Issızlığın ortasındaki on bin yıllık Türk kabilesi: Duhalar
Türkiye'nin iki katı büyüklüğündeki Moğolistan'da ıssızlığın ortasında yaşayan Duha Türklerini daha önce hiç duymuş muydunuz? Ya da dünyada nüfusun en seyrek olduğu yerlerden birinde, geyik sürüleriyle izole bir hayat sürdürdüklerini? Sizler için, on bin yıllık Duhaların ilginç hayatlarını derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Duha Türkleri için geyik, hayat demektir. Ren geyiği sürüleri besleyen Duha Türkleri, bu hayvanlar sayesinde hayatta kaldıklarını düşünüyor. Geyiklerin eti, sütü, postu, yünü, boynuzu, kısacası her zerresi Duhaların temel gıda ve geçim kaynağıdır. Bundan elde ettikleri hayatlarını idame etmek için kullanıyorlar.
Ren geyikleri Duhalar için aynı zamanda taşımacılıkta da kullanılan bir binek hayvanıdır. Yük taşımada kullandıkları geyikleri at gibi sürüyorlar ama bu sadece çok soğuk kış mevsiminde mümkün çünkü geyikler havalar ısındıkça dayanıklılığını kaybediyor. Duhalar da bu nedenle geyik sürülerini baharla birlikte daha yüksek yerlere götürüyor. Isınan havada binek hayvanı olarak da geyik yerine at kullanıyorlar.
Duha Türkleri, ren geyiklerinin sayısını artırmaya çalışıyor. Şu anda ilk taygada 600, daha uzaktaki ikinci taygada bin kadar geyikleri var. Bu yaz geyiklerin yavrulamasıyla bu sayının 2 bine ulaşması hedefleniyor.
Ortak kelimelere örnek olarak ise "baş, el, kol, but, göz, kulak" gibi uzuvların isimleri, sayıların neredeyse tamamı, gece ve gündüz gibi doğa olayları, "biz, bizder (bizler), men, sen, o" gibi zamirler ile "var, yok, et, süt" gibi daha birçok sözcük sayılabilir.
Son yıllarda artan turizm de Duha Türklerinin dış kültürlerin etkilerine daha açık gelmesine yol açıyor. Moğolistan'daki el değmemiş doğayı görmek için dünyanın dört bir yanından gelen turistler, Duha Türkleri hakkındaki yayınlar sayesinde bu bölgeye de gelmeye başladı.
Özellikle yaz aylarında Tsaganur civarına gelen turist sayısında artış görülüyor. Bölgede yaşayanlara geçen yıl buraya 2 binden fazla turistin geldiğini aktarıyor. Turistler, Duhaların kültürünü görmek ve el değmemiş doğada zaman geçirmek için taygalara giderek çadırlarını kiralıyor ve geyiklerine biniyor. Duhalar da turistlere geyik boynuzundan, derisinden ve kıymetli taşlardan yaptıkları hediyelik eşyaları satarak gelir elde ediyor.
Duhalar eşitlikçi ve paylaşımcı bir toplumdur; toplum içinde güç, otorite sahibi bir lider yoktur; yaşlı kişilerin sözü önemsenmekle beraber, kararlar birlikte alınır ve uygulanır. Hiyerarşik bir toplumsal yapıları olmadığı için, kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlik de teorik olarak yok denecek kadar azdır. Duhalar, kendi aralarında kurdukları bu eşitlikçi ilişkileri, doğayla doğrudan kurdukları ilişkilerde de korurlar ve yaşayan her canlıya saygı duyarlar.
Duha Türkleri Şamanizme inanıyor. Taygada yaşayanlar, güneşin, ayın veya önemli doğa olaylarının durumuna göre ya da ciddi hastalıklar gibi zorluklar halinde ayinler düzenliyor. Bu ayinlerde ruhlarla temasa geçerek zorluklardan kurtulmak için kötü ruhları kendi yöntemleriyle kovduklarına inanıyorlar.
Taygadaki Duha topluluğunun içinde iki şaman bulunuyor. Biri topluluğun önde gelenlerinden Gambat Sandık. Gambat, sağlık sorunu ve kişisel sıkıntıları olan kişilerin kendisine çözüm bulmak için geldiğini anlatıyor. Bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için ayinler yaptığını aktaran Gambat, kötü ruhları kovduktan sonra kişilerin sıkıntılarından kurtulduğunu savunuyor.