her zaman kalıcı bir damga vurur.

Buradaki en önemli nokta, sosyal dünya ile insanların birbirlerinden ayrı olmasıdır. Her ikisi de birbirinden ayrı birer varlıktır. Sosyal bir dünya vardır ve insanlar bu dünyanın içinde hareket edenlerdir. Her insanın kendi zihninde psikolojik süreçler (motivasyonları, istekleri, öğrenme becerileri, hatırladıkları, unuttukları, kişilik eğilimleri) sürüp giderken, zihinlerinin dışındada bir sosyal dünya vardır. Bu sosyal dünyanın (kurallar, âdetler, kurumlar vbg.) sosyal güçleri vardır. İşte insanın kendi zihinsel/psikolojik süreçleri ile sosyal dünyanın sosyal süreçleri etkileşim halindedir. Bu etkileşim insanların yapıp ettiklerini biçimlendirir (sözgelimi düşüncelerinizi nasıl ifade edeceğiniz toplumun değerlerine bağlıdır). Ama bu şekillendirmenin ana merkezi sosyal dünya değil bireyin zihni ve zihninde işleyen süreçlerdir (algı, dikkat, hafıza, düşünce, tutumlar vbg). Dış dünya adı da verilen sosyal dünya, bu etkileşime ancak bir biçim vermektedir. Bireyin zihni ve zihninde işleyen psikolojik süreçler evrenseldir her yerde aynı kurallarla işler (öğrenme gibi). Ama bu zihinsel psikolojik süreçlerin sosyal dünya ile (ki kültürden kültüre değişir) etkileşimi, bu süreçlerin sonuçlarına farklı farklı biçimler, görüntüler verir.

Eleştirel psikolojinin sosyal dünyayı ele alışı ise tamamen farklıdır. Stainton Rogers (2003) çok yerinde ve hoş bir benzetmeyle şöyle anlatır:

'sosyal dünya sanki müzik yapmak gibidir-müzik ancak insanlar yaptığında ve insanlar yüzünden vardır. Çalınan müziğe ve nasıl çalındığına çok çeşitli şeyler katkıda bulunur. Eldeki müzik aletleri, çalanların söyleyenlerin becerileri, yetenekleri, çalınan parçayı idare edenin olup olmaması, varsa yorum farklılıkları, bütün bunların hepsinin bir etkisi vardır. Müziğin nerede ve ne zaman icra edildiği fark yaratacaktır. Bazen memnun edilmesi gereken bir dinleyici kitlesi olacaktır hatta bazen de neyin çalınabileceği üzerinde siyasi kısıtlamalar olacaktır. Ama müzik aletlerini çalanlar olmadıkça ortada müzik olmayacaktır' (italik sonradan eklenmiştir; s/8).

Dolayısıyla sosyal dünya, müziğin sürekli çalınması ve sürekli işitilmesidir. Yani sosyal dünya denilen şey, insanların yapıp ettikleri ile süreklilik kazanan bir alandır. İnsanlar eylemekten vazgeçtiklerinde, ya da söz gelimi herkes öldüğünde, dünyanın sosyalliğinden bahsetmek saçma hale gelecektir. Sosyal dünya birlikte, bir arada hareket eden insanlar tarafından sürekli tekrar tekrar oluşturulan bir şeydir. Dolayısıyla sosyal dünya insanın dışında bir şey değildir. İnsanların sürekli yaptıkları bir şeydir ve tıpkı farklı farklı müzikler ve yorumlar gibi farklılaşan sosyal dünyalar yaparlar.

1.2.2. Sosyal Psikoloji Bir 'Bilim' Midir?

Soruya cevap verebilmek için önce burada 'bilim' den kastedilenin ne olduğunu anlamak gerekir. Psikolojinin tüm dallarında dolayısıyla sosyal psikolojide bilimden kast edilen uzun yıllardan beri aynıdır: postpozitivist[1] ve empirist bir yöntem anlayışına dayanan rasyonel bir duruştur (ayrıntılar için bkz: Arkonaç, 2015). Bir diğer anlatımla bilimden kast edilen fizik, kimya, biyoloji gibi doğa bilimlerinde yapılıp edilenlerdir. Doğa bilimleri bilimsel yöntemi kullanarak bilgi edinmeye çalışır. Bilimsel yöntem başlığındaki bilim kelimesinin anlamı kısaca şudur: bilim, hipotezleri tümdengelimli (hypothetico-deductive) yöntemler kullanarak sınar.

Ana akım psikoloji bu konuda kendinden son derece emindir: sosyal psikoloji bir bilimdir. Hipotezleri tümden gelimli bilimsel yöntemi kullandığı için bir bilimdir. Sözgelimi Hogg ve Vaughan 2005'de yazdıkları (çeviri, 2007) 'sosyal psikoloji' adlı kitapta buna uygun bir de tarifte bulunurlar: 'Sosyal psikoloji bilimdir çünkü teorilerini kurmada ve de sınamada bilimsel yöntemi kullanır' (Hogg ve Vaughan 2005: s/6). Dolayısıyla onlara göre hipotezleri tümden gelimli bilimsel yöntem olmayan her türlü düşünce bilim dışı ve dogmadır.

Eleştirel sosyal psikoloji zaten tam da bu düşüncenin neticelerine (ilerleyen bölümlerde ele alacağız) karşı durmaktadır. Getirdikleri alternatif dünya görüşlerine göre bilgi edinmede kullanılabilecek yegâne yöntem, hipotezlerin tümdengelimli kurulması olamaz. Bir başka ifade ile bilimi hipotezleri tümdengelimli yöntemle sınırlayan, deneysel (sosyal) psikolojinin duruş ve anlayışlarını reddederler. İddialarına göre bu yöntem, insanların davranış ve yaşantılarını incelemeye uygun değildir çünkü insan yaşantısı son derece karmaşıktır, akıcıdır, durağan değildir (Burr, 2012). Bilimsel yöntemde ve bilgi edinmede bize geçerli ve kullanışlı yollar sağlayabilecek alternatif yollar da vardır. Eleştirel psikolojinin bilimsel araştırmada alternatif bir mantığı vardır. Araştırmalarını yürüttüğü tarz ana akımın yaklaşımdan farklıdır. (ilerleyen bölümlerde ele alınacak).

1.2.3. Sosyal Psikolojinin Bilgisi İdeolojik Midir?

Ana akım psikoloji dolayısıyla burada da ana akım sosyal psikoloji, bilimsel yöntemle elde ettiği bilginin ideolojiden etkilenmediğini öne sürer. Etkilenmeme sebebi hipotezleri tümden gelimli bilimsel yöntemin kendisidir. Bu yöntem sayesinde ideolojiden bağımsız nesnel bilgiye ulaşabilmektedir. Sadece olgulara dayanan ve olguları sınayan bu yöntem sayesinde elde ettiği nesnel bilgi, araştırmacının kişisel görüş ve kanaatlerinden, değer yargılarından, ideolojiden bağımsızdır. Dolayısıyla bilgi de bilgiyi üreten araştırmacı bilim adamı da tarafsızdır. Bilim onlara göre, siyaset ve değer yargıları ne olursa olsun 'olgulara' nesnel şekilde ulaşmayı mümkün kılandır. Ana akım sosyal psikolojinin bilimsel temeli kendini ideolojilerden etkilenmeyen, ideolojinin dışında yer alan bir konuma yerleştirmiştir.

Eleştirel sosyal psikoloji buna karşı çıkar.

'…psikoloji, sosyal ve siyasi şartlardan sıyrılmış bilim adamları tarafından yönetilen, değer yargısından bağımsız, nötr bir çaba içinde olamaz, değildir. İncelediği bizzat insan ve onun sosyal çabasıdır. Psikologlar da aynı sosyal bağlamda yaşar, birbirinden farklılaşan menfaat ve karmaşık iktidar dinamiklerinden etkilenir' (Fox ve Prilleltensky, 1997: s/3).

Eleştirel sosyal psikoloji ana akımı, güçlü olanın (batılı, beyaz, Hıristiyan, erkek olanın, esas kabul edilenlerin) menfaatlerini kayıran, böylelikle de gücü az olanlardan (doğulu olandan, Hıristiyan olmayandan, kadından, kültüre, gruba özgü kabul edilenlerden) istifade eden ve onları baskı altında tutan, ideolojik olarak kendini seçkinler (bilim adamı) grubuna yerleştiren bir pozisyonda görür.

1.3. Hangi Yaklaşım?

Gördüğünüz üzere bu iki sosyal psikoloji birbirinden gece gündüz kadar farklı. Kitap boyunca bu birbirine zıt iki yaklaşımı sürekli karşılaştırmalı şekilde okuyacaksınız. Sosyal psikolojiye giriş kitaplarının hemen hemen tamamı aslında ana akım sosyal psikolojiyi takip eder. Bu sebeple eleştirel psikolojiye ve onun araştırmalarına pek yer vermez. Ana akım sosyal psikoloji ile eleştirel sosyal psikolojiyi birlikte ele alan örnekleri ise az sayıdadır (Roger, 2003; Callaghan ve Lazard, 2011). Türkçe telif yayınlarda ise sadece önce 2001'de daha sonra 2008'de tekrardan yazdığım sosyal psikolojiye giriş kitaplarında bu iki yaklaşımı karşılaştırmalı şekilde ben ele aldım. Peki neden? Ana akımı takip eden sosyal psikologlar eleştirel sosyal psikolojiyi büyük ölçüde göz ardı ederler ya da yeteri kadar bilimsel bulmadıklarını açık açık söylerler (Hogg ve Vaughan, 2007) Ülkemizde ise akademik bir ses olarak henüz yenilerde duyulmaktadır sadece ve Psikoloji Bölümlerindeki eğitim programına dâhil edilmiş olup araştırmalar yapılmaktadır (yayınlar için bkz. Arkonaç, 2012 ve 2014). Bir de, Eleştirel Psikoloji Bülteni sanal olarak yayın hayatındadır (http://elestirelpsikoloji.org) Bunun dışındaki akademisyenler, eleştirel sosyal psikolojiyi ya hiç duymamıştır ya da kabul etmemektedir.

Sosyal psikoloji dersini alan her öğrencinin bu alanı hem ana akım açısından hem de eleştirel açıdan iyi anlaması gerekir. Bu kitap boyunca ben hangi tarafta olmanız gerektiği gibi bir şey söylemeyeceğim. Bölümler ilerledikçe göreceksiniz ki ana akım sosyal psikolojinin bizi getirdiği bugünkü nokta muazzamdır, okudukça eğer yöntemine ve iddialarına ikna olursanız, hiç de boşa zaman harcamadığınızı göreceksiniz. Ama ayrıca yine göreceksinizki ana akım insanoğlunun karmaşık sosyal problemlerine sık sık bilişsel açıklamalar getirmekte, herşeyi bireyin zihninde olup bitenle başlatıp bitirmektedir, Yine yaptığı deneysel çalışmaların, kurduğu teorik modellerin, açıklamaya çalıştığı gerçek hayatla bağlantısı her zaman kolaylıkla kurulamamaktadır. Ama yine de bizim bugünkü bilgilerimizi kuran ana akımın oldukça kullanışlı, aydınlatıcı fikirleri vardır. Ayrıca sosyal psikolojinin şimdiki bilgilerinin nereden geldiğini bilmeniz gerekir. Bu bilgilerin nasıl ortaya çıkarıldığına dair eleştirileri kabul ediyor olsanız bile bu durum, işe yaramaz olduklarını düşünerek bu bilgileri bir kenara atmanız anlamına gelmemelidir.

Eğer ana akımla ilgili eleştiriler ve tartışmalar size çekici geliyorsa merakınızı ve yüzünüzü bu tarafa, eleştirel sosyal psikolojiye döneceksiniz. Ama başlangıç olarak her şeyden önce neyin eleştirildiğini, ne gibi öğelerle eleştirildiğini ve nasıl eleştirildiğini çok iyi kavramanız gerekir. Nitekim tıpkı ana akım gibi eleştirel duruşun da zorlandığı ve açıklamakta zayıf kaldığı birçok sosyal problem ve insan etkileşimi vardır.

1.4. Modernizm-Postmodernizm

Ana akım sosyal psikoloji ile eleştirel sosyal psikoloji arasındaki bu farklılık, esasta modernist bilgi ile postmodernist bilgi ayırımı üzerinden okunmalıdır (Bkz. Arkonaç, 2015). Bunun için de öncelikle modernizm ve post modernizm hakkında biraz konuşmak yerinde olacaktır.

On sekizinci yüzyılda başlayıp yirminci yüzyılın sonlarına kadar süren modernizmaslında onyedinci yüzyıl Avrupa'sının sosyal ve tarihi ortamında gelişen aydınlanma projesinin devamıdır.(Bkz. Demir,1997) Bu dönemde gelişen teorik, etik, sosyal ve kültürel anlayış ve inançlara ve bunların uygulamalarına genel bir isim olarak modernizm adı verilir.

Modernizm hem doğayı ve teknolojiyi, hem de sosyal ve politik dünyayı tarif eder. Bu tarife, biricik bilgi olan bilimsel bilginin yol göstereceğine inanılır. Modernizmin özünde ve tam kalbinde yatan ön kabul, doğru bilgiyi keşfetme kapasitesine sadece bilimin sahip olduğu iddiasıdır (Demir, 1997). Modernist bilgi diğer her tür bilgi kaynağını -din, mistisizm, metafizik, sağduyu, gelenek- reddeder. Bu diğer bilgi kaynaklarının irrasyonel olduğunu bu sebeple de dogma bilgi olduğunu iddia eder. Modernist düşünceye göre bu tür bilgi türlerinin hepsi rasyonel olan bilimsel bilgi ile değiştirilmeli, akıl ve rasyonellikle düzene sokulmalıdır. Bu sebeple modernizmde bilim, öznel inançlar üzerine oturan bilgiden rasyonel yollarla kazanılan bilgiye giden bir ilerlemeyi şart koşar. Bu ilerlemenin ise görgül (görsel ve deneysel) incelemelerde uygulanan bilimsel yöntemler vasıtasıyla sağlanacağını savunduğundan, görgüllüğü (empirisizm) esas kabul eder. Görgüllüğe oturmayan hiçbir bilgi doğru değildir.

Postmodernizm ise 20.yüzyılın ikinci yarısında modernizme tepkiden doğmuştur ve modernizmin bütün kurallarına bir meydan okuyuş olduğu varsayılır. Burada bizim için en önemli olanı bilim ile ilgili iddialarıdır. Postmodernizm, bilgi nedir ve nasıl elde edilebilir konularında modernizmden çok farklı bir tavır takınır.

Modernizmin aksine postmodernizm bilginin keşfedilebilir bir niteliğe sahip olmadığını, tek bir bilgi olmadığını ve her zaman bilginin iktidar ilişkileriyle iç içe gittiğini iddia eder. Bu sebeple postmodernistlere göre bilgi insanlar arasında inşa edilir dolayısıyla da bilgi tek, biricik değildir, birden fazladır ve iktidar ilişkilerinin etkisinde kurgulanır. Bilgi inşa edilendir, keşfedilen değildir dolayısıyla tek değildir. Modernizim gerçek dünyada 'dışarıda, dış dünyada' olan gerçek bilgiyi keşfedebilecek olanın sadece bilim olduğunu varsayar. Postmodernistler ise gerçek, materyal dünyanın varlığını inkâr etmezler ama bu gerçek dünyanın asla kendini bize olduğu gibi gösteremeyeceğini, bunun bir imkânsızlık olduğunu öne sürerler. Gerçek dünya hakkında doğrudan bilgiye ulaşmanın hiç bir yolu olmadığı için postmodernizme göre tek bir gerçeklik, tek bir doğru bilgi de yoktur. İnsanlar çeşitli farklı bilgiler inşa ederler. Bu bilgilerin her biri insanın anlamlandırmasıyla gerçek kılınır, gerçek etiketi alır.

Postmodernizm bilgi ile iktidar arasındaki ilişki üzerine bir dizi teori öne sürer. Bilginin en kuvvetli iktidar gücü olarak bilimsel bilgiyi görür. Çünkü bilim kurum olarak kendini, doğrunun tek otoritesi ilan etmiştir. Postmodernistler bu beyana karşı bizi uyarır. Bilimin neyin doğru neyin doğru olmadığını söyleme hakkına karşı uyanık olunması gerektiğini söyler. Özellikle insan ilişkileri, sosyal hareketler ve sosyal fenomenlerle uğraştığımızda bu dahada önem kazanır. Çünkü bilim adamları da insandır bu sebeple insana dair anlattıkları her hikâye bir iktidar kurma tehlikesi -doğruyu söyleme iddiası- taşıyacaktır.

1.4.1. Sosyal Psikolojide Modernizm Ve Postmodernizm

Genelde psikoloji, özelde sosyal psikoloji modernizm projesinin bir ürünüdür, onun bir çıktısıdır (Arkonaç, 2015). Temel yapısında modernizmin özellikle iki ana kuralı yatar:

1) bilginin rotası bilimin kurallarıdır, bu sebeple sosyal psikolojinin bakışı bilimsel olmalıdır,

2) liberal hümanizmin insanın ıslah edilebilirliği kuralına göre, sosyal psikoloji dünyayı daha iyi yaşanır hale getirmenin yollarını aramalıdır.

Şimdi bu kuralların iddiasına, geleneksel dediğimiz ana akım sosyal psikoloji ile eleştirel psikoloji cephesinden ayrı ayrı bakalım. Birinci kurala göre sosyal psikoloji bir bilim olmalıdır. Peki, sosyal psikoloji bir bilim midir? Cevap bilimden neyi anladığınıza bağlıdır. Sosyal psikolojinin pozisyonu, bilimi özellikle hipotezlerini tümdengelimli yöntemlerle tarif edenlere göre bir yer kazanırken, bilimi doğru gözlemlerle geçerli nedensel çıkarımlar yapmak ve sonrasında bu gözlem ve çıkarımları, tutarlı ve ahenkli bir şekilde birleştirmek olarak tarif edenlere göre başka bir pozisyon kazanır. Bu iki farklı bilim tarifi ile de sosyal psikolojiden anlaşılan farklılaşır. Ana akım sosyal psikoloji genelinde birinci görüşü edinmiştir. Onlara göre sosyal psikoloji bilimsel yöntem (hipotezleri tümdengelimli yöntem) üzerine oturan bir bilimdir ve teorilerini kurmak ve sınamak için bilimsel yöntemi kullanır. Bu yaklaşımda yöntem olmazsa olmaz biricik kuraldır. Eleştirel sosyal psikoloji ise ikinci görüşü edinmiştir, buna göre ise bilim bir yöntem sorusu değildir. Bilim bir amaç sorusudur. Bilim onlara göre teori geliştirmenin ve bir araştırma yürütmenin sistematik yollarıdır. Sosyal psikolojinin diğer bilim anlayışını reddederler çünkü iddia edilen bilimsel yöntemin yani tümdengelimli hipotezlerle hareket etme şartının, bilgiye ulaşmada yegâne biricik ve en iyi yol olmadığını iddia ederler (diğer yolların neler olduğunu gelecek bölümde ele alacağım).

Sosyal psikoloji dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeli mi? Modernist başlangıcından beri sosyal psikoloji, sosyal değişimin yegâne aktörü olarak insan doğasına bakar. Bu sebeple sosyal psikolojinin amacı sosyal kurum uygulamalarının insani ihtiyaçlarla en iyi şekilde uyuşmasını sağlamaktır. Bir anlamda sosyal psikolojik bilgi, dünyayı insanların ihtiyaçlarıyla birlikte daha iyi bir yer haline getirme projesinin ürünüdür. Eleştirel sosyal psikolojinin dünyanın daha iyi yaşanan bir yer haline gelmesiyle bir sorunu yoktur. Ama sosyal psikolojinin kurumsallaşmış bilgisine karşı her zaman eleştirel bir duruş içersindedir. Doğru bilgi adına insana, insan grupları hakkında alternatif bilgilerin bastırılmasına karşıdır.

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN