Arama

Osmanlı'da harem orkestrası:

Osmanlı'da harem orkestrası: Harem-i Hümayun

Osmanlı Türk musikisinin sarayda oluşmaya ve kimliğini kazanmaya başladığı yıllardan, sarayın siyasi gücünü kaybettiği yıllara kadar geçen dönem, musikişinaslar açısından incelendiğinde padişah huzurunda yapılan tüm musiki meclislerinin erkek hanende, sazende ve bestekârlardan oluştuğu görülür. Kadınlardan oluşan musiki topluluklarının varlığı kaynaklar doğrultusunda tespit edilse de; icra, kadınlar arasındaki musiki meclislerinde ve haremde yapılırdı.

Osmanlı sarayına ait görsel ve yazılı belgelere göre; iç mekânlarda ve özellikle haremde kadınlar tarafından çalınan çalgılar, dış mekânlarda ve padişah huzurunda yapılan şenliklerde erkekler tarafından çalınmaktaydı. Örneğin Derviş Ali Risale-i Musiki adlı eserinde kemençeyi bir kadın çalgısı olarak tanımlasa da, çalgının özellikle padişah huzurunda yapılan şenliklerde ve dış mekân icralarında kadınlar tarafından çalındığına rastlanılmaz.

KADINLARIN SANATI İCRA MEKÂNLARI

Kadınların icra mekânları incelendiğinde ise saray haremi, şehir konağı haremi, köy konağı haremi ve kına eğlenceleri gibi mekânlar karşımıza çıkıyor. Saray ve konak haremlerinde kadınların çalgı çalıyor olması tercih sebebi iken, köy konağı ve taşra haremlerinde çalgı ve sesten ziyade dans yeteneğinin ön planda olduğu anlaşılabilir. Saray hareminde müzik dersleri günlük yaşam alışkanlıklarındandır.

KADIN MUSİKİŞİNASLARI NEREDEN ÖĞRENDİK

Osmanlıda kadının musiki ile resmedildiği en temel sanat eserleri minyatürlerdi. Bu minyatürler sarayın içerisini ve daha çok meşk sahnelerini tasvir etmişti. 15'inci yüzyıl Fatih dönemine ait minyatürde çeng ve def çalan kadınlar, erkeklerle birlikte müzik icra etmekte. zamanında yaşayan Tursun Bey, Fatih'in çocuklarının sünnet düğününü anlatırken cariye muganniyelerden ve çaldıkları sazlardan bahseder.

17'nci yüzyılda Osmanlı sarayında bulunmuş Leh asıllı Ali Ufki sarayın harem dairesindeki musiki faaliyetlerinden bahsederken sultanın düğününde çalgı çalan ve raks eden kadınları detaylı bir şekilde anlatır.

KADINLARIN KONSERVATUARI

Erkekler Enderun'un meşkhanesinde devam ederken kadınlar için Harem-i Hümayununda ya da saray dışındaki konaklarda müzik hocalarının kendilerine ders vermesiyle devam ederdi. Kadınlar için müzik eğitimi aldıkları meşkhane onlara bir konservatuvar ortamı yaratmış ve eğitimli musikişinaslar olarak Osmanlı kadınları sarayda ve şehirde, şehir musikisinde eğitimli olmanın verdiği rahatlık içerisinde daha etkili bir biçimde musiki ve raks ile uğraşmışlar ve müzikal bir kimlik geliştirebilmişlerdi. Müzik konusunda eğitim alan kadınlar sadece gündelik hayatın bir parçası olarak musikiyi devam ettirmekle kalmamış, sazende ve bestekâr olarak haremde çalışmalarını devam ettirip hocalık düzeyine de çıkmışlardı.

KADIN ORKESTRASI HAREM-İ HÜMAYÜN

Osmanlı'da yenileşme sürecinde müzik de nasibini aldı. Baştaki her sultan; eşlerinin, kızlarının ve hareminin müzik alanında eğitim görmesini önemsemiş, onların eğitimi için hocalar ve enstrümanlar getirtmişti.

Erkeklerden kurulu orkestranın giremediği haremde de müzik gelişmeleri takip edilmekte olduğundan kadınlar bakır sazlardan oluşan kendi fanfarını kurmuştu. 80 kişilik bu kadınlar orkestrasını Osmanlı'nın ilk kadın orkestra şefi olan Tambur Majör denilen bir kadın yönetmişti.

Orkestra, ön sırasında klarnet, flüt ve birinci boru takımı olmak üzere, ikinci ve üçüncü sıralarında ikinci boru takımı, trompet, davul ve zil gibi çalgılardan oluşmaktaydı.

Daha Abdülmecid devrinde temelleri atılan haremdeki kadınlar orkestrasının üyeleri bu çalışmalarının yanı sıra piyano dersleri almışlar, başta Dürr-i Nigar hanım olmak üzere Donizetti Paşa tarafından yetiştirilmiş kalfalar da piyano dersleri vermişler, besteler yapmışlardır.

Harem-i Hümayün'ün kadınlardan oluşan orkestrası, en az 'ün erkeklerden oluşan orkestrası kadar başarılıdır. 1861'de Vahdettin doğduğunda Muzıka-ı Hümayün orkestrası sarayın bahçesinde kapı önünde, kadınlar orkestrası ise bahçe kapısına yakın bir yerden paravana arkasında sırayla çalmışlardır.

SAZ TAKIMI HEDİYE EDİLDİ

19'uncu yüzyılda I. Abdülhamid'in kızı 'ın II. Mahmut'un kızı Adile Sultan'ın saraylarında kızlardan kurulu bir ince saz takımı bulunmaktaydı. Mısırlı Abbas Paşa, 'in annesi Bezm-i Âlem Vâlide Sultan'a kadınlardan oluşan bir saz takımı hediye etmişti.

KENDİLERİNE AİT KIYAFETLERİ DE VARDI

Kadın müzisyenler giydikleri kıyafetle ve kısa kesimli saçlarıyla erkekleri andırmaktaydılar. Üniformaları defne yaprağı işlenmiş iki santimetre genişliğinde sırma zırhlı narçiçeği renginde kadife bir pantolon ve etekleri, kolları ve boyun kısmı yine sırma işlemeli birer ceketten oluşmaktaydı. Başlarına kıyafetlerinin kumaşından kenarı zırhlı ve ferahili fes, ayaklarına ise parlak ayakkabılar giyerlerdi.

II. Abdülhamid'in kızları Naime ve Zekiye Sultanların saz takımları da pek ünlüydü

Aynı kaydın İngiliz seyyah M. A. Walker tarafından nakledildiğini ve Sultan Abdülmecid'in kızı Zeynep Sultan'ın sarayında erkek bandoculara özgü üniformalar giymiş trompet, korno, flüt, davul, zil gibi, doğrudan doğruya bando musikisinde kullanılan sazları çalan bir bando bulunduğunu yazmış, gördüğü ve dinlediği topluluğu uzun uzadıya tasvir etmişti:

"Birçok pencereyle aydınlanan, geniş çıplak bir oda düşünün. On beş-yirmi kadın ve kız yarım daire çizen bir düzen içinde oturmuş, çeşitli sazlar çalınıyordu. Tam ortalarında, sıradan, gözlüklü bir adam nota sehpasının önünde oturmuş, ritim vuruyordu. Bu hanım sultanın askeri bandosudur; kızların çoğu Çerkez ve Gürcüdür. Salondaki kapıların birinin önünde pinekleyen uzun boylu bir zencinin muhafızlığında musiki dersleri alıyorlardı. Musiki hocaları Pera tiyatro orkestrasında çalanlardan biriydi."

OSMANLI HANEDANINDAN KADINLAR DA MÜZİKLE İLGİLENDİ

Arife Kadriye Sultan, Hatice Sultan, Fehime Sultan

Abdülmecid'in gelini 'ın da piyano için besteleri bulunuyor. Sultanların kızları da beste çalışmalarında bulunmuştu. Örneğin, V. Murat'ın büyük kızı da bir kompozitördür ve babasına ithafen bir "Vals" bestelemiştir. Hatice Sultan'ın kardeşi Fehime Sultan da, iyi bir piyanisttir, birçok da bestesi vardır. Meşhur eserlerinden biri " Galop a la Constitution" (Meşrutiyet Galopu) dur. Fehime Sultan ayrıca Marche L'Union Nationale (Marş-ı İttihad-ı Milli- Milli Birlik Marşı) isimli eseri bestelemişti.

Ayşe Sultan

II. Abdülhamid'in kızı , ilk piyano derslerini Hazinedar Dürriyekta Kalfa'dan ve sonrasında François Lombardi'den almıştı. Hem mükemmel bir piyanist hem de besteciydi. Güftesini de kendisinin yazdığı ilk bestesi olan Hamidiye Marşını 12 yaşında iken bestelemiş, 1901'de, ikinci cülus yıldönümünde Abdülhamid'e hediye etmişti. Piyanonun yanı sıra arp ve keman da çalan Ayşe Sultan'ın birçok eseri günümüze ulaşmıştı. Ayrıca Halife II. Abdülmecid için bestelediği " Marche a sa Majeste le Calife Abdoul-Medjid Khan II" (Majesteleri Halife II. Abdülmecid Han Marşı) isimli bir eseri vardır. Ayşe Osmanoğlu hatıratında kardeşi Naime ve Şadiye Sultanların da batı müziği eğitimi almış çok iyi birer piyanist olduğundan bahseder.

Abdülhamid'in İlk Hanımı

Abdülhamid'in ilk hanımı olan Nazikeda Başkadınefendi de iyi bir piyanistti. Dolayısıyla anlaşıldığı üzere kendinden önceki sultanların devrinde olduğu gibi Abdülhamid de kadınların batı müziği eğitimi almalarına önem vermişti.

Fatma Zinnur Hanım

İşte yine babasının görevi dolayısıyla saraya yakın olan , Abdülhamid döneminin tek zaferi olan Tesalya bölgesinde kazanılan Çatalca zaferini kutlamak için bir marş bestelemişti. Babası, Abdülhamid'in Tahrirat-ı Hariciye Kâtibi (Dışişleri Bakanlığı Sekreteri) Mehmed Nuri Bey, bu savaşla ilgili diplomatik görüşmelerde yer almış, hatta barış antlaşmasına dönemin dışişleri Bakanı Tevfik Beyle birlikte Osmanlı İmparatorluğunu temsilen imza atan isimlerden biri olmuştu.

Fatma Zinnur Hanım, 6 Mayıs 1897 tarihli ve Çatalca (Pharsale) Zaferi başlıklı bu marşını Sultan II. Abdülhamid'e ithaf etmiş, eserin kapağında da marşı Sultanın emriyle bestelediğini ve güzel sanatlar alanında bir madalyayla ödüllendirildiğini belirtmişti. Nitekim Başbakanlık Osmanlı arşivinde de Tahrirat-ı Hariciye Kâtibi Nuri Bey'in kerimesi Fatma Zinnur Hanım'a sanayi madalyası ihsan edildiğine dair resmi bir belge mevcut.

Başlangıcı "Grazioso" olarak tanımlanmış re minör tonundaki bu askeri marşı Trio kısmı takip ediyor. Marşa eşlik eden sözleri de Sultan Abdülhamid'in Osmanlı halkını Çatalca zaferiyle sevindirdiğini ve Osmanlı tarihinde adının şanlı anılacağını, "Binler yaşa" sözleriyle padişahı kutladıklarını belirterek o günün coşkusunu yansıtır.

OSMANLI KADIN BESTECİLER YA DA MUSİKİŞİNAS KADINLAR

Eldeki verilere, yazılan makalelere bakarak diyebiliriz ki Osmanlı kadını pek çok konuda olduğu gibi, musiki konusunda da kendi içinde icracıları, bestekârları, saz sanatçıları ile önemli bir mevkide bulunuyor.

Reftar Kalfa

Günümüzün çeşitli musiki araştırmalarına konu olmuş bestekâr hanımlardan birisi Reftar'dır. Reftar'ın Sultan IV. Mehmet zamanında yaşamış bir besteci olduğu nakledilir ama Kalfa olarak anılmadığı için de Reftar'ın kadın olup olmadığı da söz konusu edilir.

Reftar kalfa adına kayıtlı eserler arasında rast, hicaz, Nigar, şehnazbuselik, muhayyer sünbüle, arazbar zemzeme, zirgüle makamlarında peşrevler ve saz semaileri ile saba peşrev ve eve buselik saz semaisi yer alır.

Dilhayat Kalfa

Reftar kalfadan sonra 19'uncu yüzyılın ikinci yarısından önce yaşamış olup da eserleri bilinen ve çalıp okunan tek kadın bestecimiz 'dır. Tambur çaldığını da bildiğimiz Dilhayat Kalfa'nın Evcârâ makamındaki peşrev ve saz semaisi meşk geleneği ile 20'nci yüzyıla ulaşmış ve Dar-ül Elhân Tasnif Heyeti tarafından tespit edilmiş eserler arasında yer alır. Ayrıca 18'inci yüzyıl güfte mecmualarından olan Hekimbaşı Mecmuasında "Dilhayat" adına kayıtlı Rast ve Eviç makamlarında murabba beste ve Segâh makamında bir semâiyle birlikte on beş eseri tespit edildi.

(Derlenmiştir.)

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN