Arama

İstanbul’un kaybolan hafızası: Revnakoğlu’nun İstanbul’u

İstanbul’un kaybolan hafızası: Revnakoğlu’nun İstanbul’u
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Cemâleddin Server Revnakoğlu (1912-1968) adını özellikle İstanbul ve İstanbul'da tekkeler üzerine çalışanlar yakından bilir ve okurlar. Muhtelif dergilerde ve kitaplarında eski sosyal hayatımızda tasavvuf hayatını anlatan Revnakoğlu, İstanbul ile evli imiş gibi hayatının sonuna kadar çoluk çocuğa karışmadan İstanbul'un peşinde koştu, gördüklerini yazdı, bulduklarını topladı. Ertesi günü olmayacak bir günün son ışıkları ile görebildiği kadarını anlattı, karanlık çökene kadar gözlerini kırpmadı, hep araştırdı, koştu, topladı ve biriktirdi. Eski günden hiçbir şeyin kaybolmasına razı olmayan gönlü, yeni güne aktarmak için notlar aldı, fotoğraflar çekti.

Revnakoğlu, bir taraftan sokakları, konakları, meydanları, hanları, hamamları, çeşmeleri, medreseleri, mektepleri, kütüphaneleri, tekkeleri, türbeleri, mezarlıkları, camileri notlandırırken öte yandan artık göremediğimiz tulumbacılar, tuluatçılar, şerbetçiler, şekerciler, musikişinaslar, hattatlar, edipler, müderrisler, dervişler, şairler, edipler ve mahviyetkârlıkları yanında faziletleri ile bulundukları mekâna ferahlık veren adı sanı olmayan güzel insanları da unutmazlık girdabının içinden çekip çıkardı.

Revnakoğlu, adım adım gezdiği Suriçi İstanbul'u, Eyüp, Galata ve Üsküdar ile ilgili topladığı, belgeler, notlar, fotoğraflar, mektuplardan oluşan arşivi uzun zamandan beri Süleymaniye Kütüphanesi'nde idi. Yaklaşık 400 dosyalık bu arşiv, Revnakoğlu'nun vefatının ardından Gölpınarlı ve Halil Can'ın gayreti ile Galata Mevlevihanesi'ne aktarılır. Eşi, çocuğu ve akrabası olmayan Revnakoğlu'nun metrukâtından haberdar olan birkaç meraklı ve ilgili araştırmacıdan başka ulaşan olamamıştı. Bir de arşivden istifade için gelenler, ihtiyacı olduğunu düşündüklerini belgeleri yanlarında götürmeleri arşivin selameti için ciddi bir tehdit idi.

Günden güne eriyen bu arşiv, 2007'de, Süleymaniye Kütüphanesi'nin emektar müdürlerinden Dr. Nevzat Kaya'nın teşebbüsü ile Süleymaniye'ye aktarılır ve kabaca kayıt altına alınarak muhafaza edilir. Ancak böyle zengin bir arşivin tasnifi hem çok uzun bir süreye hem de çok iyi uzmana ihtiyaç duyuyordu. Maalesef bu yapılamadı ve ilk geldiğinde yapılan tasnif günümüze kadar kullanıldı.

Bu zor işin altından kalkmak her babayiğidin kârı değildi. Daha önce yaptığı önemli çalışmalardan bildiğimiz Prof. Dr. Mustafa Koç, bu ağır yükün altına girdi ve 377 dosyayı teker teker elden geçirip notlandırdı, Latin harflerine aktardı. Dört ciltlik bir eser halinde neşredilmesi planlanan çalışmanın Fatih'in anlatıldığı bölüm iki cilt olarak Fatih Belediyesi tarafından neşredildi.

Mustafa Koç ve Fatih Belediyesi bizi bir ayıptan ve sorumluluktan kurtardı. Belediyenin yapacak bir işi daha var. Revnakoğlu'nun notlarının yönlendirmesiyle yapılabildiği kadarı ile eserleri kurtarmak, yıkılanları aslına uygun bir şekilde yeniden inşa etmek. Eski İstanbul gelmeyecek, biliyorum. Ama en azından birkaç resim kurtarılmış olur.

İstanbul hafızasını günden güne kaybediyor. Maalesef, bu durum çok az bir kesim dışında İstanbulluların pek de umurunda değil gibi. Kaybolan sadece hafıza değil, onunla birlikte ruhunu da kaybediyor maalesef. Beton yığınları gün gelir yıkılır, düzelir. Ancak giden hafızayı ve ruhu yeniden getirmek mümkün olmayacaktır.

İstanbul'a dair hatıraları gün yüzüne çıkartarak bu ruhun ölmediğini bize gösteren ve ümitlendiren Prof. Dr. Mustafa Koç'a, çalışmanın editörü Dr. Müslüm Yılmaz'a ve bu çalışmayı Revnakoğlu'na yakışır bir şekilde yayınlayan Fatih Belediyesi'ne ve değerli başkanı M. Ergün Turan'ı önce tebrik sonra teşekkür ediyorum. Kalan iki cildi de büyük bir merakla bekliyoruz.

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN