Arama

  • Anasayfa
  • Gündem
  • Bölgesel dizaynın aktörleri Zarrab kumpasında bilirkişi

Bölgesel dizaynın aktörleri kumpasında bilirkişi

Bölgesel dizaynın aktörleri Zarrab kumpasında bilirkişi

Katar, , Suudi Arabistan, Mısır, Lübnan ve bunların yanı sıra ’ye müdahalelerde bulunmaya çalışan, kimi ülkelerde istediklerini başaran, kimisinde başaramayan yapının bir parçası ile karşı karşıyayız. Bu yapı, başarısızlığa uğradığında alenen savaş açmaktan, seçilmiş siyasi liderlere karşı darbecileri savunmaktan, Sarraf kumpasında olduğu gibi ülkelerin egemenliklerine yolsuzluk kılıfını kullanarak müdahale etmekten hiç çekinmiyor.

Middle East Eye adlı haber sitesinde Haziran 2016'da Rori Donaghy imzasıyla bir haber yayınlandı. Haber; Abu Dabi veliaht prensi Muhammed bin Zayed'in, Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Salman'a (MBS) ABD yönetiminin desteğini arkasına almak ve Suudi Arabistan'ın başına geçmek için iki önemli yol izlemesi gerektiğini aktarıyordu. Bu yollardan ilki Vehhabilik rejimine son vermesi, ikincisi de İsrail ile sağlam ve açık ilişki-ler kurmaya hazır olduğuna 'ı ikna etmesiydi. Gerçekten de bu görüşmeden birkaç ay sonra Mart 2017'de henüz ikinci veliaht prens olmasına rağ-men bin Selman, Beyaz Saray'da Trump tarafından ağırlandı. Görüşmeye Trump'ın damadı Kushner de katıldı. Haberden bir yıl sonra Haziran'da Suudi Arabistan Kralı Selman, Veliaht Prens Muhammed bin Nayif'in yerine 31 yaşındaki oğlu bin Selman.

Ancak bununla birlikte Veliahd Selman'ın, Abu Dabi veliaht prensinin söylediklerini hayata geçirmesi gerekiyordu. Önce Eylül'de Arap ve İslam dünyasının tanınan vaizlerinden Suudi Selman el-Avde ve Şeyh Aid el-Karni gibi alimlerin de aralarında bulunduğu 20 kişi tutuklandı. Sonra, Veliaht Selman, ekim ayında "Önceden olduğumuz hale, tüm dinlere ve dünyaya açık ılımlı bir İslam ülkesine dönüyoruz" açıklamasını yaptı. Son olarak da Suudi Arabistan Müftüsü, "İsrail'e karşı savaşmanın caiz olmadığını, Hamas'ın terör örgütü olduğunu" söyledi. Müftü, Hizbullah'a karşı İsrail ordusuyla işbirliği yapılabileceğini de ifade etti. Veliaht prens böylelikle henüz koltuğa oturmadan kendisinden beklenen önemli konularda adımlar atmaya başla-mıştı. Bin Selman'ın kral koltuğuna oturması Muhammed bin Zayed, Kushner ve tabi ki Trump'ın da içinde olduğu bir sürecin sonunda gerçekleşmişti. Buradaki en kritik rol kuşkusuz Muhammed bin Zayed'in idi.

Abu Dabi Prensi bin Zayed'in adını daha önce de duymuştuk. Danışmanı Muhammed ve Washington Büyükelçisi Uteybe ile bölgeyi di-zayn etmek için tüm imkanlarını seferber eden biri kendisi. Özellikle Büyükelçisi Uteybe aracılığıyla ABD yönetimi ve düşünce kuruluşları ile çok iyi ilişkileri var. Uteybe, Pentagon'un strateji toplantılarına sıkça davet ediliyor ve birçok kesim tarafından Washington DC'deki en etkili büyükelçi olarak tanımlanıyor.

BÖLGEYİ DİZAYN EDEN İSİMLER

Ayrıca Trump'ın damadı Kushner ile telefonda konuşacak kadar da yakın. Yani Veliahd Selman'ın kral koltuğuna oturması sürecinde bin Zayed adına Uteybe, Trump adına da Kushner'in birlike hareket ettiğini görüyoruz. Şu ana kadarki kritik isimleri bir kenara not edelim. Suudi Veliahdı Selman, BAE Veliahdı Zayed, Kushner, Uteybe ve Dahlan. Devamına birazdan geliyoruz.

Büyükelçi Uteybe'nin, daha önce sızan e-maillerine Suudi operasyonu açısından bir göz atalım öncelikle. Uteybe, bin Selman'ı pazarlamak için sık-lıkla düşünce kuruluşlarıyla, beyaz saray ve uluslararası medya ile iletişime geçiyor.

Tüm gazetecilere sık sık onun ne kadar modern, uzlaşmacı ve ılımlı İslam için reformcu bir kişilik olduğunu aktarıyor. Mesela Washington Post yazarı David Ignatus'a Nisan'da bin Selman hakkında bir yazı yazmasını rica ediyor.

Bir e-mailde "Muhammed bin selman ile görüştüğün için çok teşekkürler David. Bizim bundan sonra yapacağımız en önemli iş onun başarısı için çalışmak." diyor. Benzer şekilde New York Times yazarı Tom Friedman'a "Bin Selman ile değişimi göreceğiz. Bu yüzden çok heyecanlıyız. Başarılı olmasına ihtiyacımız var." İsrail eski büyükelçisi Martin Indyk'e "Veliahd Selman pragmatik bir liderdir. Onunla kalmalıyız." CFR'den Steven Cook'a "Muhammed Bin selman Bir reformcudur." Bütün bu yazışmalar elbette onun henüz birinci veliaht prens olmasından çok önce yapılıyordu. Uteybe ve ekibi sayesinde uluslararası medyada ve ABD yönetiminde her geçen gün ağırlığı artıran bir isim haline gelmeye başlıyordu. Uteybe, Kushner aracılığıyla Trump'a, diğer ilişkileriyle Pentagon'a ve az önce değindiğim gibi medyaya ulaşarak bu süreci yürütüyordu. Bu güçleri ikna mı ediyordu yada onların stratejilerini mi hayata geçiriyordu orası çok net değil ama sonuç değişmiyordu. Uteybe bu değişimlerin tam merkezinde duruyordu. Arkasında da FDD (Demokrasiyi Savunma Vakfı) adında etkili bir düşünce kuruluşu vardı. Uteybe'nin bir süre önce sızan e-maillerinde bu kuruluşun yöneticileri ile Mısır, Katar, Suudi Arabistan ve konularında nasıl birlikte hareket ettiklerini çok açık görüyoruz.

FDD İÇİN UYUMLU AKTÖR

Bugünlerde adını sıkça duyduğumuz FDD'yi biraz tanıyarak devam edelim. Washington merkezli bu kuruluşun finansmanı, İsrail Başbakanı 'nun sıkı dostu ve Trump'ın seçim kampanyasının en büyük destekçilerinden milyarder Sheldon Adelson tarafından sağlanıyor. Başkanı ve yardımcısı ise ABD'de devam eden Sarraf kumpasının hakimi Berman tarafından atanan bilirkişiler; Mark Dubowitz ile Jonathan Schanzer. Bu iki isim BAE Büyükelçisi Uteybe ile Ortadoğu ve özellikle Körfez ülkelerinde çok yakın çalışıyorlar. Yazışmalarda ve medya taramalarından Suudi Arabistan'da Muhammed bin Selman operasyonu için kendilerine verilen görevi çok iyi yaptıklarını okuyoruz. Mesela Haziran ayında henüz bin Selman birinci veliaht olarak atanmamışken, BAE'de FDD olarak bir toplantı gerçekleştiriyorlar. Toplantının gündem maddeleri; Katar, Müslüman Kardeşler, Türkiye ve Suudi Arabistan'dan oluşuyor. Suudi Arabistan alt başlığında bin Selman için hazırlık yaptıkları anlaşılıyor. Gündem maddeleri; "yeni vizyon, değişim ve dönüşüm" başlıkları altında politikalar şeklinde özetlenmiş. Dubowitz ile Schanzer bin Selman hakkında birçok rapor ve prestijli basın kuruluşlarında makaleler yazıyorlar. Özellikle "radikal İslam" ile mücadele, sorununun Hamas dışında çözümü, Mısır'ın Sisi ile birlikte bölgede dengeleyici güç olması, Türkiye'nin, özellikle Erdoğan'ın bölgedeki gücünün kırılması ve elbette İsrail ile Suudi Arabistan'ın ilişkilerin normalleşmesi konularında bin Selman'ın uyumlu bir aktör olacağı konusunda yazıları, raporları var.

FDD'de çalışan başka bir isim de bu iletişim ve toplantılarda sıkça yer alıyor. Kıdemli Başdanışman John Hannah. Bunun dışında ucu Sarraf davasına çıkan diğer FDD çalışanı ise bir Türk. Türkiye'den ABD'deki kumpasına sahte delil ve belge götürdüğü iddiasıyla hakkında yakalama kararı çıkarılan eski CHP Milletvekili Aykan Erdemir de FDD içinde yer alıyor. Resim tamamlanıyor böylece. Bu vesileyle ekibi tekrar güncelleyelim isterseniz. Bin Selman, bin Zayed, Kushner, Uteybe ve Dahlan ile birlikte FDD düşünce kurulu-şundan üç isim ekleniyor listeye. Dubowitz, Schanzer ve Hannah...

Katar'a yönelik operasyonda da bu ekip çok aktif rol oynadı. FDD çalışanı Sarraf kumpasının bilirkişilerinin, Uteybe ve Dahlan ile yazıştıkları Katar konulu birkaç başlık şöyle; Ka-tar'ın Müslüman Kardeşler ile bağlantısı, Hamas'a olan desteği, özellikle Katar TV kanalı El Cezire'nin kaos ve teröre yardım ediyor iddiası. Bu başlıkların tamamı Katar ablukası sırasın-da Suudi Dışişleri'nin Katar'dan istediği talep listesinde yer aldı. Zira bu bilirkişiler Hamas, Müslüman Kardeşler, Katar ve son olarak da Mısır'daki darbeye destek vermediği için Türkiye düşmanı olarak nam salmışlardı.

Sözde bilirkişi olan bu isimler, Uteybe ve Dahlan ile birlikte Filistin sürecini de yöneten kişiler ayrıca. Abbas'ın yerine Dahlan'ı geçirme stratejileri hala adım adım ilerliyor. Zira geç-tiğimiz günlerde bin Selman'ın Filistin Başkanı Abbas'ı ağırladığı ve ABD'nin planını kabul etmesi konusunda Abbas'a baskı kurduğu haberleri çıkmıştı. Bu çalışmaların mimarları da Uteybe-Dahlan-Dubowitz-Schanzer-Hannah gibi isimler. Bu yönde bir mail trafiği de söz konusu. Gazze'deki ablukayı devam ettirerek, bölgenin Ramallah yönetimine devredilmesi ve Abbas'ı Dahlan ile anlaşmaya itme konusunda sürekli mesai harcayan akıl, bu kişilerden oluşuyor. Sarraf davasına bilirkişi olarak atanan Schanzer, özellikle Hamas konusunda çok sert ve bu nedenle Türkiye'yi Hamas'a destek vererek teröre yardımla suçlayan raporlar hazırlıyor, makaleler yazıyor. Katar ve Türkiye'nin Dahlan yerine Abbas'ı desteklemekte ısrar etmesinin, Katar'a yönelik ablukanın nedenlerinden biri olduğu konusunda güçlü kanıtlar var. Bu kişilerin hazırladıkları rapor ve makalelerden bunları okuyabiliyoruz.

Gelelim Türkiye'deki 15 Temmuz ve Katar operasyonunda Uteybe, Dubowitz, Schanzer ve Dahlan faktörüne. Dahlan ile başlayalım. Abu Dabi veliaht prensi Zayed'in danışmanı Dahlan'ın, Uteybe ve Sarraf kumpasında bilirkişi olarak atanan FDD yetkilileri ile sürekli iletişim halinde olduğu sızan e-maillerden biliniyor. Tecrübeli gazeteci David Hearst, 15 Temmuz sonrası Dahlan'ın darbe girişimine dahli olduğu bilgisini geçmişti. Hearst; 15 Temmuz darbe girişiminden haftalar önce BAE hükümetinin 'ye para aktardığını, para transferi için bir aracı belirlediğini ve bu aracının da Muhammed Dahlan olduğunu yazmıştı. Dahlan'ın Gülen ile iletişim kurmasına, ABD'de yaşayan Filistinli bir iş adamının yardımcı olduğunu da aktarmıştı.

15 Temmuz'dan birkaç gün sonra terörist Gülen, Dahlan'ın sahibi olduğu El Gad adlı televizyona röportaj vermiş ve Türkiye'ye müdahale edin çağrıları yapmıştı. Elbette kanalın finansörü BAE'den başkası değildi.

Gelelim Sarraf davasında bilirkişi olarak atanan FDD yetkililerine. Dubowitz, ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Ed Royce'a -ki bu isim FETÖ'nün bağış yaptığı isimlerden biri- "Türkiye ile sertleşmemiz gerekiyor" şeklinde mailler gönderiyor. Dubowitz; "Sosyal medya, televizyon, radyo vs. medyada bir platformumuz olmalı ve bu platformda Türkiye'de hak ve özgürlüklerin durumu hakkında tartışmalar düzenlenmeli" önerisini getiriyor.

Uteybe ve FDD yetkililerinin bir diğer yazışmasında ise 11-14 Haziran tarihlerinde, FDD'nin BAE devlet yetkilileriyle gerçekleştirmeyi planladığı bir konferansın gündem madde-leri tartışılıyor: Erdoğan'ın başkanlığının doğuracağı sonuçlar, Erdoğan'ın bölgedeki rolü ve hedefleri, Kürt meselesi, Türkiye'nin zikredilen ülkelere yönelik politikaları, ABD ile BAE'nin Türkiye'yi daha iyi davranış sergilemeye yönlendirmek ya da mecbur etmek için atabileceği adımlar, siyaset, ekonomi ve güvenlik açısından kullanılabilecek araçlar…

Sızan e-maillerin dışında özellikle Hannah ve Schanzer'in 15 Temmuz öncesi Erdoğan'ı hedef alan, uluslararası makalelerinde yoğunlaşmaya gittiklerini görüyoruz. Örneğin FDD danışmanı Hannah'ın 15 Temmuz'dan tam bir ay önce Foreign Policy dergisine yazdığı yazı, bu ekibin darbe girişiminin bir parçası olduğunu ya da darbeyle koordineli olduklarının çok açık bir göstergesi. Hannah makalesinde; "Türkiye'de hala bir darbe riski var. Türkiye, yoldan çıkan bir NATO müttefiki ve er ya da geç bir hesaplaşma günü ihtimal dahilinde" diyerek makalesini şu cümlelerle devam ettiriyor, "Erdoğan'ın Türk siyaseti üzerindeki mutlak hâkimiyeti göz önüne alındığında sorunun büyük bir kısmı Erdoğan'ın ta kendisi. Görevi bıraksa ya da daha kontrollü bir şekilde hareket etse çok daha iyi şeyler olabilir."

DARBE YANLISI PERSPEKTİF

Dubowitz ile Schanzer'in 15 Temmuz darbe girişiminin hemen sonrasında yazdıkları makaleler, attıkları tweet'ler ya da hazırladıkları raporlar tamamen darbe yanlısı bir perspektifi barındırıyor. Birkaç örnekle bitirelim: Schanzer, darbeden iki gün sonra 17 Temmuz'da Washington Post gazetesindeki demecinde "Türkiye cuma gecesi askeri darbeyi önlemiş olabilir ancak sonuç yine de Türkiye'de demokrasinin hızla gerilemesi olacaktır." ifadelerini kullanıyor. Yine Schanzer Huffington Post'ta bir makalesinde "Sanki her şey yeterince karanlık gözükmüyormuş gibi Türkiye'nin diktatörü aynı zamanda ülkedeki siyasi sistemi manipüle ederek gücünü artırıyor. Başbakan olarak siyasi partisinin koyduğu süreyi doldurduğunda Cumhurbaşkanı olarak iktidara tutundu. Ama bu bile onun için yeterli değildi. Erdoğan şimdi de Türkiye'deki parlamenter sistemi başkanlık sistemine çevirmeye çalışıyor." diyor. Dubowitz'in 15 Temmuz darbe girişimine yönelik sözleri de benzer yönde. 15 Temmuz gecesi darbenin başarısız olmasına üzülerek şu tweet'i paylaşmış: "Çok acı. Erdoğan bugünden sonra daha fazla halk desteğine sahip olacak ve bunu demokrasinin aşınması için kullanacak."

Katar, Filistin, Suudi Arabistan, Mısır, Lübnan ve bunların yanı sıra Türkiye'ye müdahalelerde bulunmaya çalışan, kimi ülkelerde istediklerini başaran, kimi ülkelerde başarısızlığa uğrayan yapının bir parçası ile karşı karşıyayız. Türkiye örneğinde olduğu gibi başarısızlığa uğradıklarında alenen savaş açmaktan, seçilmiş siyasi liderlere karşı darbecileri savunmaktan, uluslararası medyayı kullanarak haksız yere itibarsızlaştırmaktan, Sarraf kumpasında olduğu gibi ülkelerin egemenliklerine müdahale etmekten ve bunu Suudi Arabistan'da, Lübnan'da, Mısır'da ve diğerlerinde olduğu gibi yolsuzluk, terör kılıflarını kullanarak yapmaktan hiç çekinmiyorlar. Sarraf kumpasında bilirkişi olarak atanan FDD yetkilisi bu isimlerin, Mısır'daki darbeye, 15 Tem-muz'daki darbe girişimine, Katar'daki ablukaya, Suriye'deki savaşa ve diğer tüm bölgesel meselelere dahli olduğu, fikirsel katkı sunduğu, strateji belirle-yenlerden olduğu çok açık. Tüm bunlara rağmen Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı bu durumu yolsuzluk meselesi olarak okuyanlar, bu operasyonu yapanla-rı değil kendi seçilmiş demokratik hükümetini suçlayanlar bu resme bir daha baksınlar. Türkiye'nin ve Recep Tayyip Erdoğan'ın neden hedef olduğunu, gerçek anlamda demokrasi ile yönetilen, halkın kendi liderini doğrudan seçebildiği tek Ortadoğu ülkesi olan Türkiye'nin bölgedeki diğer halklara da heyecan veren gelişiminin bu güçleri neden rahatsız ettiğini tekrar düşünsünler.

Star Açık Görüş - İdris Kardaş

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN