Osmanlı topraklarında seyahat etmek için verilen özel izin; Mürur tezkiresi
Farklı nedenlerle yüzyıllardır Osmanlı toprakları insanların ilgisini çekiyordu. Fakat bu topraklara seyahat etmek isteyen yerli ve yabancı herkes, bir izin tezkiresi almak mecburiyetindeydi. Osmanlı sınırları içerisinde dolaşmanın bazı şartları vardı. Osmanlı topraklarındaki herkes bu şartlara göre hareket ederdi. Peki, mürur tezkiresi nedir? Yabancılar Osmanlı topraklarında hangi prosedürü izleyerek gezebiliyorlardı, nerelere gidiyorlardı?
Önceki Resimler için Tıklayınız
10 Şubat 1841 tarihinde çıkarılan Men-i Mürur Nizamnamesi ile ülke içinde yapılacak seyahat kurallar ile güvence altına alındı.
Nizamnamede yer alan 5, 8 ve 9. maddeler yabancıların ülke içindeki dolaşımıyla ilgiliydi. Kara yoluyla gelecek olan ziyaretçiler gittikleri şehirlerde bulunan görevli memura elindeki izni imzalatmalıydı. Deniz yoluyla İstanbul'a gelenler ise elinde bulunan belgeleri Haliç'te gemide bekleyerek gelecek olan memura imzalatırdı.
Yabancıların Osmanlı Devleti'ni ziyareti için bazı belgeler gerekli olsa da bu evrakın bir kanunla düzenlenmesi ilk kez 14 Şubat 1867'de Pasaport Odası Nizamnamesi ile yapıldı. Bu nizamnameye göre elinde seyahat izni bulunan yabancı, iznini kendi konsolosundan veya Osmanlı Devleti'nin elçi ve şehbenderlerine vize ettirmeliydi.
Sultan II. Mahmud, İstanbul'un belediye işleri için İhtisap ağasını vazifelendirdi. Elinde mürur tezkeresi olmayanlar şehre giremeyecekti. Mürur tezkereleri herkesin kendi memleketinden alınacak ve bunlara İstanbul'a ne iş için geldikleri yazılacaktı. Rumeli'den gelenler Küçükçekmece'den, Anadolu'dan gelenler de Bostancıbaşı Köprüsünden ancak şehre girebilecekti. Şehrin iki uç hududu dışındaki yollardan şehre girenler mürur tezkereleri olsa da cezalandırılacaktı.
Bizzat padişah tarafından verilen bu izinlerden birkaç örnek:
''Edirne mollasına, bostancıbaşısına ve Edirne'yle İstanbul arasındaki kadılara, kethüdalara ve yeniçeri zabitlerine emirdir:
Köstendil sancağının Doblice kazasında yaşayan Ali adındaki kişi çocuksuz olarak ölmüş, mirası İstanbul sakinlerinden Halil'in annesi Ayşe'ye kalmış ve Ayşe vâris olduğunu ispatlayıp Ali'nin mallarıyla eşyalarını alıp satmak için iki adamıyla beraber Doblice'ye gitmişti. Oğlu Halil, saadetlerle dolu kapıma müracaat ederek annesinin dönüşte Edirne'ye vardığı sırada İstanbul'a yollanmadığını bildirip şehre girebilmesi için izin vermemi istedi. Yapılan soruşturmada Halil'in annesi Ayşe'nin İstanbul'un Mesihpaşa semti sakinlerinden olduğu, altı ay önce sözü edilen miras işi için iki adamıyla beraber Rumeli'nin Dobrice kazasına gittiği, sonra yeniden İstanbul'a dönmek istediği anlaşıldı. Mahalle imamı Hacı Osman oğlu Hafız Ahmed Efendi, müezzin Ali oğlu Hasan Çelebi, mahalle sakinlerinden Seyyid Cemaleddin oğlu Seyyid Mehmed Ağa, Ali oğlu Mahmud Çelebi ve Ali oğlu Mustafa da aynı şekilde bilgi verdiler. İstanbul Mahkemesi'nden Mehmed'in de bu konuda verdiği bir karar bulunmaktadır. Bu emir, bu yolda hareket etmeniz için yazıldı.
Temmuz 1743''
''Kocaeli yöneticilerine, İznik kadılarına, yeniçeri kumandanlarına ve iskele sorumlularına emirdir:
İstanbul'da Azaplar mahallesi sakinlerinden Mehmed isimli kişi gelip annesi Ayşe'yle karısı Fatma'nın Allah'ın emriyle bir hastalığa uğradıklarını ve Kocaeli'deki ''Dağ Hamamı'' denilen yere gidip gelmek için benden izin aldıkları halde dönüşleri sırasında İzmit'te durdurulduklarını söyledi. Mehmed'in İstanbul'da Azaplar civarında Elvanz*ade mahallesi sakinlerinden olan annesi Mustafa kızı Ayşe'yle karısı Mehmed kızı Fatma hakkında yapılan tahkikatta, bundan dört ay önce hamama gittikleri ve mahallelerine dönmek istedikleri anlaşıldı. Müezzin Abdullah Halife ile mahalle sakinlerinden hamamcı Hasan oğlu Mahmud Ağa, Hüseyin oğlu bakkal Hacı Mustafa, Mehmed oğlu hasırcı Mehmed Çelebi, Hacı Mustafa ve Osman oğlu turşucu Hasan Beşe de bu şekilde ifade verdiler. İstanbul Mahkemesi'nden Abdullah da bir karar çıkarttı ve bu emir, sözkonusu karar uyarınca İstanbul'a dönmelerine engel olunmaması için yazıldı.
Aralık 1750''
Kayıtlı Mürûr Tezkeresi belgelerine göre İbrahim adlı bir kişi, kayınvalidesinin Mısır'dan İstanbul'a dönebilmesine yönelik bir dilekçe yazdı. Dilekçede Ayşe Hanımın 20 sene Kasımpaşa'da oturduğunu 1851-1852'den beri İskenderiye'de oturmakta olduğunu, yeniden İstanbul'a gelmek istediği ancak izin verilmediği, kızının İstanbul'da oturmasından dolayı İstanbul'a gelmesinin uygun olacağı, kendisinin İstanbul'a dönmesi için Mısır valisine hitaben emir yazılması istenmektedir.