Merhamet nedir? Gereğinden fazla merhametten maraz mı doğar?
İslam'ın öngördüğü merhamet, her canlıyı kapsayacak kadar geniş bir vasfa sahiptir. Anne, baba, çocuklar, kadınlar, yaşlılar, yetimler, kimsesizler, hastalar ve yoksullar başta olmak üzere tüm insanlara ve diğer tüm canlılara şefkatli ve merhametli davranmak müminlerin görevidir. "Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz." hadisinden yola çıkarak merhametin dinimizdeki yerine, günümüzdeki konumuna ve gereğinden fazla merhametin doğurduğu sonuçlara değindik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
İnsanların ebeveynlerinden aldıkları genetik kodlamalar sayesinde edindikleri özellikler ve erken dönemde içinde yaşadıkları, yakın çevrelerinden öğrenerek kazandıkları, toplumsal yaşam ile ilgili mesajlar, gelişim sürecinde olan bireyde kişilik formasyonunun istikametini tayin etmede çok önemlidir. Son dönemlerde artan şiddet, taciz, cinayet gibi asla kabul edilemeyecek vakalar gösteriyor ki merhamet yeryüzünden elini eteğini çekiyor. İnsanlara karşı merhametin kalmadığı dünyada, hayvanlara yapılanları söylemeye dilimiz varmıyor.
Bunun altında yatan kişilik problemlerini görmezden gelmemek gerekiyor. Eğer çocuk, çocukluk yıllarında zalimce davranışlar gösteren bir aile ortamında gelişmiş ise veya okulda kendini aşağılayan, ya da şiddet uygulayan bir öğretmen ile muhatap olmuş ise; ileri erişkinlik yıllarında özellikle kendi yakın çevresinde bulunan eşine ve çocuklarına karşı, sonra da yakın akrabalarına karşı ve en sonunda da toplumun diğer fertlerine karşı zalimce davranmaktan geri durmaz. Kötü ve şiddet içeren bir eğitim ortamının sonucu ise ileriki yıllarında hem kişinin ruh sağlığının bozulması ve hem de eğitime karşı aşırı fobi geliştirmesi ile sonuçlanır.
İslâm'ın hadislerle süslediği hayvan sevgisi dosyamızı buradan okuyabilirsiniz.
En yakın örneğini yeni eğitim-öğretim yılı başlangıcında yaşadık. Sosyal medyada paylaşılan son derece rahatsız edici görüntüler, eğitimin nereye gittiğini, çocukların nasıl yetiştirildiğini ve çocuklarımızı yetiştirenlerin kimler olduğunu bir kez daha sorgulattı. Bir lisede okula yeni başlayan öğrenciler, okulun kıdemli öğrencileri tarafından, okul logolarındaki martıdan dolayı bir "gelenek" haline geldiğini söyleyerek savundukları "simit atma" âdetini gerçekleştirdi. Hem de yöneticilerinin gözleri önünde. "Zaten kuru simitlerdi!" diye savunulan bu hareket, ileride çocukluk yıllarından kalma pek çok probleme neden olacaktır.
Unutmayalım ki hayatın bütün alanlarında ve konularında, düştüğümüz yer de kalkacağımız yer de eğitimdir. Kendileri, çocukları, torunları için huzurlu ve güvenli bir gelecek isteyenlerin, yola ve yolculuğa buradan başlamaları gerekir. Önce kendi kalplerine merhameti aşılamalı, sonra yetiştirdikleri nesillere bunu öğretmelilerdir. Okul çağından itibaren merhamet eğitimi örgün eğitiminin temel özelliklerine göre planlanıp düzenlenmelidir. Çocuğun merhamet duygusunu geliştirebilecek etkinlikler sınıf ortamında işe koşulmalıdır. Öğretim kademelerine göre çocuğun zihinsel ve soyut empati yeteneğini geliştiren etkinliklere ağırlık verilmelidir. Bu bağlamda, çocuğun öğrenme tarzları göz önünde bulundurularak bu duyguyu geliştirecek hikâye, masal, fotoğraf, tarihi şahsiyetlerin yaşamlarından merhametle ilgili örnek vb. den yararlanılabilir. Çocuğa aşırı ya da gereksiz merhamet örnekleri sergilenmemeli veya verilmemelidir. Merhamet duygusunun eğitilmemesi büyük bir yıkımdır. Ancak çocuğa gereğinden fazla merhamet aşılanması da merhametsizlik kadar büyük bir yıkım olabilir.
Her şeyde olduğu gibi merhamette de orta yolu bulmalı, aşırılıktan sakınılmalıdır. Yani bir insana çok fazla merhamet edip her kusurunu hoş görür, her eksiğini giderirsek, ona iyilik değil, kötülük etmiş oluruz. Örneğin; başkalarının hakkına saygı duymayan, onlara zulmeden birisini affetmek demek bir ardından gelecek kötülüklere davetiye çıkarmak demektir. Kişi sadece kendine yapılan hataları affedebilir; başkasına yapılan hataları onlar adına affedemez. Demek ki cezayı hak etmiş bir kimseye merhamet adına ceza vermemekten, hastalık doğabilir. Gerektiği kadar erhamet göstermeli ve olayları hem kalbi hem de fikri dünyamızda iyi değerlendirmeliyiz. Ölçülü ve dengeli şefkat beslemeliyiz; aksi halde bu durum bir rahatsızlığa döner.
Hz. Peygamber Hz. Hatice ile evlenmiş ve bu evlilikten ilk kızı Zeyneb dünyaya gelmişti. Evlenme çağına gelince Hz. Peygamber onu, teyzesinin oğlu Ebu'l-Âs ile evlendirmişti. Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden bir süre sonra kızı da hicret etmişti. Bir gün çocuklarından birisinin ağır bir şekilde hastalanması üzerine Zeyneb, babasına, torununun çok hasta olduğunu, acilen gelmesini söyleyerek haber yollamıştı. Muhtemelen o sırada çok önemli bir işle meşgul olan Allah'ın Resûlü ona selâm gönderip, "Allah'ın aldığı ve verdiği her şey kendisine aittir. Her şey Allah katında takdir edilmiştir. Sen sabırlı ol ve mükâfatını Allah'tan bekle." diye tavsiyede bulunmuştu.
Fakat bebeğin durumu ağırlaşınca, babasını yanında görmek isteyen Zeyneb mutlaka gelmesini isteyerek bir daha haber göndermiş, Hz. Peygamber de kızını kırmayarak beraberindekilerle birlikte onun evine gitmişti. Can çekişmekte olan çocuğu şefkat ve merhametle kucağına alan Rahmet Peygamberi, gözyaşı dökmeye başlamıştı. Yanındaki arkadaşlarından Sa'd b. Ubâde, "Bu (gözyaşı) da nedir yâ Resûlallah?" diyerek hayretini gizleyememişti. Bunun üzerine şefkatli Nebî, "Bu gözyaşı, Allah'ın, dilediği kullarının kalplerine yerleştirdiği bir rahmettir. Allah, kullarından sadece merhametli olanlara merhamet eder." buyurmuştu.