Arama

Z ama kuşağı değil

Z ama kuşağı değil
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Şu hayat ne garip! Bir yazıya "Şimdikiler bilmez", diye başlayacağımı hiç düşünmezdim ama gün geldi ve ben de böyle başlayan bir yazı yazıyorum.

Gençlerimiz pek bilmez, bizim nesil araştırmacılarının talihlerinden biri çalıştıkları kütüphanelerdeki görevli memurlar idi. Bahtımıza, iyi bir kütüphane memuru düşmüşse cennete girmiş gibi sevinir, dualar ederdik. Bir de küçük günahlarımızın cezasını bu dünyada çektirmek için görevlendirilmiş stajyer zebani olan memurlar vardı. Bunlara yaklaşmak, bir şey istemek o kadar kolay değildi. Sormadan ve istemeden önce salavat getirip tüm sevimliliğimizi göstermeye çalışır, evde annemize babamıza göstermediğim hürmeti bunlara gösterirdik. Kütüphanenin iki açılış saati olurdu. İlki resmi, ikincisi fiili. Resmi açılışı kaç olursa olsun fiilen açılması, hanımefendilerinin veya beyefendilerin sabah kahvelerinin bitmesine ve kahve yudumlanırken konuşulan konunun hararetine bağlıydı. Bu arada biz, tersleyip kitaplardan mahrum bırakmaması için elimiz böğrümüzde, dilenciler gibi boynumuz eğik, aciz ve zavallı görünümümüzle sükûnet ve sabır ile beklerdik. Ali Birinci'nin tarifi ile akşama kadar hiçbir iş yapmadan mesai saatini tamamlamak için olağanüstü gayret eden ve günün sonunda bunu başardığı için mutlu olan memurlarla karşılaşmayanlar bizi anlamaz. Fakülte mezunu kütüphanecileri tenzih ederim. Onlardan birine tesadüf ettiğimizde bayram çocukları gibi sevinirdik.

Bizim nesil için kütüphaneler o yüzden kutsal mekanlardı. Bir de kütüphanecisi yardımsever ise bizim için cennet köşesi idi. Evvelsi gün elime geçen Z Tematik Dergi, beni birkaç saatlik de olsa o cennet köşesine götürdü.

Kütüphane özel sayısı

Zeytinburnu Belediyesi'nin yılda bir sayı çıkardığı tematik bir dergisi var: Z Kültür Sanat Şehir Tematik Dergi. Bu seneki sayısı kütüphane konusuna ayrılmış.

Elinize aldığınızda, sonuna kadar karıştırmadan bırakamayacağınız dergi görselleri, yazıları ve yazıların sonuna yerleştirilen karekodlar ile bizi daha fazla bilgiye yönlendirmesi okura bir dergiden daha fazlasını sunuyor.

Dergide, bize her yönüyle kütüphaneleri anlatan 218 yazı var. Kütüphanelerle ilgili genel yazıların ardından önce kütüphanelerin tarihi gelişimi geliyor. Kitaba ve kütüphaneye dair kâğıt, cilt, yazma, süsleme, kebikeç, birtakım işaretlerden sonra tarih boyunca medeniyetlerin ürettiği kütüphaneler geliyor. Antikçağlardan Osmanlı kütüphanelerine kadar örnekler var. Sonra Doğu'nun en eski kütüphanelerinden başlayan kütüphaneler tarihi günümüze kadar geliyor. Bu bölümde İslam ve Osmanlı dünyasındaki kütüphanelerin özel bir yeri olduğunu söylemeliyim. Osmanlı kütüphanelerine bakarak Osmanlı toplumunu ve eğitim hayatını okuyabiliriz.

Kütüphane kitabeleri üzerinden kütüphanelerin tanımlanması, Batılı seyyahların gözüyle kütüphaneler ise Avrupa kütüphaneleri ile mukayese yapılmasına imkân veriyor.

Günümüz Türkiye'sinin kurum kütüphanelerinin tanıtıldığı bölümü görünce aslında o kadar kötü olmadığımızı anlıyoruz. Türkiye'de araştırmacıların yakından bildiği halde genel okuyucunun pek bilmediği kurum, okul ve resmi kütüphanelerin önemlileri tanıtılmış. Burada müzik kitaplarının yer aldığı kütüphaneler dikkat çekici. Özellikle koleksiyonu zengin olan şahıs kütüphanelerini kıskandığımı itiraf etmeliyim.

Batı dünyasında, kuruluşu, mahiyeti ve işlevi ile dikkat çeken ve bilinen kütüphanelerin ardından Rusya'dan Çin'e, Afrika'kanın kuzeyinden güneyine kadar özelliği ve niteliği olan kütüphaneler bizi şaşırtıyor.

Edebiyatçıların kütüphaneleri, kütüphane ile olan ilişkileri ve kütüphaneler ile ilgili çalışmaları meselenin bir başka yönüne ilgimizi çekiyor. Türk kütüphaneciliğinin önemli isimlerinin biyografilerinin ardından hasta derecesinde kitap meraklısı olan zevatın ve kitaplarının anlatıldığı bölüm geliyor.

Yine kitap ve kütüphane ile ilgili olduğu için sahaflar, kitap hırsızlığı gibi konulara değinilmiş. Kütüphanelerde kitap dışında bulunan merdiven ve küre gibi malzemelere değinilmesi kitapların gölgesinde kalan sessiz kahramanları görünür kılmış.

Özellikle yeni nesil kütüphanelerin olduğu ve Avrupa'nın bilinen halk kütüphanelerinin tanıtıldığı bölümü belediye başkanlarının görmesini isterim. Görsünler ki yöneticisi oldukları kasaba için uygun gördükleri birini alıp geliştirip yaptırmalarını çok isterim. Son bölüm kütüphanelerde geçen veya kahramanları kütüphaneci olan film ve romanlara ayrılmış.

Bu kadar geniş ve teferruatlı olmasına rağmen şu da olsaydı, bunu neden almadınız şeklinde eleştiriler gelebilir. Ama bu eleştiriler derginin değerini düşürmeyeceği kanaatindeyim.

Bu vesile derginin hazırlanmasında emeği geçen Muhammed Nur Anbarlı'ya, editörlüğünü yapan Halil Solak ve Yusuf Turan Günaydın'a, yayının yönetmeni Murat Dinçer Çekin'e ve belediye başkanı Ömer Arısoy'u tebrik ediyorum.

Medeniyetlerin ölçüsü kurdukları kütüphaneler ile ölçülür. Bu zengin içerik iki önemli konuda bize yardımcı oluyor. İlki, zengin bir kültür mirasından bizi haberdar etmesi. Gelecekte daha güzellerini yapmak için ihtiyacımız olan birikimimiz olduğunu hatırlatarak ihtiyacımız olan tecrübe ve inancımızın olduğunu hatırlatması.

Bunlar da az şey değil bence.

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN