Arama

Allah’a teslimiyetin zirvesi: Hz.

Allah’a teslimiyetin zirvesi: Hz. İsmail

Allah’a teslimiyetin en güzel örneklerinden biridir Hz. ’in edilişi. Bu teslimiyet karşısında Allah onlara katından Cebrail (as) ile bir kurban gönderdi. O günden kıyamete kadar, kurban ibadeti ile bu büyük itaat ve teslimiyet eylemi yâd edilecek.

(as)'in, yıllar geçmesine rağmen bir evladı olmamıştı. O, ellerini kaldırarak Rabbine şöyle dua ediyordu: "Ya Rabbi! Bana salihlerden olacak bir evlat ver!" (Sâffât 37/100) Duasının üzerinden yıllar geçmiş, Hz. İbrahim'in hicreti 'a kadar uzanmıştı. Bir müddet burada kalan güzide insanlara isminde birisi daha katılmıştı. Bir rivayete göre o bir kral kızıydı. Başka bir rivayete göre ise Mısır'ın doğu illerinden koparılmış ve Mısır sarayına gönderilmiş bir cariyeydi. İşte bu cariye, İbrahim'in eşi olmakla şereflendi.

Efendimiz Hacer validemize hürmet gösterilmesini, Mısır'ı fethettikleri zaman Hz. Hacer validemizin hatırına Mısırlılara iyi davranılmasını ashabına ve Müslümanlara özellikle tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştu: "Eğer Mısır'ı fethederseniz, halkına iyi muamele ediniz. Çünkü onların bizde hakları ve bizimle akrabalıkları vardır." Kendisine akrabalık sorulunca "İsmail'in annesi onlardandır" cevabını vermişti

İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik."

(Sâffât, 37/101)

Bir süre sonra Yüce Allah onlara bir oğlan çocuğu nasip etti. Adını koydular.

Hz. İsmail'in doğumundan sonra Sare, Hacer validemizi kıskanmaya başladı. Bunun üzerine Hz. İbrahim'in eşi Sare, Hz. İbrahim'e Hacer'le İsmail'i başka bir yere götürmesini söyledi.

"Ey Rabbimiz! Ailemden bir kısmını, senin hürmetli evinin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Namazlarını beytinin huzurunda dosdoğru kılsınlar diye. Ey Rabbimiz! Sen de insanlardan mümin olanların gönüllerini onlara meylettir. Onları meyvelerle rızıklandır ki, onlar da nimetlerinin kadrini bilip şükretsinler. Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki Sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Ne yerde ve ne gökte hiçbir şey Senden gizli kalmaz."

(İbrahim 14/37-38)

Hz. İbrahim, Yüce Allah'ın izniyle Hacer'i ve İsmail'i yanına alarak yola çıktı. Günlerce yürüdüler. Ovalardan, tepelerden, ıssız çöllerden geçtiler. Mekke yakınlarına kadar geldiler. O sırada İsmail iki yaşında idi. Nihayet bugün Kâbe'nin bulunduğu yere vardılar. Bir ağacın altında durdular. Etrafta kimsecikler yoktu. Hz. İbrahim ana ile oğulun yanına biraz yiyecek ve su bıraktıktan sonra oradan uzaklaştı. Hacer arkadan bağırıyordu: "Bizi bu ıssız yere bırakıp nereye gidiyorsun? Biz bu dağ başında ne yaparız, nasıl yaşarız?"

Hz. İbrahim Hacer'in sesine, gözyaşlarına dayanamıyordu. Yine de yoluna devam etti. Bir süre sonra Hacer şöyle seslendi: "Yoksa bizi buraya bırakmanı Allah mı emretti?" O zaman Hz. İbrahim döndü ve şöyle dedi:

-Evet, Yüce Allah emretti.

Hacer'in içi rahatlamıştı. Oğlu İsmail'i kucağına aldı. Sallamaya başladı:

-Öyle ise Allah bize yeter. O bizi korur, bizi besler.

Aradan günler geçti.

SEFA VE MERVE ARASINDA

Hacer ağaç dallarından ve taşlardan bir kulübe yaptı. Orada yaşamaya başladılar. Ancak bir süre sonra suları bitti. Küçük İsmail susuzluktan ağlamaya başladı. Hacer bu duruma artık dayanamıyordu. Çocuğun ağlayışları onu çılgına çeviriyor, Hacer ne yapacağını bilemiyordu. Acele ile dışarıya çıktı, hızla Sefa tepesine yürüdü, tepenin üzerine kadar çıktı, etrafına baktı, hiç kimse ve su yoktu. Çaresizlikten inledi. Tepeden indi. Koşarak bu sefer karşıdaki Merve tepesine tırmandı. Orada da kimseyi göremedi, suyu bulamadı. Uzaktan uzağa kulübede ağlayan İsmail'in sesi geliyordu. Hacer Sefa ve Merve tepeleri arasında kendini kaybetmiş gibi tam yedi kere gidip geldi. Güneş iyice yükselmişti. Hacer ümitsizlik içinde kulübesine döndü. Belki de oğlu İsmail susuzluktan ölmüştü.

Kulübeye girince İsmail'in yanı başından bir su kaynayan bir su gördü. Ve İsmail orada oynuyordu. Hacer suyun aktığını görünce boşa gideceğinden korktu ve Arapça "Zem zem", yani "dur dur" demeye ve eliyle suyu tutmaya başladı. Çok sevinmişti. İşte Yüce Allah onların imdadına yetişti ve susuzluktan kurtuldular. Hacer, Allah Teâlâ'ya secde etti ve ona şükretti.

Bugün Kâbe'de bulunan kuyusu, işte bu sudur.

Hazreti Peygamber, bununla ilgili olarak şöyle der:

"Allah, İsmail'in annesi Hacer'e rahmet eylesin! Eğer o, zemzemi kendi hâline bıraksaydı da suyu avuçlamasaydı, akıp giden bir ırmak olurdu."

Hz. İsmail ve Hacer bulundukları yerde kendi başlarına yaşarken bir gün Cürhüm kabilesinden bir topluluk, suyu görerek oraya geldiler. Hacer Hanım'dan izin alarak vadiye yerleştiler. Kısa zamanda o bölge şen ve bayındır oldu.

Hz. İbrahim bir zaman sonra karısı ve oğlu İsmail'i ziyarete geldiğinde, bu ıssız vadiyi şenlenmiş buldu. Bu duruma çok sevindi.

AYDINLIK BİR RÜYA

Artık Hz. İsmail de büyümüş, koca bir delikanlı olmuştu. Hz. İbrahim bir gün Mekke'de bir rüya gördü. Rüyasında oğlu İsmail'i Allah Teâlâ'ya ediyordu. Önce bu rüyasının doğruluğundan şüphe etti. Ancak aynı rüyayı daha sonraki gecelerde de görünce bunun Yaratan'dan gelen bir emir olduğunu anladı.

Yüce Allah Hz. İbrahim'i çok ağır bir sınava çekiyordu. Oğluna ip ve bıçak almasını, birlikte dağa çıkıp odun getireceklerini söyledi. Zaten baba oğul sık sık yakınlardaki dağlara gider, oradan odun getirirlerdi.

İsmail ip, balta ve bıçak aldı. Hazırlıklarını gördüler. Beraberce yola çıktılar. Allah'ın dostları en ağır sınavlardan geçiyordu. Babası, İsmail'e yaklaştı ve şöyle dedi: "Ey yavrucuğum, seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Buna ne dersin?" İbrahim (a.s)'e teslimiyet abidesi halim bir oğul verilmişti. Babasına: "Ey babacığım, ne emrolunuyorsan yap! Sen, beni inşallah sabredenlerden bulacaksın" dedi. (Sâffât 37/102)

Peygamberlerin rüyaları da bir tür vahiydir. Konuyla ilgili Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: "Peygamberlerin gözleri uyur, fakat kalpleri uyumaz."

Hz. İbrahim, Hz. İsmail'i alıp Mina'da kurban edeceği yere götürdü. Ve çocuğunun ellerini ayaklarını bağlayıp şakağı üzere yatırdı.

BIÇAĞIN KESMEDİĞİ KURBAN

Daha sonra Hz. İbrahim, oğlunun gözlerini bağladı. Onu kurban etmek üzere sağ yanının üzerine yatırdı. Bıçağını çekti. Oğlunun boğazına sürdü. Ama bıçak kesmemişti. Hz. İsmail, babasına kendisini yüz üstü döndürmesini ve yüzünü görmemesini söyledi. Sanıyordu ki babası onun yüzünü gördüğü için dayanamıyor ve bıçağı bastıramıyordu. Hz. İbrahim, oğlunun dediğini yaptı. Onu yüzüstü döndürdü ve bıçağını bir kere daha sürse de bıçak yine kesmedi. Hz. İbrahim'in ve İsmail'in bu samimi teslimiyetleri ve itaatleri Rabbimiz tarafından kabul gördü. Ve onlara şöyle seslenildi:

"Ey İbrahim! Gerçekten rüyanı doğrulayıp onayladın. Biz iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. Bu gerçekten çok açık bir imtihandır." (Sâffât 37/103-106)

Her ikisi de Allah'ın bu teslimiyet imtihanını kazandı. Buna karşılık Allah onlara katından Cebrail ile bir kurban gönderdi.

"Biz oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona iyi bir nam bıraktık. İbrahim'e selam, dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandır." (Sâffât 37/107-111)

KIYAMETE KADAR SÜRECEK TESLİMİYET

Bu olay Hz. İbrahim'in Allah'a itaatini, Hz. İsmail'in de hem Allah'ın emrine hem de babasına teslimiyetini gösteren çok güzel bir örnektir. O günden kıyamete kadar kurban ibadeti ile bu büyük itaat ve teslimiyet eylemi yâd edilecek.

Ebû Muhammed Ka'b bin Ucre (ra) şöyle anlatır: "Bir gün Rasûlullah (sav) yanımıza gelmişti. Kendisine "Ya Rasûlullah! Sana nasıl selam vereceğimizi öğrendik, ancak sana nasıl salâvat getireceğiz" diye sorduk. O da şöyle cevap verdi: "Allah'ım! İbrahim'e ve âline salât ettiğin gibi Muhammed'e ve âline de salât et. Allah'ım! İbrahim'e ve âline hayır ve bereket lütfettiğin gibi Muhammed'e ve âline de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz övülmeye layık olan sensin ve yücesin" deyiniz buyurdular.

KÂBE'NİN YAPILIŞI

Hz. İbrahim eşi Hacer ve oğlu Hz. İsmail'i ziyaret için tekrar Mekke'ye geldiğinde Hz. Hacer'in vefat ettiğini ve Hicr denilen yere defnedildiğini öğrendi. Oğluna sarıldı, ağladı. Daha sonra bir gün oğlundan Allah'ın mabedinin yapımında kendisine yardım etmesini istedi. Hz. İsmail babasının bu teklifini hemen kabul etti.

Hz. İbrahim, Allah tarafından kendisine gösterilen yüksekçe bir yeri İsmail'e göstererek hemen işe koyuldu. Temellerin yeri açıldıktan sonra Hz. İsmail, Allah'ın evi için taş taşımaya İbrahim de duvarları örmeye başladı. Âdem'den Şit'e, ondan da Nuh'a kadar gelen, fakat Nuh tufanı ile kaybolmuş olan bu temellerin yeri İbrahim'e gösterilmişti.

Duvarlar yükselince düzgün ve büyükçe bir taşı getiren Hz. İsmail, babasının onun üzerine basarak işine devam etmesini istemişti. Daha sonra bu iskele görevi gören taş "Makam-ı İbrahim" diye anıldı. Onlar duvarları yükseltirken ikisi birlikte Allah'a şöyle dua ediyorlardı:

"Ey Rabbimiz! Tarafımızdan kulluk armağanı olarak sunulan şu hizmeti, kabul buyur! Şüphe yok ki, her şeyi hakkıyla bilen Sen'sin, Sen. Rabbimiz! İkimizi de yalnız Sana boyun eğenlerden eyle! Soyumuzdan da sana boyun eğecek bir ümmet çıkar! Bize ibadet yer ve usullerimizi göster ve tövbemizi kabul buyur! Çünkü tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet eden sadece sensin." (Bakara 2/127-128)

Öylesine ufuklu bir bakış açısı ortaya koydular ki, bugün milyonlarca insan peygamberlerin inşa ettiği bu mabedi tavaf ederek Allah'a kulluklarını ifa ediyorlar.

Beytullah'ın dört köşesi vardır ve ona Arapçada dört köşesi olan anlamına gelen Kâbe denilir. Babası tavaf başlangıcını belirlemek için Hz. İsmail'den bir taş getirmesini istedi. Getirdiği taşı İbrahim (as) beğenmedi. Bir rivayete göre Cebrail (as) ona Haceru'l-Esved'i Ebû Kubeys Dağı'ndan getirmiş, İbrahim de onu oraya yerleştirmişti.

Yıllar önce bu beldeye bırakılmasının hikmeti tecelli etti ve Yüce Allah, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail'den, Allah'ın Beyti'ni temiz tutmalarını istedi.

Hz. İbrahim ve İsmail, Cebrail (as.)'in gösterdiği hac farizasını yerine getirip haccı ilan etmişlerdi. Bütün insanlığı hacca davet etmeleri Allah tarafından emir buyruldu.

"Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; Beyti'mi de, tavaf edenler, Allah'ın huzurunda duranlar, rükû ve secde edenler için tertemiz yap! İnsanları hacca davet et ki, bir kısmı yaya olarak, bir kısmı da uzak yollardan develer üzerinde sana gelsinler."

(Hacc 22/26-27)

Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulur: "Biz Kâbe'yi insanlar için toplanıp sevap kazanma yeri ve güvenli bir mekân yapmıştık. Siz de İbrahim'in makamını namazgâh edinin. Zaten İbrahim ile İsmail'e şöyle emretmiştik: "Tavaf edenler, ibadet etmek maksadıyla orada kalanlar, rükû ve secde edenler için evimi temiz tutun." (Bakara 2/125)

Hz. İbrahim oğlu İsmail (as)'i Mekke'de bırakarak Filistin'e döndü. Böylece Hz. İsmail ömrünün sonuna kadar insanlara haccı yaptırdı ve Allah'ın emirlerini insanlara emretmekle görevlendirildi.

Allah Teâlâ, Hz. İsmail'i bu bölgeye ve Kâbe'nin idaresine peygamber kıldı ve haccın yapılmasını Kâbe'nin temiz tutulmasını Hz. İsmail'den istedi.

"Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahy ettiğimiz gibi sana da vahy ettik. Ve (nitekim) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, Esbât'a, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahy ettik." (Nisa 4/163)

"De ki: Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup ve Yakupoğullarına indirilenlere, Musa, İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırt etmeyiz. Biz ancak ona teslim oluruz." (Âl-i İmran 3/84)

Hz. İsmail kabilesine, Amalika ve Yemen dolaylarındaki kabilelere davette bulundu ve daha sonra Kâbe'ye döndü. Hz. İsmail bu davetinde ciddi sıkıntılarla karşılaştı. İnsanların her türlü direnişine ve eziyetlerine karşı hakkı söyleyip onlara güzel örnek oldu. Samimiyetiyle ve sabrıyla onların direnişine karşılık verdi. Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. İsmail bize şöyle anlatılır: "O hidayete erdirilen ve âlemlere üstün kılınanlardandır." (En'am 6/86)

"Allah'ın rahmetine kabul edilen, iyilerden ve sabredenlerden biridir." (Enbiya 21/85-86) Sözünde duran, halkına namaz kılmayı, zekât vermeyi emreden, Rabbinin hoşnutluğunu kazanmış bir rasûl ve nebidir. (Meryem 19/54-55)

Hz. İsmail hakkında hadislerde çok detaylı bilgilere rastlamıyoruz. İbadetlerini Rabbine karşı en güzel şekilde yerine getirdiği ve teslimiyetini Rabbine karşı tam gösterdiği gibi, gerek kurban konusunda gerekse Kâbe'nin inşası konusunda babasına karşı da tam bir teslimiyet gösterdiğini biliyoruz.

Evlatlar içinde Hz. Nuh'un oğlunun yanında Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail'in varlığı, hidayetin tamamen insanın istemesi ile Allah'ın ona bu isteğini vermesi şeklinde gerçekleştiğini gösterir. Hz. İsmail 137 yaşlarında Mekke'de vefat etti ve Hicr'e annesi Hacer'in yanına defnedildi.

Derlenmiştir.

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN