Arama

Konağı'ndan 'ne

Zeynep Hanım Konağı'ndan Edebiyat Fakültesi'ne

Kavalalı ’nın kızı ve Abdülaziz devri sadrazamlarından ’nın eşinin ismini taşıyan Konağı, 'un ilk taş konaklarından olan Beyazıt'taki ve Vefa'daki konaklarıyla aynı zamanda inşa ettirildi. Bir süre '' adında bir okul tarafından kullanıldı. 28 Şubat 1942'de çıkan , binanın yarısının tamamen yanmasına sebep oldu. 1943'ün ortalarına kadar sadece dört duvarı ayakta kalan konak yıktırıldı ve yerine bugün olarak kullanılan bina inşa ettirildi.

ile 'ın evi olan konak, 1903-1909 arasında 'un ilk Müslüman yetimhanelerinden birisi ve sanat okulu olan Darü'l-Hayr-ı Âli'ye tahsis edildi. 1909'da lağvedilince konak, imparatorluğun Avrupa tarzındaki ilk yükseköğrenim kurumu olan ve o yıl eğitim programı yeniden düzenlenen 'ye tahsis edildi. Bina, 28 Şubat 1942'de çıkan yangında yandı. Yangından sonra konağın yerine Sedad Hakkı Eldem ve Emin Onat tarafından bugün de kullanılmakta olan ulusal mimari üslupta inşâ edilmiş olan Edebiyat-Fen Fakültesi binası yapıldı.

DEVLET ADAMLARININ OTURDUKLARI SEMTLER

Beyazıt, Vezneciler ve Şehzadebaşı, yüzyıllarca üst düzeydeki devlet adamlarının oturdukları semtler arasında yer aldı. İstanbul'un fethinden sonra bölgede yaptırılan ve 'Eski Saray' denilen yapı, Topkapı Sarayı'nın tamamlanmasının ardından eski önemini yitirdi. Ama semt 20'inci yüzyılın başına kadar paşaların ve zengin ailelerin gözdesi olarak kaldı. Bugün, İstanbul Üniversitesi'nin bulunduğu geniş alanda yer alan eski saraya yakın konaklardan biri de hükümdarın annesi olan Valide Sultan'ın hesap işlerine bakan görevliye yani 'valide kethüdası'na aitti.

İki katlı, kırmızı boyalı bu ahşap konak, İstanbul'un yüksek noktalarından biri üzerine yapıldığı için şehrin neredeyse her tarafından görülüyordu. Binanın en büyük özelliği ise dönemin diğer yapılarının aksine geniş bir çatı altında toplanması ve ilâvelerle genişletilmemiş bir mimariye sahip olmasıydı.

Valide kethüdasının ölümünden sonra 1850'li yıllarda Sadrazam Fuad Paşa, Sultan Abdülaziz'den rica ederek konağı satın aldı ve uzun yıllar burada yaşadı. Devletin önde gelen ve Mısır'da yaşayan bir başka paşasının, Yusuf Kamil Paşa'nın eşi, Mısır Valisi Kavalalı 'nın üçüncü kızı Zeynep Hanım'ın Bebek'te ve Yakacık'ta çok büyük iki yazlığı vardı. Ama bir türlü saraya yakın bir konak alamamışlardı. Paşa, Mısır dönüşünde 'Valide Kethüdası Konağı'nı, 1863'te 'nın ailesinden satın aldı. Yusuf Kâmil Paşa, eski konağı yıktırıp yerine 90 bin lira harcayarak büyük bir taş konak yaptırdı.

Bu konak, İstanbul'un ilk taş konaklarından olan Beyazıt'taki ve Vefa'daki konaklarıyla aynı zamanda inşa ettirilmişti. 1865'te tamamlanan bina, 'Zeynep Hanım Konağı' olarak bilindi. Tefrişatı 30 bin liraya mal oldu ve eşyaların tamamı Yusuf Kamil Paşa'nın kethüdası Hüseyin Haki Efendi tarafından Avrupa'dan getirildi. Kamil Paşa 1876'da, Zeynep Hanım da ondan beş sene sonra yaşama veda ettiler.

Konak, bir süre 'Darülhayır' adında bir okul tarafından kullanıldı. 1909'da İstanbul Darülfünunu'nun Fen, Edebiyat ve Kimya fakültelerine tahsis edildi. 28 Şubat 1942'de fizik laboratuvarında çıkan , binanın yarısının tamamen yanmasına sebep oldu. 1943'ün ortalarına kadar sadece dört duvarı ayakta kalan konak yıktırıldı ve yerine bugün olarak kullanılan bina inşa ettirildi. (Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi)

ZEYNEP HANIM KONAĞI

Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın zengin kızı Zeynep Hanım'la evlendikten sonra çok zengin bir insan olan Yusuf Kamil Paşa, fakir fukaraya yardım etmeyi seven, eli açık bir kişidir. Yusuf Kâmil Paşa bir aralar Çemberlitaş'taki Asım Paşa Konağı'nda kiracı olarak ikamet etmiş, daha sonra Demirkapı'da bir konak satın almış, Tahsin Bey'in Konağı'nı satın alıp yıktırarak Zeynep Hanım Konağı olarak ün kazanacak konağı aynı yerde yaptırmıştır. Leskofçalı Galib'in Zeynep Hanım Konağı'nın inşası tamamlanmasına 1864 tarihini düşürdüğünden yola çıkarak buradaki toplantıların en erken aynı tarihte başlamış olması mümkündür. Yusuf Kamil Paşa (1808-1876)'nın konağı olarak da bilinen mekân, sanatı ve sanatçıyı himaye eden, fakirlere yardım eden devrin konaklarının en ünlülerinden biridir.

KONAKTA AĞIRLANANLAR

Zeynep Hanım Konağı isimliyle meşhur olan konakta, ev sahibi sıfatıyla Yusuf Kamil Paşa; Recaizade Mahmut Ekrem, , Leskofçalı Galib, Hersekli Arif Hikmet, İbrahim Şinasi Hayri Efendi, İrfan Paşa, Osman Nevres, Kerküklü Şeyh Rıza, Nihad Bey, Sadullah Paşa ve kardeşi Said Bey gibi devrin önemli şair, âlim ve siyasetçilerin ağırlanmıştır.

Yusuf Kamil Paşa'nın konağındaki toplantılar için "Şark encümen-i daniş ve irfani" , "söz ekspozisyonu" gibi ifadelerin kullanılması, konakta düzenlenen toplantıların düzeyini ve katılımcıların kimliklerini açığa çıkaran ifadelerdir. İbnülemin Mahmud Kemal İnal ise, 'Huzuru, hakikaten daniş ve irdan encümeni idi. Şark ve Garp uleması, üdebası ve şuarası o encümende toplanır; ilmi ve edebi muhasebeler ve mübahaseler cereyan ederdi. Her türlü mübahaseye, ilzam-ı isbat-ı müddeaya kadirdi, cümleleriyle Yusuf Kamil Paşa'yı ve mahfilde bir araya gelenlerin sıradan insanlar olmadığını ortaya koymaktadır.

İbnülemin'in Son Asır Türk Şarileri'nde yazdığına göre Namık Kemal, Barika-i Zafer isimler erinin temize çekilmiş bir nüshasını, kolayca görülebilecek bir biçimde cebine koyup Paşa'nın konağına gitmiştir. Yusuf Kâmil Paşa, Namık Kemal'e cebinde görülen defterin mahiyetinin ne olduğunu sormuş, Namık Kemal de ona geçen gün sahaflardan aldığı eski bir mecmuada güzel bir esere tesadüf ettiğini, bu eseri paşanın okuması için istinsah ettiğini söylemişti: İzin isteyip bunları okuyan Namık Kemal'e Yusuf Kamil Paşa, ''Kemal Bey, dur. Eskiler böyle… Yiyemezler. Bu eser senindir.'' şeklinde karşılık vermiştir. Ömer Faruk Akün, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'ndeki Namık Kemal maddesinde, Barik-i Zafer eserinin üzerinden 1278 Ramazan-ı Mart 1862 tarihinin bulunduğunu tespit etmiştir.

TOPLANTILARA KATILAN KALİTELİ KİŞİLER

Bu tespitte hareket edersek bu muhaverenin 1862 yılının Mart ayından önce yapıldığı sonucuna ulaşabiliriz. Yusuf Kamil Paşa, "likayat ve istitad erbabını lisanen ve nakden himaye'' ede ve onların mesleklerinde yükselmeleri içi her türlü ''teşvike tergibde'' bulunurmuş. İbnülemin, onun haytanı anlattığı meşhur eserinde, Şinasi'yi Reşid Paşa'dan sonra onun himaye ettiğini ve onu daha ağır muamelelerden koruduğunu belirtmektedir. Yine İbnülemin, paşanın himayesinden ve konağından fazlasıyla istifade eden Namık Kemal'in Yusuf Kamil Paşa'ya bir kaside sunduğunun bilgisini vermektedir. İlim ve edebiyat sahasında kendini yetişmiş, kültürlü bir insan olan Yusuf Kamil Paşa, konağında düzenlediği toplantılara her anlamda kaliteli kişilerin katılmasını istemiş olmalıdır. Yusuf Kamil Paşa'nın Fenelon'dan Tercüme-i Telemak ismiyle Türkçeye çevirdiği eser de paşanın edebiyata vukufiyetini gösteren bir delildir. (Turgay Anar, Mekandan Taşan Edebiyat)

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN