Arama

Savaştan dostluğa Türk-Macar ilişkileri

Savaştan dostluğa Türk-Macar ilişkileri

Türkler gibi Asya'dan gelen Turanî bir kavim olan Macarlar ile Osmanlılar asırlarca mücadele ettiler. Ancak Macarlar'ın Avusturya hakimiyetine girmesinden sonra ise Osmanlılar Macarlar'ı destekleyip savaşı göze alarak Macar mültecileri ülkelerinde misafir ettiler

1389'daki I. Kosova zaferi neticesinde Tuna Nehri'nin güneyindeki Balkan bölgesinde direnebilecek bir kuvvet kalmamıştı. Güneydoğu Avrupa'da bu dönemde ayaktaki tek güçlü devlet ise Macaristan'dı.
Sonraki yıllarda Yıldırım Bâyezid'in İstanbul'u kuşatması üzerine Avrupa'da Haçlı seferi fikri ortaya çıktı. Macar Kralı Sigismund, Osmanlılar'ın Tuna boylarına kadar ilerlemesi ve Macaristan'ı tehdit eder bir hâle gelmeleri üzerine Haçlı seferi fikrine dört elle sarıldı. Osmanlı topraklarına giren Haçlılar 25 Eylül 1396'da Niğbolu Kalesi önünde Osmanlı kuvvetleriyle muharebeye girdiler. Osmanlılar'ın kazandığı zafer sonrasında Macar Kralı canını zor kurtardı.

TOPLADIĞINDAN FAZLASINI HARCADI
Sonraki yıllarda Osmanlılar ile Macarlar arasında Balkanlar üzerinde uzun sürecek bir hakimiyet mücadelesi başladı. Macarlar zaman zaman galip geldiler. Ancak 1444 Varna Meydan Muharebesi bir dönüm noktası oldu. Dört yıl sonra II. Kosova Savaşı'nda (1448) Macarlar'a bir darbe daha vuruldu. Fatih ve II. Bâyezid dönemlerinde Macarlar'la mücadele devam etti. Macarlar bu yıllarda Belgrad'a hakim oldular. Kanunî tahta çıkınca ilk olarak 1521'de Belgrad'ı fethetti.
Ardından 1526'da Mohaç'ta Macarlar'a büyük bir darbe vurdu ve Macaristan tarihe karıştı. Bu muharebeden sonra Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya arasında Macaristan'a kimin hakim olacağı konusunda bitip tükenmek bilmeyen savaşlar başladı.
Osmanlı yönetimi hakimiyetinde kalan Macar topraklarının kendi vatanının bir parçası olarak gördü. 1558-1560 yılları arasında Osmanlı hakimiyetindeki Macaristan üzerine bir araştırma yapan Macar tarihçi Kaldy Nagy, bu yıllara ait bütçeleri incelediğinde ilginç sonuçlarla karşılaşmıştır.
1558-1560 yılları arasında Macaristan'dan 6 milyon akçe vergi toplayan Osmanlılar aynı dönemde bu ülkeye 23 milyon akçe harcamışlardı.

MACARLAR'A OSMANLI DESTEĞİ
Avusturya hakimiyetinde kalan Macar topraklarındaki Macarlar zaman zaman isyan edip Osmanlı Devleti'nden yardım istediler. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Protestan Macarların lideri Tökeli İmre'ye yardım edilmesini emrini verince Budin Beylerbeyi, Avusturyalılar'ın elinde bulunan Orta Macar (Kuzey Macaristan) topraklarının bir kısmını alarak, Tökeli İmre'ye verdi. Osmanlı İmparatorluğu Tökeli'yi Orta Macar Kralı olarak tanıdı.
Daha sonra bu hadiseden dolayı Avusturya üzerine sefere çıktı. Ancak 1683'teki II. Viyana kuşatmasında başarısız olması Macarlar'ın bağımsız olmasını engelledi. Viyana bozgununun bir türlü önlenememesi sonucu Osmanlılar ellerindeki Macar topraklarını da kaybettiler.
1715-1718 savaşları döneminde Avusturya'ya karşı mücadele eden Macarlar'ın lideri II. Rakoczi Ferenc'e de yardım edildi. Ancak Avusturya'nın yine galip gelmesi üzerine Macarlar Osmanlı İmparatorluğu'na sığındılar.
Rakoczi Ferenc, Tekirdağ'da yaşadı.
Osmanlı yönetimi 1736-1739 savaşları sırasında, Osmanlılar'a sığınan Rakoczi Ferenc'in oğlu Joseph'i Erdel Kralı yaparak, Vidin'e gönderdi. Ancak onun cephede ölmesi bu teşebbüsü önledi.

OSMANLI'YA SIĞINDILAR

1848 ihtilalleri, Avrupa'da birçok yerde kargaşaya sebep olmuştu.
1848 İhtilali sırasında Macaristan'ın elde ettiği haklara son verildi. Macar lider Kossuth. Bunun üzerine, 14 Nisan 1849'da Macaristan'ın bağımsızlığını ilân etti. Macarlar, Avusturya'ya karşı başarılı bir şekilde savaştılarsa da, Rus ordularının Macar topraklarına girmesi ile savaşın seyri değişti.
Savaşı kaybettiğini anlayan Kossuth, Orsova'ya giderek sığınma talebini içeren bir mektubu Sultan Abdülmecid'e gönderdi. Sultan da verdiği cevapta mültecilerin kendisinin misafiri olduklarını, saçlarının bir teline zarar gelmektense tebaasından 50 bin kişinin kurban edilmesini yeğleyeceğini söylemişti.
Kossuth, Avusturya askerleri tarafından takip edildiği için sultanın cevabı kendisine ulaşmadan Osmanlı Devleti'ne iltica etti. Macar lider ve mülteciler Vidin'de yaklaşık iki buçuk ay kaldıktan sonra Şumnu'ya nakledildiler.
Kossuth ve mültecilerin ileri gelenleri daha sonra Şumnu'dan Kütahya'ya gönderildiler.
Osmanlı yönetimi, Avusturya ve Ruslar'ın baskısına rağmen Macar ve Polonyalı mültecileri iade etmedi. Sultan Abdülmecid, "Tacımı veririm, tahtımı veririm fakat, devletime sığınanları asla geri vermem" demişti. Osmanlılar'ın bu davranışı, hürriyet ve insan haklarının bu denli savunucu rolünü üstlenmesi İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde büyük yankı uyandırdı.
Batı kamuoyunda Osmanlı Devleti lehinde büyük bir sempati oluştu.
Kossuth, Osmanlı Devleti'nden ayrıldıktan sonra İngiltere'ye gitti.
İngiltere'de yaptığı konuşmada hayatını güvence altına alan ve kendisini düşmanlarına teslim etmeyen Türkler'i şu şekilde övmüştü: "Bugünkü hayatım ve hürriyetime sahipliğim Avusturya ile Rusya'nın tehditlerine, baskılarına rağmen beni ve arkadaşlarımı muhafaza eden Türkler sayesindedir.
O Türkler ki, yüksek hislerle ve insan haklarına saygılı oluşları ile tüm tehditlere boyun eğmediler. Türk milleti bu yönüyle üstün bir güce sahiptir. Türkiye'nin bugün ve istikbalde mevcut olması Avrupa'nın ve insanlık aleminin yararınadır.
Ben, Türklerden gördüğüm lütuf ve saygının hatıralarıyla yaşayacağım".

ASYA'YA GERİ DÖNDÜK

MACAR mülteci ileri gelenleri, 15 Şubat 1850'de Kütahya'ya gitmek üzere Şumnu'dan ayrıldılar. Kossuth, ayrılırken şu konuşmayı yapmıştı: "Kardeşlerim! Hayatımda ilk zor adımı ana vatanımın topraklarını ve asil ulusumu terk etmek zorunda kaldığımda atmıştım. İkincisini de cesur ordumdan arta kalan sizlerden ayrılıp, Avrupa'dan atılıp mezarımın beni beklediği bir yere sürülmek zorunda kaldığım bugün atıyorum. Siz hala güçlü ve dayanıklısınız. Siz hala ana vatan için silah tutmak gerektiğinde sırada iken, ben, gücümün biraz daha azaldığını hissediyorum. Ben kaderin kaçınılmaz emrine uyuyor ve benden önce aynı kaderi yaşamış olan Rakoczy'yi takip ediyorum. Atalarımız Asya'dan gelmişlerdi. Torunları olan bizler, şimdi atalarımızın geldikleri yere geri dönmek zorundayız.

Bu, kaderin acımasız emridir. Eğer anavatana dönebilme şansına sahip olabilirseniz kemiklerimin yabancı bir ülkede çürümesine izin vermeyiniz. Bu konuda bana söz verdiğinizi ve sözünüzü kesinlikle tutacağınızı biliyorum ve bundan eminim". Kossuth, 1894'te öldü. Macaristan'a getirilen cenazesi büyük bir törenle gömüldü. Cenaze törenine Macaristan resmi yöneticilerinden pek azı katıldı. Fakat on binlerin katılması milletin Kossuth'a verdiği değeri gösteriyordu. Bayram Nazır'ın belgelere dayalı "Osmanlı'ya Sığınanlar isimli eserinde Kossuth'un Türkiye macerası teferruatlı olarak anlatılır.


Sabah - Erhan Afyoncu

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN