Arama

  • Anasayfa
  • Gündem
  • Peygamberimize övgünün en nadide örneği ‘Naat şiiri’

Peygamberimize övgünün en nadide örneği ‘

Peygamberimize övgünün en nadide örneği ‘Naat şiiri’

, bugün 'nda gerçekleştirdiği konuşmada, tüm Müslüman âleminin Mevlid Kandilini tebrik etti. Konuşmasında “Allah’ın yardımı ve inayetinin ve toprakları başta olmak üzere dünyanın neresinde zulüm gören bir Müslüman bir mazlum varsa hepsinin üzerine olmasını niyaz ediyorum” dedi. Erdoğan, kürsüde şair ’nın kaleme aldığı, ’e yazılan Naat şiirini okudu.

Konuşmasında "Dünyada kutlaması sadece bize mahsus olan bu güzel gün ve gece milletimizin Peygamber Efendimize (sav) olan sevgisinin en bariz örneğidir" diyen , "Öyle ki şairlerimiz Peygamber Efendimizi doğumundan vefatına kadar anlatmak için mevlid, anmak için "naat" dediğimiz özel bir şiir tarzı ortaya çıkarmışlardır. Mevlid Gecesini bir de merhum Arif Nihat Asya'nın o güzel naatıyla tebrik etmek istiyorum" sözlerine yer verdi.

Ardından 'nın Naat şiirinden şu dizeleri okudu:

"Biz bu dünyadan nereye

Göçelim, ya Muhammed?

Yeryüzünde, riya, inkâr, hıyanet

Altın devrini yaşıyor…

.

Diller, sayfalar, satırlar

"Ebu Leheb öldü" diyorlar:

Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed;

Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!

.

Neler duydu şu dünyada

Mevlid'ine hayran kulaklarımız;

Ne adlar ezberledi, ey Nebi,

Adına alışkın dudaklarımız!

Artık, yolunu bilmiyor;

Artık, yolunu unuttu

Ayaklarımız!

Gel, Ey Muhammed, bahardır.

Dudaklar ardında saklı

Âminlerimiz vardır!

Hacdan döner gibi gel;

Mirac'dan iner gibi gel;

Bekliyoruz yıllardır!

Konsun yine pervazlara

Güvercinler;

"Hu hu"lara karışsın

Âminler.

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!"

PEYGAMBERİMİZE ÖVGÜNÜN EN NADİDE ÖRNEKLERİNDEN

1975 yılında hayata veda eden merhum şair Arif Nihat Asya, fikrin ve milliyetçiliğin ağır bastığı şiirler yazdı. Tarihimizin muhteşem ve şanlı sayfalarını şiirleştiren Arif Nihat Asya, bayrak ve vatan kavramlarını ustalıkla şiirlerinde kullandı.

Asya'nın, Peygamber Efendimizi anmak için kaleme aldığı ve bugün Başkan Erdoğan'ın 'nda okuduğu Naat şiirinin tamamı şu şekilde:

"Seccaden kumlardı...

Devirlerden, diyarlardan

Gelip göklerde buluşan

Ezanların vardı.

.

Mescit mümin, minber mümin…

Taşardı kubbelerden Tekbir,

Dolardı kubbelere "âmin"!

.

Ve mübarek geceler, dualarımız,

Geri gelmeyen dualardı.

Geceler ki pırıl pırıl,

Kandillerin yanardı!

.

Kapına gelenler ya Muhammed,

- Uzaktan, yakından -

Mümin döndüler kapından!

.

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;

İki dünyada aziz ümmet,

Muhammed ümmetiydi.

.

Konsun yine pervazlara

Güvercinler;

"Hu hu"lara karışsın

Âminler…

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!

.

Şimdi Seni ananlar, anıyor ağlar gibi…

.

Ey yetimler yetimi,

Ey garipler garibi;

Düşkünlerin kanadıydın,

Yoksulların sahibi…

Nerde kaldın ey Resul,

Nerde kaldın ey Nebi?

.

Günler, ne günlerdi, ya Muhammed;

Çağlar ne çağlardı:

Daha dünyaya gelmeden

Müminlerin vardı…

Ve bir gün ki gaflet

Çöller kadardı,

Halime'nin kucağında

Abdullah'ın yetimi,

Amine'nin emaneti ağlardı!

.

Hatice'nin goncası,

Aişe'nin gülüydün.

Ümmetin gözbebeği,

Göklerin Resulüydün...

Elçi geldin, elçiler gönderdin.

Ruhunu Allah'a,

Elini ümmetine verdin.

Beşiğin, yurdun, yuvan

Mekke'de bunalırsan

Medine'ye göçerdin.

Biz bu dünyadan nereye

Göçelim, ya Muhammed?

Yeryüzünde, riya, inkâr, hıyanet

Altın devrini yaşıyor…

.

Diller, sayfalar, satırlar

"Ebu Leheb öldü" diyorlar:

Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed;

Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!

.

Neler duydu şu dünyada

Mevlid'ine hayran kulaklarımız;

Ne adlar ezberledi, ey Nebi,

Adına alışkın dudaklarımız!

Artık, yolunu bilmiyor;

Artık, yolunu unuttu

Ayaklarımız!

Kâbe'ne siyahlar

Yakışmamıştı, ya Muhammed,

Bugünkü kadar!

.

Haset gururla savaşta;

Gurur, Kaf Dağı'nda derebeyi…

Onu da yaralarlar kanadından,

Gelse bir şefkat meleği.

İyiliğin türbesine

Türbedar oldu iyi!

.

Vicdanlar sakat

Çıkmadan yarına.

İyilikler getir, güzellikler getir

Âdem oğullarına!

.

Şu gördüğün duvarlar ki

Kimi Taif'tir, kimi Hayber'dir.

Fethedemedik ya Muhammed,

Senelerdir.

.

Ne doğruluk, ne doğru;

Ne iyilik, ne iyi…

Bahçende en güzel dal,

Unuttu yemiş vermeyi.

Günahın kursağında

Haramların peteği!

.

Bayram yaptı yabanlar;

Semave'yi boşaltıp

Save'yi dolduranlar.

Atını hendeklerden-bir atlayışla-

Aşırdı aşıranlar.

Ağlasın Yesrib,

Ağlasın Selman'lar!

.

Gözleri perdeleyen toprak,

Yüzlere serptiğin topraktı.

Yere dökülmeyecekti, ey Nebi,

Yabanların gözünde kalacaktı!

.

Konsun yine pervazlara

Güvercinler;

"Hu hu"lara karışsın

Âminler.

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!

.

Ne oldu, ey bulut,

Gölgelediğin başlar?

Hatırında mı, ey yol,

Bir aziz yolcuyla

Aşarak dağlar taşlar,

Kafile kafile, kervan kervan

Şimale giden yoldaşlar!

.

Uçsuz bucaksız çöllerde,

Yine, izler gelenlerin,

Yollar gideceklerindir.

.

Şu tekbir getiren mağara,

Örümceklerin değil;

Peygamberlerindir, meleklerindir.

Örümcek ne havada,

Ne suda, ne yerdeydi.

Hakkı göremeyen

Gözlerdeydi!

.

Şu kuytu, cinlerin mi;

Perilerin yurdu mu?

Şu yuva-ki bilinmez,

Kuşları hüdhüd müdür,

Güvercin mi kumru mu?

Kuşlarını bir sabah,

Medine'ye uçurdu mu?

.

Ey Abva'da yatan ölü,

Bahçende açtı dünyanın

En güzel gülü;

Hatıran, uyusun çöllerin

Ilık kumlarıyla örtülü!

.

Dinleyene, halâ,

Çöller ses verir:

"Yaleyl!" susar,

Uğultular gelir.

Mersiye okur Uhud,

Kaside söyler Bedir.

Sen de, bir hac günü,

Başta Muhammed, yanında Ebubekir;

Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü

Destan yap, ey şehir!

.

Ebubekir'de nur, Osman'da nurlar.

Kureyş uluları, karşılarında

Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;

Ali'nin önünde kapılar açılır,

Ali'nin önünde eğilir surlar.

Bedir'de, Uhud'da, Hayber'de

Hakk'ın yiğitleri, şehit olurlar.

.

Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;

Yerde kalmazdı ruh… kanatlıydı.

.

Konsun yine pervazlara

Güvercinler;

"Hu hu"lara karışsın

Âminler.

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!

.

Vicdanlar, sakat çıkmadan,

Ya Muhammed, yarına;

İyiliklerle gel, güzelliklerle gel

Âdem oğullarına!

.

Yüreklerden taşsın

Yine, imanlar!

Itri, bestelesin Tekbir'ini;

Evliya okusun Kur'an'lar!

Ve Kur'an'ı göz nuruyla çoğaltsın

Kayışzade Osman'lar!

.

Naatını Galip yazsın,

Mevlid'ini Süleyman'lar!

Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle

Geri gelsin Sinan'lar!

Çarpılsın, hakikat niyetine

Cenaze namazı kıldıranlar!

.

Gel, Ey Muhammed, bahardır.

Dudaklar ardında saklı

Âminlerimiz vardır!

Hacdan döner gibi gel;

Mirac'dan iner gibi gel;

Bekliyoruz yıllardır!

.

Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;

Hızır kanat, Cibril kanat,

Nisan kanat, bahar kanat;

Ayetlerini ezber bilen

Yapraklar kanat…

Açılsın göklerin kapıları,

Açılsın perdeler, kat kat!

Çöllere dökülsün yıldızlar;

Dizilsin yollarına

Yetimler, günahsızlar!

Çöl gecelerinden, yanık

Türküler yapan kızlar

Sancağını saçlarıyla dokusun;

Bilal-i Habeşi sustuysa

Ezanlarını Davut okusun!

.

Konsun-yine-pervazlara

Güvercinler;

"Hu hu"lara karışsın

Âminler…

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!"

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN