Arama

Zekeriya Erdim
Ağustos 18, 2018
Sonsuzluk duygusu

İnsanı derinden etkileyen, temel tercihleri konusunda yönlendirici olan yahut tetikleyen önemli unsurlardan biri; eskilerin "hâlet-i ruhiye" (ruh hali) dedikleri duygularımız. Gönül dünyamızın ufkunda güneş gibi parlayan ümitlerimiz ve hayallerimiz; bulut gibi gölgeleyen yahut perdeleyen korkularımız, kaygılarımız.

Bu günlerde; içimde, iki farklı iklimin esintisi var. Memnuniyet duygusu ile mahcubiyet kaygısı; med ve cezir misali, git-gel yapıp duruyorlar.

Mevsim yaz, hava sıcak; ya yaylalara çıkıp ağaç gölgelerinde güçlü rüzgârla, ya sahillere inip plaj yerlerinde mavi sularla serinlemek istiyorum. Eşimle, çocuklarımla birlikte yollara düşüp; şöyle bir tebdil-i mekân (yer değişikliği) ve tebdil-i hal (hal değişikliği) içine girerek, ruhumu dinlendirme gereği duyuyorum.

Üstelik, ülke ve toplum olarak; çalışma hayatına, uzunca bir ay kadar ara verildi. İç ve dış seyahatler açısından; tatil, turizm, Kurban Bayramı imkânının ve ikramının üçü bir araya geldi.

Bizim, artık yerleşik hale gelmiş anlayışımıza ve alışkanlığımıza göre; kilim deseni kadar renkli ve çeşitli mekânları, insanları görüp bilmenin cezbedici bir yanı var. Tarih ve tabiat güzellikleri, kültür ve medeniyet zenginlikleri; tarafımızdan keşfedilmeyi bekliyorlar.

Bu ihtimali değerlendirerek, yeniden ve ilaveten bir bilgilenme, bilinçlenme fırsatına dönüştürmek; beni memnun, mesut ve bahtiyar ediyor. Hayalini kurmak yahut gündemime alıp değerlendiriyor olmak bile; gönlüme müthiş bir ferahlık veriyor.

Sonra, kanal değiştirip; farklı bir yöne ve yola giriyorum. Genelde insanlık âleminin, özelde İslam Dünyası'nın hal-i pür melalini (üzüntü verici durumunu) hatırlayıp; hücrelerimle, dokularımla, organlarımla, organizmamla derinden derine ürperiyorum.

Ne kadar hevesim varsa; hepsi de kursağımda kalıyor. Yediğim ekmek, içtiğim su; gırtlağımda kör düğüm oluyor.

Çaresizliğin derin dehlizlerinde; "Ya Rab! Bîçarelerin derdi beni dağlıyor; / Acına, açığına, yüreğim kan ağlıyor" diye feryat ediyorum. Kuzusunu kaybetmiş koyunlar gibi meleyip; "Düşenler kızlarımdır, şaşanlar oğullarım; / Anam bana yaş döker, ben onlara kan ağlarım" diyorum.

Bir yanım, sorumluluk silahını kuşanıp; zamanın akıncı beyi yahut alpereni olmak istiyor. Öteki yanım, bütün isimlerinden ve sıfatlarından üç talak ile boşanıp; "Boş ver yahu, âlemin vicdanı olmak sana mı düştü; geç git, göç git" diyor.

Gözümün önünden geçen muhtemel sığınaklar yahut barınaklar arasında; ışığı bize ulaşmamış gezegenler bile var. Ancak, temel sorun şu ki; bırakıp gitmek istediğim herkes ve her şey, arkam sıra sökün edip geliyorlar.

Gerilimin içinde, sükûneti sağlayıp; kendime bir çıkış yolu arıyorum. Beni, benden öte bir makamda hesaba çekip; sağından, solundan giriyorum:

Hep oturup sorarım, karşısına kendimin; / Gözlerin neye hasret, gönlündeki yer kimin?

Demir çarık, tunç asa, arayıp durduğun ne; / Her tufanda yıkılıp, yeniden kurduğun ne?

Dünyanın nimetinden, sana ne isteyeyim; / Hakkım yok bir zerremde, kendimden azadeyim.

Öyle büyük bir mahşer, kurulmuş ki özümde; / Kaç milyar yürek birden, çırpınıyor göğsümde.

Her birinde bir Leyla, bir Aslı, bir Şirin var; / Kays erir, Kerem yanar, Ferhat'ı tutar dağlar.

Gülemem gül ağlarken, bülbüle yad değilim; / Bilmem başka sevdayı, onlar benim sevgilim.

Gerçi ömür bitimli, yetmez gönül bu aşka; / Lakin dünya neyime, benim vuslatım başka.

İçimde bir tek özlem, çöller boyu susuzluk; / Kesitler doldurmuyor, kuşat beni sonsuzluk.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN