Arama

Abbasi devri hastahaneleri - II

Abbasi devri hastahaneleri - II

Bedr el-Mu'tazidî Hastahanesi: Abbasî Halifesi el-Mu'tazıd'ın azadlı kölelerinden olup daha sonraları devletin birçok önemli ve yüksek kademelerinde görev yapmış ve bu dönemde yönetimde büyük rol oynamış bir şahsiyet olan Ebu'n-Necm Bedr el-Hamamî (ö.311/923-924) Bağdad'ın el-Muharrem mahallesinde bir hastahane yaptırmıştır. Bu hastahanenin bulunduğu söz konusu el-Muharrem mahallesi adını eski bir Arab kabile reisinin adından almaktadır. Muharrem Ibn Yezîd İbn Şureyh İbn Muharrem İbn Malik, İslâm'ın ilk dönemlerinde Bağdad'ın kurulmasından yıllarca önce buraya gelip konakladığından bu mahalleye onun adı verilmiştir. El-Muharrem mahallesi er-Russafe ile el-Maali nehri arasında bir yerde bulunmaktadır.

Bedr el-Mu'tazıdî'nin Bağdad'ın bu mahallesinde yaptırdığı söz konusu hastahanenin giderleri el-Mütevekkil'in annesi Secah'ın vakfından karşılanmaktaydı. Bu vakfın mütevelliliği de Ebu Sakar Vehb İbn Muhammed el-Kelvezânî'nin elinde bulunuyordu. El-Mütevekkil'in annesi Secah bu vakfından bir kısmını Haşimoğulları'nın muhtaç olanlarına harcanmasını, diğer kısmınında hastalar için masraf yapılmasını istemiştir. Hastalar için ayrılan vakıf fonu da işte Bedr el-Mu'tazıdî'nin hastahanesine tahsis edilmişti.

Bu dönemin ünlü tabiblerinden olan Sinan İbn Sabit İbn Kurre hastahane ile ilgili olarak Secah vakfının gereklerinin yerine getirilmediğini müşahede ettiğinden vakfın mütevellisi olan Ebu Sakar'ı devrin veziri Ebu'l-Hasan Ali İbn İsa el-Cerrah'a şikâyet etmişti. Sinan İbn Sabit İbn Kurre, mütevelli Ebu Sakar'ın vakfın gelirlerinden bir kısmını Haşimoğulları'ndan fakir olanlarına harcayıp geri kalan kısmını elinde tuttuğunu ve hastahane için harcamadığını görünce bu şikâyete başvurmuştu. Ebu Sakar hastahanede tedavi gören hastaların hakkı olan meblağı elinde tutup hastaları kışın ortasında soğukta kömürsüz bırakıyor, gerekli gıdaları temin etmiyordu. Bundan dolayı da hastalar ister istemez sıkıntı çekip zarara uğratılıyordu. Bunu telafi etmek için vezir Ali İbn İsa, yazılan dilekçenin arkasına uzun bir not yazıp Ebu Sakar'ı yaptıklarından dolayı kınıyor ve vakfın gelirlerini vakfedenin istekleri doğrultusunda derhal harcamaya başlamasını ve Bedr Hastahanesi'nde yatmakta olan hastaların her türlü ihtiyaçlarının giderilmesini istemişti. Vezir özellikle Ebu Sakar'dan hastaların kışın ihtiyaç duyduğu kömürü temin etmesini ayrıca her türlü yiyecek ve ilâç ihtiyaçlarının giderilmesini gayet tatlı ve öğüt verici fakat hiç de yumuşak olmayan bir üslûpla emretmişti.

Bu bilgiler ışığında olaylara baktığımızda halifeler ve onların yakınları, vezirler ve devrin tabipleri hastahanelerin her türlü ihtiyaçları için bütün gayretlerini sarfetmekteydiler. Ayrıca vezir Ali İbn İsa'nın kendisi ayrı hastahane yaptırdığı gibi diğer hastahanelerle de ilgilenmekteydi. Yine bu duruma göre Bağdad'da her zaman birden çok hastahanenin olduğu görülmektedir.

Es-Seyyide Şağab Hastahanesi : el-Mu'tazıd'ın ümmü'l-veled'i Halife el-Muktedir Billah'ın annesi es-Seyyide lâkabıyla anılan Şağab'ın 306 Muharrem (918 Haziran ) ayında açılışını yaptığı bir hastahane kurmuştur. Bağdad'ın Suk Yahya (Yahya Pazarı)[1] semtinde açılan bu hastahanenin kuruluşunu meşhur tabib Ebu Said Sinan İbn Sabit İbn Kurre gerçekleştirmiş ve organizesini yapmıştır. Dicle Nehri kenarında kurulan es-Seyyide Şağab[2] Hastahanesi'ne tayin edilen tabip ve diğer görevlileri Sinan İbn Sabit imtihan ederek iş başına gelmelerini sağlamıştır. Hastahane her yönüyle bitirildikten sonra hasta kabulüne başlamıştı. Es-Seyyide Şağab'ın sahip olduğu mal ve mülkün büyük meblâğlara ulaştığı bilinmektedir. Yıllık gelirlerinin bir milyon dinarı aştığı kaydedilir. Bu büyük meblâğlardan bir kısmı hastahaneye harcanırdı. Hastahanenin bütün masrafları yıllık yedi bin dinar tutmaktaydı.[3] Bu masraflar da Yusuf Ibn Yahya el-Müneccim eliyle yapılmakta olup hastahanenin kurucusu olan tabib Sinan İbn Kurre ekonomik işlere ve harcamalara asla karışmaz elini paraya sürmezdi.[4]

El-Muktedirî Hastahanesi : Yukarıda söz konusu ettiğimiz es-Seyyide Şağab Hastahanesi'nin kurulmasını gerçekleştiren ve kuruluşu organize eden devrin baştabibi Sinan İbn Sabit İbn Kurre hemen hemen aynı yılda 306 (918-919) yılında devrin Halifesi el-Muktedir Billah Ca'fer'e (295-320/908-932) öğütte bulunarak bir hastahane yaptırmasını tavsiye etmiştir. Bunu çok iyi karşılayan el-Muktedir derhal işe başlanmasını emretmiş ve bu hastahane Bağdad'ın batı yakasında Babu'ş-Şam (Şam-Suriye kapısı) dolaylarında hemen yapılmıştı. Bu hastahaneye kendi adıyla anılıp "el-Muktedirî Hastahanesi" adı verilmişti. Halife el-Muktedir kendi kesesinden her ay buraya iki yüz dinar masraf ayırmış ayrıca hastahanenin giderlerinin karşılanması için buraya birçok vakıflar bağlamıştı.[5]

El-Muktedirî Hastahanesi baştabiplik görevinde bulunan birçok tabib içinde en çok tanınanı Sinan İbn Sabit İbn Kurre'nin yanısıra Yusuf el-Vâsıtî idi. Yusuf bu hastahanenin baştabibliğini yapmış ve burada birçok tabibin yetişmesini sağlamıştı. Aynı zamanda bir tıp fakültesi görevini yerine getiren bu hastahanede Cibril İbn Ubeydullah İbn Buhtişû' gibi tabipler okumuş ve yetişmişti. Cebrâil İbn Buhtişû'un Yusuf el-Vasıtî'nin öğrencisi olduğu kaydedilir.[6] Cebrâil (Cibril) İbn Buhtişû' daha sonra aynı hastahaneye baştabip olmuş kendi dalında gerçekten önemli bir tıp alimi idi. Bu hastahanede görev yaptığı müddet içinde hasta tedavilerinin yanı sıra birçok tıp öğrencisi okutmuş ve yetiştirmişti. Otuz yıl süreyle Bağdad'da oturan Cebrâil İbn Buhtişû' daha sonra buradan ayrılıp Meyyafarekîn'e giderek burada emîr Mumehhidu'd-Devle'ye intisab etti. Burada seksen beş yaşındayken 396 (1006) yılında vefat etti.

İbnü'l-Furat Hastahanesi : IV/X. yüzyılın başları İslâm Medeniyeti'nin her alanda hızla gelişmeye başladığı bir asırdır. Hatta bu asırlar Dünya Medeniyet tarihinde « İslâm asırları » olarak adlandırılır. Yukarıda isimlerini kaydettiğimiz hastahanelerin yapıldığı yıllarda Bağdad ve civarında hastahaneler mantar gibi türeyip birçok yerde yapılmaya başlanmıştı. Medeniyetin her alanında gelişmeler olduğu için bu alandaki ilerlemeler de son derece hızlı idi. İşte bu dördüncü yüzyılın başında Bağdad'da kurulan diğer bir hastahane de büyük vezir ailesi olan İbnü'l-Furat adıyla bir hastahane daha yaptırılmıştır. Yukarıdaki hastahanelerde olduğu gibi bu hastahanenin yapılmasına meşhur tabip Sabit İbn Sinan İbn Kurre önayak olmuştu. H.313 (m.925) yılında vezir el-Hakanî adı geçen tabibi Bağdad'da bir hastahane yapmak üzere görevlendirmişti. Bu hastahane kurulup Ibnü'l-Furat tarafından bütün giderleri karşılanmış ve her ay buraya yetecek kadar gelir bağlanmıştır. Bu gelirin aylık iki yüz dinar olduğu kaydedilir.[7]

Emiru'l-Umera Beckem et-Türkî Hastahanesi : Abbasî hilafeti yönetiminde ortaya çıkan Emiru'l-Umeralık müessesesinde Muhammed İbn Raik'ten sonra bu makamda bulunan Beckem et-Türkî de (ö.329/941) Bağdad'da bir hastahane yaptırmaya çalışmıştı. Beckem, Sinan İbn Sabit İbn Kurre'ye verdiği talimatla Vasıt'ta bir aş evi, Bağdad'ta da Dicle'nin batı kenarında bir hastahane kurmasını istemişti. Bu hastahanede özellikle fakirler tedavi edilecek ve muhtaçların ilâçları hastahane tarafından temin edilecekti. Bağdad'a birçok hastahane kazandıran meşhur tabib Sinan İbn Sabit, Beckem Hastahanesi'ni kurmuş ve Emiru'l-Umera'nın takdirini kazanmıştı.[8]

Halife er-Razî Billah'ın ölümünden sonra Emiru'l-Ümera Beckem devrin tabiblerinden olan Sinan İbn Sabit İbn Kurre'yi çağırıp Bağdad'ta bir hastahane ve Vasıt'ta da muhtaç insanlar için bir darü'z-ziyafe kurmasını emretmişti. Bu hastahanede muhtaç ve fakirlerin bedava muayene ve tedavi edilmesini isteyip hastahanenin giderleri için büyük bağışlarda bulunmuştu. Ayrıca bunu yaparken halkın refahını ve rahatını sağlamak için yaptığını belitmişti. Hastahanenin idari kurucusu olan Sinan İbn Sabit'e de bu hizmetinden dolayı mükafatlar verdiği kaydedilir.[9]


[1]Hastahane Bağdad'ın doğu yakası er-Rusafa'da bulunuyordu. Ez-Zahir bahçelerine yakın Suk Yahya adını alan bu bölge meşhur vezir Yahya el-Bermekî'den adını almaktadır. Bu mahallede ki bütün bahçeler Harun er-Reşîd tarafından veziri Yahya'ya iktâ edilmişti.

[2] el-Mu'tazıd'ın ümmü'l-veled'i olup Ca'fer el-Muktedir'in annesi idi. Oğlunun halife olmasından sonra bir çok mal mülke sahip olmuş, ancak bu malları Allah rızası için kullanmaktan çekinmemişti. Elinde ki her şeyini vakfederek vefat etmişti. Hatta üvey oğlu el-Kahir'i kardeşinin şerrinden koruyup öldürülmesine engel olduğu halde el-Kahir başa geçince Şağab'ın mallarını araştırmış el koymak istemiş fakat her şeyinin vakfedildiğini öğrenince onu göz hapsine almıştı. Şağab oğlu el-Muktedir'in öldürülmesinden sonra göz hapsindeyken yedi ay sonra Cemaziyelevvel 311 (923 Ağustos ) tarihinde vefat edip er-Rüsafe'de defnedilmiştir.

[3] Ibn Tağriberdî, en-Nucum,II, 203.

[4] Ibnü'l-Kıftî, İħbârü'l-ulemâ, s.195

[5] Ibnü'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Tarih ,VIII ,115; Türkçe çev.A. Ağırakça ,VIII ,99; Ibn Ebi Usaybia,Uyûn, I, 222 ; Ibnu'l-Kıftî, s.194 ; Ahmed İsa Bek ,Tarihu'l-Bimaristanat fi'l-İslam, s. !83.

[6] Ahmed İsa Bek, a.g.e.,184

[7] Ahmed İsa Bek, a.g.e. aynı yer.

[8] Ibn Ebi Usaybia ,Uyûn , I ,234'den ; Ahmed İsa Bek, ,a.g.e., sh.185

[9] Ahmed İsa Bek, ,a.g.e. s., 185

Prof. Dr. Ahmet Ağırakça

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN