Arama

. ’in doğumuyla ilgili mübalağalı anlatımlara nasıl ?

Hz. Peygamber’in doğumuyla ilgili mübalağalı anlatımlara nasıl bakmak gerekir?

"Budha ana karnına düştüğü anda on bin alemin hepsi birden bire sarsıldı, titredi ve şiddetle sallandı. Otuz iki işaret belirdi; on bin dünya sonsuz ışıkla doldu, sanki bu mutluluğu görmek istermiş gibi. Körlerin gözü açıldı, sağırlar duydu, dilsizler konuştu, kamburlar dikleşti. Topallar düzgün yürüdü. Zincire bağlanmışların hepsi zincirlerinden ve prangalarından kurtuldu. Her cehennemdeki ateş söndü. Petalar (aç ruhlar) alemindeki açlar susuzlar doydu. Yabani hayvanlar korkularından kurtuldu. Canlıların hastalıkları şifa buldu. Tüm canlılar tatlı dilli oldu. Atlar ve fiiller tatlı bağrıştı. Bütün müzik aletleri insan eli değmeden ezgiler çaldı. Mevsimsiz bir bulut yağmur yardırdı, topraktan sular fışkırdı, kuşlar uçmayı kesti, nehirler akmaz oldu, büyük okyanusun suları tatlandı. Çiçekler açtı. … On bin alemin hepsi de çelenklerle kaplandı. (Budha, İş Bankası yayınları, s. 41)"

Budha'nın ana karnına düşmesiyle başlayan hadiseler böyle anlatılır bazı metinlerde. Bu ve benzeri hikâyelere dünyanın hemen her bölgesi aşina olmalıdır. İnsanlar büyük insanların hayatları kadar ve ölümlerini normal bir olarak görmemiş, sıradan insanın doğum ve hayatından ayrıştırmak istemişlerdir. Büyük bir insan doğmuşsa, bu doğum büyük hadiselerin habercisi olmalıdır; onun doğumu tüm dünyayı ilgilendiren bir hadise (burada on bin alem, muhtemelen on sekiz bin alem anlamındadır) , yaşantısı bütün evrene yön veren bir rehberlik ve ölümü de evren için bir kıyamet olarak görülür. Velhasıl büyük insan büyük doğar, büyük yaşar ve büyük ölür!

HZ. PEYGAMBER'İN DOĞUMU VE MENKIBEVİ ANLATIMLAR

. 'in doğumundan söz eden eserlerin bir kısmında -özellikle popüler metinler- muhayyilenin etkin bir şekilde kullanıldığını görürüz. Bu eserlerde Peygamberin doğumunu tebcil ve takdis eden hadiseler kadar doğumu dünyanın tümünü ilgilendiren bir hadise olarak anlatan cümlelere de şahit oluruz. Hiç kuşkusuz bu üslup sadece modern zihne değil, geçmişte de insanlara abartılı gelmiş, kıssa anlatıcılığının yol açtığı bir sorun olarak görülmüş olmalıdır. Süleyman Çelebi'nin şiirinde veya en az onun kadar etkili metin olan Yazıcıoğlu Muhammed'in Muhammediye'de bazı örneklerine şahit olduğumuz anlatımlar Budha'nın doğumu hakkında zikrettiğimiz metinle benzerlik gösterir.

Bununla birlikte bu eserlerde geçen meleklerin doğum anında gelmeleri, evin üzerine bir çadır germeleri, eve nur inmesi vb. ifadeler bir Müslümana abartılı gelmeyebilir. Allah'ın kudretine ve meleklerin varlığına inanan biri için bunlar mümkün işlerdir. Belki bunları sadece Hz. Peygamber için değil, tüm doğanlar için düşünmek gerekir. Bir insanın doğumundan söz ediyoruz: insanın doğumu Allah'ın bir alemi var etmesidir. Mevlit diye isimlendirdiğimiz hadisenin gerçekte bir yaratma eylemi olduğunu unutmamak gerekir. Sufiler insanın doğum sürecini 'nüzul kavsi' yani Allah'tan aleme geliş ve yaratılış kavsi diye isimlendirir. İnsanın dünyaya gelişi ebeveyn cihetinden doğum diye isimlendirilirken doğumun gizlediği esas fiil Allah'ın yaratma eylemidir: Her doğum Allah'ın bir yaratma eylemidir. Bir kadına 'annelik' unvanı kazandıran hadise Allah'ın her an yaratıcı olmasının tecellisidir. İnsanın alemdeki müstesna konumunu düşününce her doğumun sıra dışı bir hadise olarak tebcili şaşılacak bir iş değildir. İnsan Allah'ın yeryüzündeki halifesidir, isimlerini öğrettiği ve varlıklara karşı meziyet verdiği müstesna varlıktır. Mevlitte meleklerin doğum için gelişiyle ilgili anlatılanları bütün doğumlar için düşünmek gerekir. Böylelikle doğum (mevlit) ile yaratılış arasındaki irtibatı tesis etmek, insanın yeryüzü seferi hakkında daha güçlü düşünceler ortaya koymak mümkün olabilir.

Hz. Peygamber'in doğumunun tüm dünyayı hatta 'on sekiz bin alemi' ilgilendirmesi bu anlatılardan farklıdır. Zerdüstlerin asırlardır yanan ateşlerinin sönmesi, muhtelif sarayların sütunlarının yıkılması vb. belki gelecekteki bir değişime ve fethe işaret eden mucizeler kadar zaman içinde sadece tasavvufun varlık teorisinde yer alan bütün alem için varlık sebebi olmasıyla ilgili anlatımlar bu kısma girer. Böyle hadiselere nasıl ? Metinlerde inanılması güç hadiselerin zikredilmesi eserlere karsı bir tereddüdü ortaya çıkartır. Müslümanlar Allah'ın sonsuz kudret sahibi olduğunu kabul eder; ilahi kudreti izah ederken Müslümanlar arasında ciddi görüş ayrılıkları bulunsa bile Ehl-i sünnet "Allah dilerse her şey olur" der. Fakat bir şeyin ilahi kudrette mümkün olması onun gerçekleştiği anlamına gelmez. Bu itibarla böyle anlatımlara kuşku ile bakmak ve itiraz etmek bir Müslümanın hakkı, bu konularda araştırma yapmak ve hakikati tespit etmek de âlimlerin görevidir. Herhangi bir eserde böyle bir hadise zikrediliyor diye onu ikrar etmek imanın gereği kabul edilemez.

Böyle hadiselerin bir kısmı sufilerin varlık teorileri içinde anlam kazanır. Bu varlık anlayışı Peygamberin hakikatini ezeli bir ilke sayarak bütün alemi onun tezahürü kabul eder. Bu konuda ayetlerden en güçlü delil Peygamber'in bütün alemlere rahmet olarak gönderildiğini beyan eden ayet-i kerimedir. Rahmet ile varlık arasında irtibat kurarsak –ki metafizikçiler bu irtibatı kabul eder-, Peygamber'in varlığıyla alemin varlığı arasında irtibat kurmak mümkün olur. Müslümanların bir kısmı böyle varlık anlayışını kabul etmez; bir kısmı da bunun farkında değildir. Bu nedenle böyle düşüncelerin abartılı bir şekilde işlenmesinin onlara faydası olmaz. Öte yandan abartılı anlatımların bir kısmı sembolik bir şekilde yorumlanabilecek hadiselerle ilgilidir. Zerdüştlerin ateşinin sönüp sönmediğini veya sarayların sütunlarının yıkılıp yıkılmadığını bilmiyoruz; fakat zamanla Müslümanlaşınca bütün bunların ne anlama geldiğini öğrendik.

Ekrem Demirli

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN