Arama

Aşık Veysel hakkında bilinmeyenler

Âşık geleneğinin öncü isimlerinde Âşık Veysel, 124 yıl önce bugün doğdu. Şiirleriyle, türküleriyle insanlara yol gösteren Veysel, Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük ozanlarındandı. "Acı hayatım var. Fakat ben şikâyetçi değilim. Gözlerim kapanmış dünya bana zindan olmuş. Beni de dünya tanıtmış. Şikâyetçi değilim müsterihim." diyen büyük ozan bütün ömrü boyunca hep şükrederek yaşadı. Usta ozan Âşık Veysel'in hayatı hakkında az bilinenleri sizler için derledik.

  • 6
  • 11
SAZ ACINDAN ÖLÜYOR!
SAZ ACINDAN ÖLÜYOR!

Âşık Veysel, kibirli bir adam değildi. Türkiye çapında ulaştığı şöhret, onu, yakın ve uzak çevresinden hiçbir zaman koparmadı. Kelimenin tam anlamıyla bir halk adamıydı. Siyasi bir rengi olmayan toplantılara katılır, çalar, söyler, kendisini dinletmesini bilirdi. Kibirli olmamakla birlikte bir köşede unutulmasına da katiyen katlanamazdı. Davet edildiği meclislerde söz biraz uzadı mı, Veysel elini masaya birkaç defa vurarak sesini yükseltirdi:

-Efendiler! Biz yiyip içiyoruz amma saz acından ölüyor!

Sonra sazını bağrına basar, o tamamen kendine has özelliğiyle Sivas ağzına güzellik kazandırıp çalıp söylerdi.

  • 7
  • 11
YALANIM VARSA İKİ GÖZÜM KÖR OLSUN!
YALANIM VARSA İKİ GÖZÜM KÖR OLSUN!

Veysel, içi-dışı birbirine uygun adamdı. Sade bir yaşayışı vardı. Şakalaşmaktan, nükte yapmaktan hoşlanırdı. Başından geçen bir olayı, olduğu gibi anlattıktan sonra:

-Yalanım varsa iki gözüm birden kör olsun, diyerek dizlerine vurur sonra hafifçe gülümserdi.

Öğretmen oğlu Bahri Şatıroğlu anlatıyor:

"Babam biraz rahatsızdı. İlçeden kaymakam, veteriner hekim ve jandarma komutanıyla Ankara'da trafik polisi olarak çalışan Höyük Köyü'nden Arif Bey, ziyaretlerine geldiler. Hoşbeşten sonra latifeler başladı.

O akşam misafirler, muhtarın davetlisiydiler. Babamı da alıp gittiler. Yiyip eğlendiler. Yatmak için bize geleceklerdi. Geç vakit kalktılar. Dışarıda, sicim gibi yağmur başlamıştı. Her taraftan sel gidiyordu. Babam, yolu iyi bildiği için hızlı hızlı yürüyordu. Diğerleri, karanlıkta nerenin yol nerenin bataklık olduğunu fark edemiyorlardı. Bu yüzden, adımlarını çok dikkatli atıyorlardı. Bir ara veteriner hekim bağırdı: 'Veysel! Ağır yürüsene, yetişemiyoruz!'. Babam şakaya başladı: 'Kör müsün? Benim geldiğim yerden sen de gel işte!'

Sözünü bitirmeden, kaymakam çamura battı. Düşenin kaymakam olduğunu anlamayan babam kahkahayı bastı: 'Hele bak hele! Birinci kör çamura düştü!'

Yağmur altında ve karanlıkta biraz daha yol aldılar. Trafik polisi Arif Bey, babamı adım adım takip ediyordu. Veteriner hekim, arkadan yine seslendi: 'Veysel! Sana ağır ol dedik ya! Neredeyse bir amdan aşağıya yuvarlanacağız!'

Babam, adımlarını daha da sıklaştırarak veterinere seslendi: 'Yol ortasında yavaşlamanın tehlikesini biliyor musun? Baksana! Trafik peşimi bırakmıyor.'

  • 8
  • 11
UZUN İNCE BİR YOLDAYIM
UZUN İNCE BİR YOLDAYIM

Veysel "uzun ince bir yoldayım!" diye başlayan meşhur şiirini 49 yaşında iken söyledi. Bir gün Hidayet Gülen'e "Gidiyoruz bakalım. Doğduğumdan beri 49 yıl oldu. Hayat pek kısa. Gece oluyor gündüz oluyor. Güneşi görüyorum ama yıldızları merak ediyorum!" dedi. Birkaç gün sonra ise kendisini dinleyenlere o meşhur şiirini okudu:

Uzun ince bir yoldayım

Gidiyorum gündüz gece

Bilmiyorum ne haldeyim

Gidiyorum gündüz- gece

Dünyaya geldiğim anda

Yürüdüm aynı zamanda

İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz-gece

  • 9
  • 11
ÂŞIK VEYSEL’E YAZILAN MEKTUP
ÂŞIK VEYSEL’E YAZILAN MEKTUP

Temmuz ayının sonlarına doğru enstitünün ekinleri artık tırpanların önünde yere kapanıyordu. Harmanlar kurulmuştu. Hasanoğlu Köy Enstitüsü'ne genel müdür gelecekti. Veysel de köyünü özlemişti. "Ekinlerimiz düşünüyorum, bebeler de küçük, Gidebilseydim" diyordu.

Genel müdür, Enstitüye gelince Âşık Veysel dilekçesini arkadaşına yazdırdı:

Yeni mektup aldım gül yüzlü yardan

Gözetme yolları gel deyi yazmış.

Sivralan Köyünden bizim diyardan

Dağlar mor menevşe, gül deyi yazmış.

Beserek'te lale sümbül yürüdü

Gül Dede'yi çayır çimen bürüdü

Karakaş'ta kar kalmadı eridi

Akar gözüm yaşı deyi yazmış

Eğlenme gurbette yayla zamanı

Mevla'yı seversen ağlatma beni

Benek benek mektuptadır nişanı

Gözyaşım mektupta pul deyi yazmış.

Kokuyor burnuma Sivralan köyü

Serindir dağları, soğuktur suyu

Yar mendil göndermiş yadigâr deyi

Gözünün yaşını sil deyi yazmış.

Veysel bu gurbetlik kar etti cana

Karıştır göçünü ulu kervana

Gün geçirip fırsat verme zamana

Sakın uzamasın yol deyi yazmış.

Şiir, genel müdüre okunduktan üç gün sonra Âşık Veysel Hasanoğlan'dan Sivas treniyle ayrıldı.

  • 10
  • 11
ÂŞIK VEYSEL’İN SEVMEDİĞİ İNSANLAR
ÂŞIK VEYSEL’İN SEVMEDİĞİ İNSANLAR

Âşık Veysel, yalanı ve yalancıyı sevmezdi. Doğru adamdı. Adının etrafındaki örülen çok renkli yakıştırmalara güler geçerdi. Bir gün Mustafa Baydar'a bir özelliğini şöyle anlatıyor: "İnsanların hepsinden hoşlanırım da bazı insanlarda riya vardır. Bazılarında yalan vardı. Bazıları ise, çok yemin ederler. İşte böyle insanları sevmem. Yemin, kötü ahlaklı insanların bir yardımcısıdır, yalan da kalesi!"

Veysel, bütün ömrü boyunca hep şükrederek yaşadı. Gözlerinin görmemesinden bile şikâyetçi olmadı. İsyan çığlıkları koparmadı. Hayatıyla ilgili bir açıklamadı ne kadar dikkat çekicidir: "Acı hayatım var. Fakat ben şikâyetçi değilim. Gözlerim kapanmış dünya bana zindan olmuş. Beni de dünya tanıtmış. Şikâyetçi değilim müsterihim."

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN