Arama

  • Anasayfa
  • Tarih
  • Hilali dünyaya armağan eden kurumun öncüleri

Hilali dünyaya armağan eden kurumun öncüleri

Yayınlanma Tarihi: 5.8.2018 00:00:00 Güncelleme Tarihi: 06.08.2018 10:58
Hilali dünyaya armağan eden kurumun öncüleri

İnsanlar arasında ayrım yapmaksızın ihtiyaç halinde herkese yardımda bulunan Kızılay, ilk olarak 1868’de kuruldu. 1877 yılında II. Abdülhamit’in himayesiyle Hilal-i Ahmer adını aldı. Cemiyeti kuran bir grup idealist doktor sayesinde 150 yıllık bu iyilik hareketi insanlara umut olmaya devam ediyor.

1860 yıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nda Doğu ile Batı arasında derin uçurumların kavrandığı Batılılaşma faaliyetlerinin sistemli bir şekilde kurumlara yansıdığı, yeniliklerle bunalımların bir arada yaşandığı yıllardır.

Devletin Batılılaşma ve Batı ile birlikte hareket etme eğilimi olmasına karşın, hem uluslararası yardım dernekleri kurulması, hem de savaş anında ulus ayrımı yapılmaksızın yaralıların bakımların yapılması, yararlıların saldırmazlık çerçevesi içinde kalmalarının görüşüldüğü, ilk Cenevre Konvansiyonuna Osmanlı İmparatorluğu'ndan delege göndermedi. Fakat Osmanlı Cenevre Konvansiyonuna katılmayan ülkelere tanınan bir yıllık süreyi kullanarak "bir fayda ummamakla birlikte bir mazarrat da gelmeyeceği" vurgulanarak 5 Temmuz 1865 yılında sözleşmeyi imzaladı.

1867 yılında Paris'te toplanan ilk uluslararası Kızılhaç Kongresine Osmanlı İmparatorluğu Macar asıllı Dr. Abdullah Bey'i göndererek katılarak kuruluşun daimi üyeliğine seçildi.

Daha sonra imparatorluk sınırları içinde Dr. Abdullah Bey'in ısrarlı girişimleri sonunda Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa ve Kırımlı Dr. Aziz Bey'in de çabalarıyla Tıbbiye Nazırı Marko Paşa'nın başkanlığında 11 Haziran 1868'de "Mecruhin ve Marda-yı Askeriyeye İmdat ve Muavenet Cemiyeti" kuruldu.

Böylece 150 yıllık bu iyilik hareketinin temelleri bir grup idealist doktor tarafından atıldı. 11 Haziran 1868'de 22, daha sonra 25 kurucu üye ile örgütlenen Cemiyet, Sultan Abdulaziz'den de destek gördü. Cemiyet'e 43'ü hekim olan 66 kişi kurucu üye kaydoldu.

Bu kurucu üyelerin arasında, Dr. Abdullah Bey, Marko Paşa, Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye-i Şahane Müdürü Kırımlı Aziz bey ve Serdar-ı Ekrem Ömer Paşanın yanı sıra Ömer Rüstü paşa, Veli Paşa, Serdar-ı Ekrem Ethem Paşa, Mr. Ch. Curtis, Baron Prokeschosten, Dr. Servicyan Efendi, Dr. Peştemalcıyan Paşa, Avusturya Sefiri gibi önemli isimler yer alır.

HİLAL-İ AHMER'İN KURUCULARI

Mirlivalığa yükseltilen ilk hekim

1824 yılında Siros adasında doğan Marko Apostolidis, Rum asıllı bir Osmanlı hekimiydi. İkinci Mahmut tarafından açılan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahaneyi Tabip Miralay rütbesiyle bitirdi. 1851'de cerrahi kliniği şefliğine atandı. İyi bir hekim olmasından ötürü Mirlivalığa (Tuğgeneral) yükseltilen ilk hekim olma hakkını kazandı. 1861'de Sultan Abdülaziz'in hekimbaşılığına getirildi. 1871 yılında Tıbbiye-i Şahane Nazırlığı'na atandığında Ferik (Korgeneral) rütbesindeydi. 1878'de sonra II. Abdülhamit kendisini Meclis-i Ayan üyeliğine getirdi.

Marko Paşa'nın en büyük hizmeti Hilal-i Ahmer'in kuruluşunda gösterdiği samimi gayretlerdir. Dr. Abdullah Bey, Kırımlı Aziz Bey ve Ömer Paşa gibi çalışma arkadaşları ile beraber Cenevre Sözleşmesi'ne Osmanlı Devletinin imza atmasını ve Kızılhaç'a benzeyen bir kurumun Osmanlı toplumunda da oluşmasına yardımcı oldu.

Kızılay fikrinin ilk fitilini atan kişi

Abdullah Bey, 1799 yılında Viyana'da doğdu. Öğrenimini Viyana Akademisi'nde tamamladı. Mineroloji, Jeoloji ve fosil bilim dalında uzman olan Karl Edward, Viyana'da Ziraat Dergisi çıkardı. Daha sonra tıp ve doğa bilimleri ile ilgilendi ve 1837 yılında tıp doktoru oldu. Doğa bilimlerinden, entomoloji (böcek bilim) alanında büyük ün kazanan Dr. Abdullah Bey, dönemin önemli bilimsel dergilerinden biri olan "Gazete Agronomique"te yazarlık yaptı.

1848'de Macaristan'da, Macar Ulusçu eylemlerine katılması nedeniyle 30 arkadaşı ile Osmanlı Devleti'ne sığındı. Osmanlı Devleti tarafından Dr. Abdullah, önce kaymakam sonra da albay rütbesine terfi ettirildi. 1850'de Mekteb-i Tibbiyeyi Şahane'de Jeoloji ve Zooloji dersleri verdi. Abdullah Bey, topladığı binlerce fosil ile İstanbul'da Mektebi Tıbbiyeye bağlı doğal tarih müzesi kurdu. Bu müze büyük Vefa yangını sonrasında tamamen yok olmuştur. Avusturya hükümetinin baskısı ile Şam Askeri Hastanesi'ne atandı. Şam'da İslam dinini kabul ederek Müslüman oldu ve Abdullah Bey ismini aldı.

Kızılay tarihinde Abdullah Beyin unutulmaz bir yeri vardır. Macar asıllı bir Osmanlı albayı olan Dr. Abdullah Bey Türkiye'de Kızılaycılık fikrinin yeşermesinde ilk fiili adımı atan kişi oldu. Avrupa'da Kızılhaç teşkilatı kurularak Cenevre Sözleşmesi imzalanmıştı. Abdullah Bey, Osmanlı Devletinde de böyle bir kurumun oluşmasına ve Osmanlıların da Cenevre Sözleşmesine imza atmasını istiyordu. Bu konuda Mektebi Tıbbiye Nazırı Marko Paşa, Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa, Kırımlı Öğretmen Dr. Aziz Bey yardım ettiler. Böylece Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti adı ile uluslararası ilkeleri benimseyen İnsani Yardım Kuruluşu doğmuş oldu.

Abdullah Bey'in 1874'de vefat etmesinden sonra Osmanlı Devleti, Viyana'da yaşayan eşine emekli maaşı bağladı. Bu maaş 1928'de madamın ölümüne kadar devam etti. Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet yöneticileri Abdullah Bey'e duydukları vefa borcunu unutmadılar.

Kızılay'ın kurucularından olan Dr. Abdullah Bey ülkemize büyük hizmetlerde bulunmuştur. Türkiye'nin ilk doğa bilimleri müzesini kurmuş, jeoloji, mineroloji ve paleontoloji alanlarında önemli çalışmalar yapan Abdullah Bey, Türk tıp zoolojisine büyük katkılarda bulundu. Anestezi alanında dünyanın ilklerinden olmuş, tıp fakültelerinde öğretim üyeliği yanı sıra Kırım ve Suriye başta olmak üzere çeşitli eyaletlerde askeri hekimlik yaptı.

KIRMIZI HİLAL İÇİN MÜCADELE ETTİ

Kırımlı Aziz İdris Bey 1840'da İstanbul'da doğdu. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'den 1865 tarihinde Kolağası rütbesi ile mezun olup aynı okulda Emraz-ı Dâhiliye Muavini olarak çalışmaya başladı. Bir süre sonra da yeni açılan Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye müdürlüğüne atandı.

Türk gençlerinin tıp eğitimine ilgi duymamasından dolayı Osmanlı'da modern tıp fakültelerinin 1827'de açılmasına rağmen doktor sayısı ülke ihtiyaçlarını karşılamıyordu. Aziz Bey'e göre Türk çocuklarının tıbbiyeye ilgi duymamasının sebebi fakültedeki öğretim dilinin Fransızca olmasıydı. Kırımlı Aziz Bey tıp fakültesindeki öğretim dilinin Türkçeleştirilmesi için büyük çaba sarf etti. Bu amaçla Fransızca ders kitaplarının Türkçe tercümelerini yaptı, çevirdiği eserler arasında Lügat-ı Tıbbiye adlı Tıp Sözlüğü de bulunur. Kimya-yı Tıbbi adlı kitabında kimya sembollerini Latince yerine Osmanlı harfleriyle gösterdi. 1866 yılında tıp fakültelerinde öğretim dili Türkçe oldu fakat Fransızcanın hâkimiyeti daha uzun süre devam etti.

Aziz Bey'in en büyük hizmeti Kızılay'ın kuruluşunda olmasıdır. Arkadaşları ile birlikte Hilal-i Ahmer'in tesisi sırasında Dr. Abdullah Bey'in yanında yer alıp zorlukları aşmasında yardımcı oldu. Kırımlı Aziz Bey'in girişimleri neticesinde 12 Ağustos 1876 İstanbul toplantısında Türklerin kızıl haç karşılığı olarak beyaz üzerine kırmızı hilali sembol olarak kullanmaları ilke olarak benimsendi.

Kırımlı Aziz Bey 1878 yılında henüz 38 yaşında iken vefat etti.

II. Abdülhamit tarafından Serdar-ı Ekremliğe yükseltildi

Macar-Hırvat asıllı Hırvatistan Plaski doğumlu olan Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa'nın asıl adı Michel Lattas'dır. 1827'de Avusturya'da Harp Okulu öğrencisiyken Osmanlı Devleti'ne sığınıp Ömer Lütfi ismini almıştır. Batı dillerinde tercüme yapabilecek elemanlara duyulan ihtiyaç sebebiyle seraskerlik mütercimliğine tayin edildi.

Osmanlı ordusunda yüzbaşı olarak göreve başlayan ve göstermiş olduğu başarılar neticesinde miralaylığa kadar yükselen Ömer Paşa, 1841'de Lübnan'da Dürzi- Maruni kabileleri arasındaki çatışmaları bastırmak üzere görevlendirildi.

Eflak ve Boğdan'daki ayaklanmaların bastırılmasında göstermiş olduğu başarısından dolayı 1848'de Generalliğe yükseldi. 1849'de vezir rütbesiyle Müşir (Mareşal) oldu.

Edirne'yi ele geçirmek isteyen Rus ordularını yenerek geri çekilmesini sağladıktan sonra, Tuna üzerinden Kalafat'a geçti(1854). Burada Rus birliklerini yenerek bölgede kontrolü ele geçirdi. Bu zaferden sonra Sultan II. Abdülhamit Ömer Paşa'yı Serdar-ı Ekremliğe (Başkomutan) yükseltti.

Daha sonra Girit ayaklanmalarını da bastıran Ömer Paşa, 1869'da "Hassa Mareşalliğe" terfi etti. 1871'de vefat eden Ömer Paşa, Hilal-i Ahmer'in kurulması aşamasında Abdullah Beye büyük destek verdi. Cemiyetin ilk kuruluşu onun destek ve himayesinde gerçekleşti.

İMDAT VE MUAVENET CEMİYETİ NEDEN DAĞILDI?

Cemiyetin kuruluşunu izleyen süre içinde pek aktif olamadı. Bunun nedeni olarak; cemiyetin amacının yeterince anlaşılamamış olması, Osmanlı yönetiminde Batılılaşma hamlelerinin tam sindirilememiş olması, amblemin haç şeklinde olması gösterilir.

Aynı zamanda bu kuruluş sivillerin askerlik alanına karışması olarak da yorumlandı ve hükümet sunulan nizamnamesi onaylanmadı.

Kuruculardan Dr. Abdullah Beyin kişisel gayretleriyle kısa bir süre çalışmalar yürüten ve onun ölümünden sonra pek ilgilenilmeyen cemiyet, 1874 yılında dağılmak zorunda kaldı.

DÜNYANIN İLK KIZILAY'I

Aradan geçen iki yıl sonra Osmanlı-Rus Savaşı'yla Hilal-i Ahmer Cemiyet'i yeniden hayata geçti. Bu savaşta Rus ordularının ilerleyişi karşısında Osmanlı'nın büyük kayıplar vermesi cemiyetin tekrar hayata geçmesinde büyük etken oldu.

II. ABDÜLHAMİT CEMİYETİ HİMAYESİ ALTINA ALDI

11 Haziran 1868 tarihinde "Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti" adıyla kurulan ve Dünyanın ilk Kızılay'ı olan cemiyet, 14 Nisan 1877 tarihinde idare heyetini seçen cemiyetin adı padişah buyruğu ile aynı yıl Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti oldu. Dönemin padişahı II. Abdülhamit cemiyeti himâyesine aldı. İlk toplantı Beşiktaş Sarayı Paşa dairesinde yapıldı.

Emekleme dönemi denilen bu dönemde en büyük etkinliğini Osmanlı – Rus Savaşında sergiledi. Cemiyet özellikle Plevne'de kendini gösterdi ve bölgeye gönderilen 2 operatör başkanlığındaki 50 doktor ile 4000'e yakın hasta ve yaralıya destek sağladı. Yine Hilal-i Ahmer tarafından cephe gerisinde 9 gezici hastane, İstanbul'da 4 ilk yardım istasyonu kuruldu ve buralarda da 25 bin yaralı ve hastaya bakıldı.

Kızılhaç hareketi din ve mezhep farklılıkların üstünde hareket ettiklerini belirtmesine rağmen amblemi Hristiyanlığı çağrıştırması Müslüman dünya tarafından rahatsız edici bulunuyordu. Bunu üzerine Kırımlı Aziz Bey'in bu konuda yazılarıyla giriştiği mücadele sonunda 12 Ağustos 1876 İstanbul toplantısında Türklerin kızıl haç karşılığı olarak beyaz üzerine kırmızı hilali sembol olarak kullanmaları ilke olarak benimsendi. Seçilen amblemin bütün devletlerce tanınması için Cenevre'deki Uluslararası Kızılhaç Komitesine başvuruldu. O dönem Rusya başta olmak üzere, devletler davranışlar ve haklar açısından amblemlerin birbirinden ayırt edilmemeleri kaydıyla yeni amblemi tanıdı.

Kırmızı ay sembolü, Dr. Besim Ömer Paşa tarafından Londra'dan sonra La Hey Konferansı'nda da önerildikten sonra, 10 Mayıs 1912'de toplanan 9. Washington Salib-i Ahmer Konferansı'nda resmen bütün devletler tarafından onaylandı.

KIZILAY'IN ALAMETİ

Kızılay'ın alameti, beyaz zemin üzerinde karşıdan bakarken sola doğru açık kırmızı "ay"dır. Yalnız Kızılay bayrağında "ay"ın açık yüzü bayrak direğinin tersine doğrudur.

Kızılay alameti, Devletler Hukuku'nun ilgi hükümleri gereğince, savaş zamanında silahlı kuvvetlerin sağlık servisleri ile o hükümlerin belirlediği kişi ve kuruluşlar için "koruyucu ve belirtici işaret" olarak kabul edilir. Bunlar dışında kalan hiçbir kişi, kurul ve kurum, savaşta tarafsızlık ve dokunulmazlık timsali olan bu işareti kullanamaz.

HİLALİ DÜNYAYA ARMAĞAN EDEN KURUM

Türk Kızılayı, 1868 yılında dünyadaki ilk Kızılay olarak kuruldu. Osmanlı İmparatorluğunun en zor döneminde askerlere yardım amacıyla kurulan Hilal-i Ahmer, uluslararası harekete "kızıl ay" amblemini de kazandırmış, "Hilal"i dünyaya armağan eden kurum oldu. 1923'de "Türkiye Hilal-i Ahmer Cemiyeti", 1935'te "Türkiye Kızılay Cemiyeti" ve 1947'de "Türkiye Kızılay Derneği" adını aldı.

Derlenmiştir.

Hilal-i Ahmer'den Kızılay'a Prof. Dr. Seçil Karal Akgün / Murat Uluğtekin 2000,

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Hilal-i Ahmer İcraat Raporları 1914-1928,

Türk Kızılayı'nın Kurucusu Dr. Abdullah Bey Prof. Dr. Sefa Saygılı

Kızılay Yayınları

2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN