Arama

Kâinat nurla doldu onun doğduğu gece…

Kâinat nurla doldu onun doğduğu gece…

Bir Pazartesi sabahında, henüz tan yeri ağarmamışken,

Sadece dünya değil, bütün kâinat aydınlandı birden,

Bir "Hidayet Güneşi"ydi bu, Mâverâ'dan gelen...

Yayıldı tüm evrene, dalga dalga Âmine'nin evinden…

*

Zaman, çoktandır unuttuğu tatlı bir tebessümle,

Dudaklarında hamd ve senâlar, şükre daldı huzur içinde…

*

Cebrail ve seçkin melekler, bölükler halinde

Yeryüzüne inip, dünyaya nice müjdeler sundular.

Ve hep birlikte, Semâ'da tekrarlayıp durdukları

Esenlik niyâzlarını ve selamlarını, bu kez yeryüzünde,

Sonsuza dek sürecek söz ve besteyle okudular,

O'nun yanı başında, Amine'nin mutlu evinde…

*

Allah'ım! Salât ve selâmların en güzeli,

Bereket ve hayırların tümü, Hz. Muhammed'in,

Ailesinin ve ashâbının üzerine olsun…

Arap Edebiyatının önemli isimlerinden Ahmed Şevkî isimli şaire ait olan "Vulide'l-Hüdâ" adlı Na't-ı Şerif'ten bir bölümün tercümesiyle başladığımız yazımız, takdir edileceği üzere, bu akşam idrak edeceğimiz Mevlid Kandiliyle ve tabii ki "Alemlere Rahmet" olarak gönderilen (sav) Efendimiz ile ilgili…

Asırlardır, eserler O'ndan bahsediyor, kalemler O'nu yazıyor, kelamlar O'na adanıyor ve diller O'nu anıyor!... Edebiyatımızın önemli bir kısmını O'na hitaben yazılmış na'tler ve kasideler, gazeller ve mersiyeler oluştururken, O'nu anlatan eserlerin sayısı ise bilinmiyor.

Tarihin tozlu sayfalarına baktığımızda gördüğümüz bir gerçek var: Azze ve Celle Hazretleri, en çok sevdiği Habîbini, müminlere öylesine sevdirmiş ki, bu muhabbet ırmağı asırdan asıra, nesilden nesile akıp durmuş, O'nu aşkla sevenlerin gönlüne…

Değişmeyen bir gerçek daha var: Onu seven hiç kimse, mahrum kalmamış Allah Teâlâ'nın sevgisinden ve diğer mümin gönüllere de onu sevdirmesinden…

Hangi kervan, O'na varmak arzusuyla yola çıktı da yolda kaldı?...

Hangi söz, O'na adandı da değer kazanmadı?...

Hangi göz, O'nun için yaş döktü de seyrinden mahrum kaldı?...

Hangi öz, O'nun aşkıyla doldu da Mevla'nın affına mazhar olmadı?...

Hangi sıradan davranış, O'nun yaşantısına uydu da sahibini sevaba nâil kılan bir salih amele dönüşmedi?..

Değerli okuyucum.

Sevgili Peygamberimiz Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin eşsiz güzelliklerini günümüz insanına anlatabilmek, farklı yönlerinden bize yansıyan mesajları okuyabilmek amacıyla kaleme alınan bu yazı, zor bir göreve talip olmuştur aslında… Zira haklı bir şöhretin sahibi İslâm Tarihçisi merhum Muhammed Hamîdullah'ın dediği gibi, "Hz.Peygamber (sav) üzerinde çalışma yapan herkesin en büyük zorluğu, karşısına çıkan bilgilerin bolluğudur." Gerçekten, O'nu anlatan o kadar çok şey var ki… Takdir edersiniz ki, bu hususta bilgilerin tasnîfi kadar, belli bir plan dahilinde aktarımı da zor bir iştir.

Tarihte yaşamış ünlü kişileri bir düşünün… Peygamberler, Allah dostları, mütefekkirler, filozoflar, şairler, edebiyatçılar, devlet adamları, askerî dehâlar… Tarih onları, daha ziyade temayüz ettikleri özellikleriyle bize nakleder. Çünkü bu kişiler arasında birkaç özelliğiyle dikkat çeken şahsiyet sayısı da pek azdır.

Sevgili Peygamberimiz (sav) ise sadece bir değil −pırıl pırıl parlayan netlikte− birçok yönüyle dikkatimizi çeker. İşte böylesi bir farklılığa sahip olması hasebiyle, O'nu hakkıyla anlatabilmek de kolay değildir.

O'nu anlatabilmek zor; çünkü O, hangi yönden bakarsanız bakın farklı ışıltılar yayarak parlayan bir elmas gibi duruyor karşımızda… Elmasın her tarafı, her milimetresi, her molekülü elmas özelliği taşıdığı için hangi tarafını ışığa tutarsanız tutun, size farklı renklerde, farklı tonlarda ama aynı güzellikte ışıltılar sunar.

Evet, Sevgili Peygamberimiz (sav) bir insandır. Ama farklı özelliklerin ve güzelliklerin sahibi bir insan... Tıpkı şairin dediği gibi…

"Hz. Muhammed bir insandır. Fakat sıradan bir insan değil…
Sanki O, taşların arasında parlayıp duran bir Yâkut gibidir!.."

Elmasın, hangi yönden bakılırsa bakılsın farklı ışıltılar sunduğundan söz ettik biraz önce… Sevgili Peygamberimizin de bir elmas gibi farklı güzellikte ışıltılar yaydığını ekledik sözlerimize… Gerçekten, yeryüzüne gelmiş ve gelecek tüm insanlar içinde, hayatı en ince detaylarına kadar bilinen tek şahsiyet olması yanında, Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz aynı zamanda farklı özellikleri şahsında toplayan tek kişidir de…

Çünkü O, daha peygamberlik göreviyle görevlendirmeden önce bile, tertemiz ahlâkı ve dürüstlüğü ile herkesin güvenini kazanan, "güvenilir kişi" anlamındaki "el-Emîn" lakabıyla tanınan ve kendisine karşı sonsuz güven duyulan bir kişidir.

O, özünde var olan dürüstlüğüyle ticaret yaptığı dönemlerde, çevresindeki tüm insanların övgüsünü ve takdirini kazanmış bir uluslararası ticaret adamıdır.

O, kurduğu yuvasında mutluluğunu eşiyle ve evlâtlarıyla paylaşan, eşinin vefalı hayat arkadaşı, çocuklarının müşfik babasıdır.

O, 'nde toplumunu adaletle yöneten, insan hak ve hürriyetlerini önemseyen uygulamalarıyla çağını "Saadet Asrı"na döndüren bir idareci, diplomatik başarılara imza atan bir devlet adamıdır.

O, zalimlerle ve zorbalarla giriştiği mücadelede, ordusunun başında kahramanlık destanları yazan cesur bir komutan, ordu yönetiminde ve strateji belirlemede eşsiz bir dehâ; fakat azılı düşmanlarına karşı bile affı, merhameti ve insafı elden bırakmayan bir askerî şahsiyettir.

O, etrafındakilerle birlikte acıyı ve sevinci paylaşan, arkadaşlarına dost, dostlarına yâr olan, külfetsiz ve zahmetsizce ağırlanabilen, teklifsizce yanına varılabilen kişidir.

O, gecelerini ibadetle, gündüzlerini oruçla geçiren, kendisinden önceki zâhidlerin en güzel örneği, kendisinden sonra gelenlere de en güzel model olacak bir hayat tarzıyla, zühd ve takvada "zirve" kişiliğin sahibidir.

Nihayet O, Peygamberlik vazifesiyle görevlendirilerek tüm insanlığa gönderilen "Son Peygamber"dir. Hem öylesine bir peygamber ki, kendinden önce gönderilen kutlu elçilerin müjdelediği bir peygamber!… Getirdiği din ile önceden gönderilen dinlerin insanlara telkin ettiği ahlakî güzellikleri tamamlayan ve kemâle erdiren bir peygamber!...

Söz peygamberlerden açılmışken, şu hususu da ifade etmeden geçmeyelim.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (sav) Hazretlerinin hayatına baktığımızda, 'in saflığını, 'in cömertliğini, 'in teslimiyetini, 'nın kahramanlığını, 'ın devlet idareciliğindeki başarılarını görmek mümkündür. Yine O'nun şahsında, 'un güzelliğini ve iffetini, 'un sabrını, Hz.Salih'in, Hz.Hûd'un ve diğer peygamberlerin toplumlarının kurtuluşu için sergiledikleri tebliğ mücadelesindeki fedakârlıklarını ve 'nın dünya nimetlerine karşı zühd ve takvasını… Kısacası, bütün bu üstün özellikleri birer birer izlemek, bu nezih peygamber izlerini O'nun eşsiz güzellikteki yaşantısında bir arada gözlemek ve hayranlıkla seyretmek mümkündür.

Bu özellikleri yanında, Sevgili Peygamberimize ayrıca lûtfedilen ilâhi ikramlar da söz konusuydu…

Şöyle ki, önce Hz.Adem'in saflığı taşındı nesilden nesile… Bu saf ve katıksız Nûr'un dünyaya gelişiyle bütün kâinat pür-nûr oldu… Çocukluğu ve gençliği ilâhi koruma altında geçti ve nihayet kendisine peygamberlik verildi.

Aslında kendinden önceki peygamber Hz.İsa (as) gibi, O da zühd ve takva ile süslenmiş bir kulluk hayatı yaşadı. Ama ondan farklı olarak, evlenip yuva kurdu ve bir aile reisi sıfatıyla bizlere en güzel örnek oldu. Böylece tüm insanlık, peygamber olmasının yanında O'nu bir eş, bir baba ve bir dede olarak tanıyabilme imkânına kavuştu.

"Ben Rabbime gidiyorum" diyerek dünyalık adına her şeyi terk eden Hz.İbrahim (as) misali, "And olsun ki, Güneş'i sağ elime, Ay'ı da sol elime verseniz, yine de bu davadan vazgeçmem." diyerek, dünyevî tekliflerin hepsini reddetti.

Bir İsmail teslimiyetiyle, Rabbinin yolunda gelecek her türlü cefaya ve sıkıntıya razı oldu. Mekke'de eşine zor rastlanır eziyetlere maruz kaldı, fakat Rabbine teslimiyetinden zerre kadar bir şey kaybetmedi.

Firavunla giriştiği tevhid mücadelesinin kahramanı Hz.Musa (as) gibi, O da toplumunun misali zalimleriyle mücadeleye girişti. Yılmadı, vazgeçmedi davasından… Neticede Hz.Musa gibi O da muvaffak oldu. Fakat Hz.Musa'ya nasip olmayan devlet, Sevgili Peygamberimize nasip oldu. Medine İslâm Devleti'ni kurdu.

Tıpkı Hz.Süleyman (as) gibi adaletle yönetti insanları… Fakat Hz.Süleyman'dan farkı vardı O'nun… Çünkü O, bir "Kral-Peygamber" değil bir "Kul-Peygamber" olmayı tercih etmişti. Allah'a kul olmayı her şeyden üstün gördü ve bu tercihini hayatının sonuna dek devam ettirdi. Çevresindekilere, O'nu canından çok sevenlere, "Bana Allah'ın kulu ve elçisi" deyiniz tavsiyesinde bulundu.

Buraya kadar anlattıklarımız, Resûl-i Ekrem Efendimiz (sav) Hazretlerini, böylesine farklı özelliklerin sahibi olduğu için anlatabilmenin zorluğunu ifade etmek içindi. Bu zorluğu, O'nunla ilgili çalışma yapan herkes yaşamıştır ve yaşayacaktır. O'nu her yönüyle anlamak ve anlatmak hiçbir zaman mümkün olamayacaktır. Çünkü bize yansıyan insanî özellikleri yanında, meçhul kalan nebevî özelliklerini görebilmekten mahrum olduğumuzu belirtmemiz gerekecektir. Yazımızı, merhum Mehmet Akif'in tespitiyle bitirmek isteriz.

Dünya neye sahipse O'nun vergisidir hep.
Medyun O'na cemiyeti, medyun O'na ferdi.
Medyundur O ma'suma, bütün bir beşeriyet.
Yâ Rabb! Bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.

Gökten inen rahmet damlacıkları sayısınca; ağaçlardaki yapraklar adedince ve kum tanecikleri miktarınca "Rahmeten lil-Âlemîn" olarak gönderilen Son Nebi'ye salât ve selâm olsun. Yüce Mevlâmız, velâdetiyle kâinatı nura döndüren Sevgili Peygamberimiz hürmetine 'in gam ve kederlerini, sıkıntılarını ve üzüntülerini sevinç ve mutluluğa döndürsün. Mevlid Kandiliniz mübarek olsun...

Prof. Dr.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN